İlahi Teklifler Kadın ve Erkek Her Müslümanadır

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

 

 İslam, kadın ve erkek cinsine bütünlük çerçevesinde bir insan olarak bakmıştır.  İslam’a göre her iki cins de iman, ibadet ve ahlak alanında kendi özgür iradeleriyle ulviliğe yükselebilecekleri gibi süfliliğe de düşebilirler.  Her iki cins de insan-ı kâmil olma bağlamında fırsat eşitliğine sahiptirler. Çünkü İslâm’ın doğuşuyla birlikte kadın şahıs planında erkek gibi cemiyetin bir organı olarak kabul görmüştür. İslâm, kadın ve erkeğe bütün olarak yaklaşmış ve insanın hükmî ve hukukî şahsiyetinin mükerrem olduğunu tebrik ve tebcil ederek bunu belirli bir esasa bağlamış, netice de iki cinsin de Allah’ın teklifleri karşısında eşit ve sorumlu olduğunu bildirmiştir.   Rivayetlere göre bir gün Hz. Peygamber (a.s)’ın eşi ve biz müm’minlerin annesi Ümmü Seleme Radıyallahu anhâ: “Ey Allah’ın Resûlü! Ne oluyor ki Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de erkekleri iyilikle anıp kadınları zikretmiyor” demişti. Bunun üzerine şu uzun âyet nâzil olmuştu:

“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mü’min erkekler, mü’min kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler ve ibadet ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler ve özü sözü doğru kadınlar; sabreder erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü ibadete vermiş erkekler ve gönlünü ibadete vermiş kadınlar; yardım yapan erkekler ve yardım yapan kadınlar; oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan erkekler ve Allah’ı çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah hem bağışlama lütfu hem de büyük bir ödül hazırlamıştır.” (33/Ahzap 35).

Görüldüğü gibi bu ayete göre,  başta iman ve İslam olmak üzere ibadet, itaat ve ahlâkî ilkelere uyma bakımından kadın ve erkek arasında hiçbir ayrım yoktur. Her ne kadar bu  ayette iman ve İslam’dan sonra ibadetlerin ve ahlaki esasların bir kısmı zikrediliyorsa da  “cüz’den kül” kastedilir prensibinden hareketle diğer ilkeler de bunların içinde mündemiçtir.  Makalemizde: iman, ibadet ve ahlak konularını birlikte değerlendireceğiz: 

İslam akâidinde; dilde iman tasdikten, İslâm ise teslimiyetten ibarettir. Her ne kadar sözlükte iman ve İslam lafzı farklı manalara geliyorsa da terim olarak iman ve İslam birbirinden ayrı değildir.  İmam’la İslam et ve tırnak gibi ya da sırt ve karın gibidir.   Nasıl ki, sırt ve karın, et ve tırnak birbirlerinden ayrılmazlarsa iman ve İslam da birbirlerinden ayrılmazlar. Bu tarzda, iman ile İslâm özdeşleştirilir. Her mü’minin diyen  Müslümandır, her Müslümanım diyen de mü’mindir.

İslam dininin temellerini iman, katlarını ise ibadetler oluşturur. Müslümanlıkta,  İslam dinine mensubiyetin en önemli alametleri arasında,  ibadet hayatı gelir. İbadet, vakit ve mekanla kayıtlı olan Allah’ın razı olduğu fiilleri yerine getirmektir. Belli vakit ve mekânlarla kayıtlı olan bu ibadetlerden başka, bir de Allah’ı razı etmek adına yapılan her türlü meşru faaliyetler vardır. Geniş anlamda bunlara da ibadet denir.   İslam dininin temelini iman, katlarını ibadetler, çatısını da ihlas ve güzel ahlak oluşturur.

O halde, geniş anlamda iman, ibadet ve ahlaki alanda insan-ı kâmil mertebesine ulaşan ve kulluk imtihanını kazanan Müslümanlar hem kendilerini ve hem de dünyayı değiştirebilirler.  Bu anlamda kadın ve erkek ayrımı yapılmaksızın İlahi teklifler karşısında bütün Müslümanlar eşit ölçüde sorumludurlar. İslam Müslümanların hayatında;  iman, ahlak ve ibadetleriyle bir bütün olarak yaşanmalıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.