Cami ve hoşgörü kültürü

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her yıl kutlana gelen “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” bu yıl da 1-7 Ekim tarihleri arasında ülke çapında düzenlenecek etkinliklerle kutlanacaktır.

Bu sene “Cami-Çocuk Buluşması” ve “Din Hizmetlerinde Gönüllülük” temalarının tercih edilmesi bu haftaya ayrı bir anlam katacaktır. Ben bu yazımda tarihsel süreçte camilerimizin hoşgörü kültürüne yaptığı katkılar üzerinde duracağım.

Camilerimiz, diğer din mensupları için dehoşgörü kültürünün yayıldığı yegâne mekânlardır. Hz. Peygamber, başka ülkelerden gelen heyetleri ve elçileri camide karşılar, görüşmeleri ve müzakereleri orada yapardı. Birgün saldırmazlık antlaşması yapmak için Medine’ye Necran heyeti gelir. Necran, bugün, Güney Arabistan’da Yemen sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bunlar, Hıristiyan bir topluluktur.

İşte Mescid-i Nebevi’de yapılan bu oturum esnasında, Hıristiyan heyetin başkanı oturuma ara verilmesini ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ona “nereye gidiyorsunuz?” , “ne yapmak istiyorsunuz?” diye sorunca, heyet başkanı: “Şimdi ibadet saatimizdir, biz camiden çıkacağız ve ibadetimizi yaptıktan sonra geri döneceğiz” der. Bunun üzerine Hz. Peygamber, onlara: “Şayet, sadece ibadet etmek için çıkıyorsanız, gitmeyin ve ibadetinizi camide yapın” demiştir. Onlar da ibadetlerini camide yapmışlardır. İşte İslam’da gerçek hoşgörü bu.

İslam tarihine baktığımız zaman, Müslümanlar Kur’an’ın bir emri olduğu için, Gayr-i Müslimlerin havra ve kiliselerine dokunmamışlar, hatta onların mabetleri kadar kültür varlıklarının ayakta kalması yolunda büyük gayret sarf etmişlerdir.

İstanbul’u fetheden atamız Fatih Sultan Mehmet, yayınladığı fetih bildirisiyle, Müslüman’ı camide, Yahudi’yi havrada, Hıristiyan’ı kilisede görmek istemesi, dinî hoşgörü açısından büyük bir olaydır.

Bugün, İslam memleketlerinin birçoğunda, gayr-i müslim ahalinin mabetleri ayakta durmaktadır. Bu elbette, İslam’ın diğer din mensuplarına, onların mabet ve kültürel varlıklarına tanıdığı hoşgörünün bir neticesidir.

Maalesef, günümüzde bile, Müslümanların bu hoşgörülü yaklaşımını, bazı Müslüman olan ve olmayan ülkelerde varolan İslam medeniyetinin canlı âbideleri Osmanlı eserlerine karşı bulamıyoruz.

Özellikle Balkan coğrafyalarında Türk-İslam medeniyetine ait, tarihi eserlerimiz, başta camiler, hamamlar, çarşılar, medreseler vb. gibi kültürel varlıklarımız yok edilmektedir.

Bosna-Hersek savaşında Sırpların önce cami, minare ve Osmanlı yadigarı Mostar köprüsü gibi tarihi köprüleri vurduğunu gözlerimiz yaşararak seyrettik. Bugün ata yadigârı olan bu camileri ve tarihi Mostar köprüsünü tamir etmek ve yeniden yapmak yine aziz milletimize nasip olmuştur. Bu da milletimiz için gurur vericidir.

Yaşadığımız yüzyılda hala kimi toplumlarda ‘Müslüman-Türkler’ hakkında olumsuz önyargılar devam ediyor. Cemil Meriç’in dediği gibi,“bütün Kur'an'ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde yine Osmanlıyız, yine Osmanlıyız. Osmanlı, yani, İslâm.”Tırnak içinde “Osmanlı” kavramı, Üstadın da işaret ettiği gibi, “Müslüman” kavramının simgesi olmuştur. Bugün maalesef bazı Avrupa ülkelerinde camilere saldırılar yapılmaktadır. Hiçbir müslüman farklı din mensuplarının mabedine bu anlamda saldırı düzenlemez. Ecdadımızda böyle yapmıştır. Örneğin, tarihsel süreçte Osmanlı fethettiği topraklarda hiçbir zaman havra ve kiliselere dokunmamış, eğer cemaat varsa olduğu gibi bırakmıştır. Çünkü o, bu konudaki olumlu tutumunu Kur’an’dan almıştır. Kur’an’da mabetleri yıkanlar kınanmaktadır. Eğer fethedilen topraklarda gayr-i Müslim cemaat yoksa yine mabedin amacına uygun bir şekilde buralar cami olarak kullanılmıştır. Bütün mabetlerin Allah’ın isminin anıldığı ve yüceltildiği mekânlar olduğu düşünülürse, bu uygulamalara da hoşgörülü yaklaşılması gerekir, diye düşünüyorum.

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.