Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvancılık sektöründe radikal bir değişimin kapısını aralayan "Gelir Garantili Besicilik Projesi"ni hayata geçirdi. Son yıllarda yükselen yem, enerji ve finansman maliyetleri karşısında ezilen besiciler için büyük bir vaatle sunulan proje, kısa sürede yoğun ilgiyle karşılaştı. Ancak Türkiye'de kırmızı et üretiminin önündeki en büyük engel olan fiyat belirsizliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen modelin perde arkası, üreticileri ikiye böldü. İlk etapta 3 bin 600 üreticiye toplam 108 bin baş besilik hayvan ulaştırılacağı açıklandı. Bu devasa rakamın satır araları incelendiğinde ise, üretici başına sadece 30 hayvan düştüğü görülüyor. Sektör temsilcileri, bu miktarın aile işletmelerini ne kadar ayakta tutabileceğini tartışıyor.
Riskler Azalıyor Ancak Ölçek Yetersiz Kalıyor
Sektörde yıllardır süregelen en büyük çıkmaz, üreticinin hayvanı alırken maliyet hesabı yapabilmesine rağmen, aylar sonra hangi fiyattan satacağını öngörememesiydi. Piyasadaki fiyat dalgalanmaları nedeniyle zarar eden ve faaliyetlerini sonlandıran aile işletmeleri için Et ve Süt Kurumu (ESK) destekli bu model teoride büyük bir fırsat. Besi sürecinin ardından hayvanların önceden belirlenen şartlar dâhilinde geri satın alınacak olması, besicinin fiyat riskini sıfırlıyor. Sektör temsilcilerinin "hayvancılıkta sözleşmeli üretimin yeni nesil modeli" olarak tanımladığı bu sistem, kağıt üzerinde güven verse de üretici başına düşen 30 baş sınırlandırması projenin toplam et üretimine etkisinin sınırlı kalacağı eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Kilogram Başına 110 Liralık Avantaj Yetecek mi?
Proje kapsamında küçük üreticiye sağlanan finansal destek, özellikle kredi maliyetlerinin yükseldiği bu dönemde oldukça kritik. Bakanlık verilerine göre sisteme dâhil olan üreticiler, kilogram başına yaklaşık 110 lira avantaj elde edecek. Bu durum, piyasa şartlarına göre yüzde 25’in üzerinde bir maliyet avantajı anlamına geliyor. Uzmanlar, sağlanan bu doğrudan desteğin ve alım garantisinin nakit akışını ciddi ölçüde rahatlatacağını vurgulasa da, üreticiler 30 hayvanın getireceği toplam karın, işletmenin genel sabit giderlerini karşılamakta yetersiz kalabileceğinden endişeli.
Akıllı Hayvancılıkla Yemde Yüzde 15 Tasarruf
Yeni dönemin en çok parlatılan yönlerinden biri de dijitalleşme ve yapay zekâ destekli üretim modeli oldu. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yaygınlaştırmayı hedeflediği akıllı tarım teknolojileri sayesinde, projede yer alan hayvanlar sensörler yardımıyla anlık olarak takip edilecek. Hayvanların yem tüketimleri ve sağlık durumları analiz edilerek olası hastalıklar erkenden tespit edilecek. Dünyadaki benzer uygulamalarda akıllı hayvancılığın yem maliyetlerinde yüzde 10 ila 15 arasında tasarruf sağladığı bilinirken, üreticiler bu teknolojinin 30 hayvanlık küçük bir sürüde uygulanmasının maliyet-fayda dengesini sorguluyor.
Küçük Aile İşletmelerine Stratejik Dokunuş
Son yıllarda artan maliyet baskısı, Türkiye'deki küçük besicilerin sektörden çekilmesine ve üretimin büyük ölçekli endüstriyel işletmelerin elinde toplanmasına yol açmıştı. Gelir Garantili Besicilik Projesi ise rotayı yeniden kırsala çevirerek 200 başın altındaki işletmelere öncelik tanıyor. Bakanlık, köylerdeki ekonomik hareketliliğin korunması açısından aile işletmelerini stratejik bir kale olarak görüyor. Ancak üreticiler, projenin gerçekten kırsaldan kente göçün engellenmesinde etkili olabilmesi için, üretici başına düşen hayvan kotasının sürdürülebilir bir geçim kaynağı yaratacak seviyeye çekilmesi gerektiğinin altını çiziyor.