Kerbolanlı Ahmet
Belli bir ideolojik veya politik çerçeveden bakıldığında, zannedilir ki, yıllarca dağlarda yaşayıp direktif aldığında askerle çatışmaya giren terörist bir genç, uzun ve köklü bir eğitimden geçmiş; mensup olduğu örgütün felsefi ve politik ideolojisini özümsemiş; ne adına, hangi amaçla eylemlere katıldığını bilen, yani son derece bilinçli, kararlı bir insandır. Hemen söyleyelim: Eylemlere veya çatışmalara katılan gençlerin yüzde 99'u öyle değildir.
Dağdakilerin veya dağa çıkmaya aday gençlerin profili son derece basittir.
Kerbolanlı Ahmet'i ele alalım: Ahmet 22 yaşında dağa çıkmıştır. İlkokul mezunudur. Ahmet'in üç kız, bir erkek kardeşi vardır. Kızlar ilkokulu okumuştur. Babası da kendisi de kızların okumasını istememiştir. Çünkü okula güvenleri yoktur. Dinî eğitim de almış değildir. PKK'ya mensup olmadan önce askerliğini yapmış, memleketi Kerbolan'a dönmüştür. İşsiz güçsüz dolaşmaktadır. Her sabah kalkar kahveye gider, akşama kadar kahvede veya sağda solda oyalanır. Akşam beş parasız eve döner. Hüzünlü bir şekilde babasının sofrasına oturur. Sevdiği veya gözüne kestirdiği bir kız vardır, ama evlenebilmesi hayaldir. Ne başlık veya düğün parası vardır ne de bir evi geçindirecek geliri. Sabah yine kalkar, annesinin verdiği 1 YTL ile kahveye girer. Sadece dört çay içebilmektedir.
Bu arada televizyon seyreder. Türkiye'nin Batı bölgesi, büyük şehirler, sahil şeridi "cennet köşesi" gibidir. Herkes eğleniyor. İçkiler su gibi akıyor. Taş bebek gibi kızlar, çıplak piliçler ekranları süslüyor. Tüketim, haz, zenginlik, sağlık, temizlik, eğlence, güç ve özgürlük. Televizyon ekranlarında başka şey yoktur. Futbolcular ve popçular herkesi çatlatıyor adeta. Yakılan ceketler, kırılan tabaklar, envai türlü yemeklerle tepeleme doldurulan tabaklar. Her şey mükemmel.
Ama Ahmet'in yaşadığı Kerbolan ortaçağ hayatı yaşamaktadır. Ahmet için hiçbir umut yok. Bir tünel ki, içinde sürekli debelenip duruyor, ucunda en ufak bir ışık huzmesi seçilmiyor. Bir gün kahvede birkaç gün önce tanıştığı biri ona yanaşır ve bu lanetli çemberden kurtuluşun tek yolunun dağa çıkmak olduğunu söyler. Aşağı yukarı Ahmet'e söyledikleri şudur: "Kerbolan'da iş yoktur, evlenemezsin, utanç içinde ailene yük olmaya devam edeceksin. Sen ve milyonlarca insan egemen güçlerin umurunda değilsin. Onlar sadece bir kesimin refah ve mutluluğu için çalışıyorlar. Kürtler için tek kurtuluş silahlı mücadeledir. Yörede, bütün mekan isimleri, dağ tepe, nehir, çayır, köy isimleri değiştirildi, Türkçeleştirildi/Türkleştirildi. Aha, al sana 7 bin senedir Hz. Nuh ve çocuklarının gemiden inip ilk durdukları yer olan 'Haftin'köyü, 'Seksenler'oldu. Uzağa gitmeye gerek yok. 'Kerbolan'artık 'Dargeçit'tir. Ama bir gün her şey değişebilir. Bunun bir bedeli vardır. Ya bu bedeli ödeyeceksin veya bu rezilliğe, sefalete razı olcaksın!"
Ahmet dağa çıkmaya karar verir. Bir gece evden ayrılır ve bir daha ondan haber alınmaz.
Emin olun, Marxist ideoloji nedir, işçi partisi nasıl ortaya çıkmıştır, Stalin kimdir? PKK, Kürt milliyetçiliği, ulus devlet, hayali cemaat ne anlama gelir? Abdullah Öcalan en son hangi doktrini geliştirmiştir? Ahmet bunların hiçbirini bilmez.
Kendisi gibi yoksul, masum Yozgatlı Mehmet'i vurur ve bir gün kendisi de öldürülür. Kayıtlara ve medyaya "terörist" olarak geçer. Mehmet'in de Ahmet'in de annelerinin yüreği yanmış, içlerine son nefeslerini verinceye kadar sönmeyecek ateş düşmüştür. Diyeceksiniz ki, bu iş bu kadar basit mi? Evet, konuya bin senedir İslam kardeşliği içinde bir arada yaşayan Yozgatlı (Kayserili veya Trabzonlu) Mehmet ile Kerbolanlı (Diyarbakırlı veya Halfetili) Ahmet açısından baktığınızda bu kadar basittir. Kardeştirler. Bu kardeşliğin içini (siyasi, maddi ve kültürel adaletle) doldurun, görürsünüz nasıl kucaklaşırlar!.. Ali Bulaç/Zaman