"Zeki Sezer'in istifasıyla boşalan DSP Genel Başkanlığı için hemen herkes Mustafa Sarıgül'ün adını zikrediyor ama bu plan sanıldığı kadar kolay hayata geçmeyebilir."
Cemaat'in 'Sol'un lideri' planı
Zira, Fethullah Gülen Cemaati'nin de bu koltuk için bir adayı var. Cemaat, 29 Mart'tan sonra Türkiye'deki siyaset dengelerinin yeniden şekilleneceğini hesap etmiş ve sol'un önemini de kavramış durumda. Bu alanda da etkinliğini korumak istiyor.
Cemaat'in DSP liderliği için gönlünden geçen isim Tayyibe Gülek.
Fethullah Gülen'le yakınlık kuran Bülent Ecevit hükümetinde Devlet Bakanı olarak görev yapmıştı Gülek. Bir ara gazeteci Murat Birsel'le evliydi. Liberal görüşleri ve o çevrelerle yakınlığıyla biliyor. Mesela AKP'nin 'de facto' gençlik kolu görevi yapan 'Genç Siviller'in gözdelerindendir.
Ama bütün bunların ötesinde Tayyibe Gülek, Cemaat'e babasından mirastır.
Türk Siyaseti'nin 'çarıklı politikacı'sı Kasım Gülek'in kızı o.
Gelin bu karizmatik siyasetçiyi hatırlayalım...
Son derece etkileyici bir CV: Dünyanın önemli üniversitelerinden (Columbia, Londra, Cambridge) alınan dereceler. Atatürk'ün talimatıyla girilen siyaset. Milletvekilliği, bakanlıklar, CHP Genel Sekreterliği... Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, NATO gibi uluslararası kuruluşlarda önemli görevler...
Ama bütün bunların ötesinde bir kimliği daha var rahmetli Kasım Gülek'in...
Fethullah Gülen'in en yakın dostlarından biriydi.
Kasım Gülek, Amerika'da geçirdiği yıllar boyunca Cemaat'in örgütlenme modelini örnek aldığı Moon Tarikatı'yla yakın ilişkiler kurmuş bir isim. Orada öğrendiklerini, edindiği tecrübeleri de Cemaat'le paylaşmış.
Gülen, çeşitli röportajlarında bu dostluğa atıfta bulundu geçmiş yıllarda.
Hatta, Amerika'da kaldığı yıllar içinde CIA ve Pentagon'la da iyi ilişkiler kuran Kasım Gülek'in Cemaat'e ABD'de kefil olduğu da iddialar arasında.
Zamanında Yeni Yüzyıl gazetesine konuşan Fethullah Gülen de bu iddiaları bir anlamda kabul etmiş zaten:
'Kasım Gülek beyin baldızı Amerika'daydı. Yani Pentagon'la irtibatları vardı. Eğer kendisine değişik platformlardan, Beyaz Saray'dan sormuşlarsa 'Bunlar nedir?' diye, o da 'Endişe edilecek bir şey yoktur' demiştir, referans vermiştir.' (21 Ocak 1999)
Aynı Gülek, ABD'de Fethullah Gülen'in kimi insanlarla görüşmesi için aracılık da yapmıştı.
Kasım Gülek 1996 yılında vefat etti. O gün bugündür de, artık adını iyice siyasette duyuran ve DSP saflarında yer alan kızı Tayyibe Gülek'in yıldızı parlıyor, Cemaat onu bağrına basıyor, sahipleniyor, 'babadan miras' muamalesi yapıyor.
Doğrusu, Tayyibe Gülek'in teşkilatla da arası çok iyi. Dahası Mustafa Sarıgül'le de. DSP'deki liderlik yarışına sıradan bir kurultay gibi bakmamak gerekiyor. Kimlerin ne gibi hesapları var, ortada işte.
Doğan Grubu yöneticileri hedef gösterildi
Dün, Hürriyet gazetesinden maaş alan insanların sahibi olduğu bir internet sitesi 'güya' masum bir medya haberi yayınladı. Bebek Bar'da Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Tayfun Devecioğlu ve Uğur Dündar buluşmuş içki içiyorlarmış. Bir de bu haberi 'masum' gibi göstermek için Papermoon'da bir başka gazeteci grubunun yemek yediğini haber yapmışlar. Akılları sıra 'arada kaynayacak.' Bir tür 'köylü kurnazlığı' bu.
İstanbul'da her gece üç-beş gazeteci buluşur, bir yerlerde içki içip sohbet eder. Yıllardan beri böyledir bu. Papermoon deseniz, her gece oradan haber çıkar. Hiçbir özelliği, haber değeri yok kısacası. Biraz dolaşan insan kolaylıkla gazetecilere rastlar. Önemsenmez.
Her gece bir sürü gazeteci buluşup sohbet ediyor ama onlar haber yapılmıyor. Peki bu buluşma neden 'özel haber' olarak duyuruluyor?
Çünkü burada niyet başka. Bu haberin önemi içeriğindense onu 'okuma kodları'nda gizlidir. Önemli olan bu haberin AKP'lilerce, dinci basınca nasıl algılanacağıdır.
'Doğan Grubu kurmayları yine kendi aralarında ne planlıyor' diye komplo kurulmasından başka bir amaca hitap etmez.
Bebek Bar'daki masadaki bütün isimler yönetici ve yönettikleri kurumlar (Hürriyet, Milliyet, Vatan, Star TV) hem hükümetin, hem dinci basının hedefi. Dahası, Başbakan'ın kafasında 'Doğan Grubu tek merkezden yönetiliyor, bir bütündür, her gün buluşup ortak karar alıyorlar, politika belirliyorlar' gibi komploların dolaştığı da herkesin malumu...
İşte tam da Başbakan'ın işine yarayacak, ekmeğine yağ sürecek bir haber... Ve bütün bu haber sistematik bir operasyonun devamı: Birileri Doğan Grubu'nun içinden Doğan Grubu'na zarar vermek için uğraşıp duruyor.
Mehmet Barlas Sabah'tan ayrılıyor mu?
Mehmet Barlas'ı bir gece önce 'Yorum Farkı'nda dinliyorum, Erdoğan'ın NATO çıkışı hakkında epey sert konuşuyor. Özetle 'Türkiye'nin önünde iki seçenek var, ya demokratik ve çağdaş bir devlet olacak ya da İran, Saddam'ın Irak'ı, Afganistan gibi 'kodumu oturtan' bir yol seçecek' diyor, 'Ama ikinci yolu tercih edenlerin sonu da hiç iyi olmuyor' diye eklemeyi ihmal etmiyor.
Barlas, dünkü yazısında da aynı temayı işlemiş. Ama ekrandaki konuşmaya göre daha serinkanlı, sakin ve 'üst perdeden' yazılmış. Halbuki genelde tam tersidir; insan gazetede daha rahat yazar, televizyonda daha fazla kitleye hitap edeceği için kendini törpüler.
Barlas'ın bu tersine denge mekanizmasının sırrını merak ediyorum. Acaba 'Söz uçar yazı kalır' diye mi yazıları daha sakin; belki yazılı görünce alınan olur diye.Yoksa Sabah'ta yazdığı için mi kendini yeteri kadar rahat ifade edemiyor?
Açıkçası aklımdan geçen şu: Benim tanıdığım, bildiğim Mehmet Barlas da Sabah'ın bugünkü içler acısı durumundan epey şikayetçidir. Ama henüz bunu Hıncal Uluç gibi dillendirmiyor. Yoksa kaygılarının bir süredir arttığını hissediyorum.
Oray Eğin-Akşam