Sevim Gözay / Akşam
Çılgın Türklerin özgürlükle imtihanı
Son zamanlarda çok konuşulan ve Kanal 1'de yayımlanan Mucizeler Gecesi adlı şovun konuklarından biri Catman (kedi adam)... Dişleri, tırnakları, bıyıkları hele de gözleri sahiden de kedi gibi... Stüdyo izleyicilerinden biri soruyor: “Bu şimdi sokakta böyle geziyor ya... Belediye bişey demiyor mu buna?” Sunucunun (Pınar Altuğ) cevabı çok manidar: “O bir Amerikalı... Amerika'da yaşıyor!”
* * *
“Özgürlük”ten konuşmak için yaptım bu girişi... Birkaç televizyon programında konuştuklarımdan sonra sorular yağmaya başladı: “Demek türbanı savunuyorsunuz? Demek köklerimizde var? Sarığı, cüppeyi, kara çarşafı, fesi, poturu, şalvarı da savunuyor musunuz? Onlar da köklerimizde var öyle değil mi!?”
Bu kokteyl soruya kısa ve akılcı yanıt vermek çok zor. Tatmin edici bir sonuca ulaşmak için: Gelenekler, inanç, felsefe, sosyoloji ve tarih... bu karma soruda tek tek ele alınıp, ayrıştırılmak zorunda. Maddeler halinde belli noktalara temas ederek işin içinden çıkmayı deneyeceğim:
BİR: Ben türbanı değil özgürlüğü ve eğitim hakkı eşitliğini savunuyorum.
İKİ: “Aç şu başını da özgür ol” şeklinde bir çağrı özgürleştirici değil, aksine faşizan bir tutumdur.
ÜÇ: Geleneksel ailelerimizde kadınların büyük bölümü evlendikten sonra başını kapatır. Genelde kocaların istediği de budur. Kaldı ki “erkeğin isteğine uymak” fedakâr Türk kadını için sıradan bir konudur. Bu tutum, başı açık kadınlar arasında da son derece yaygındır. Bu nedenle... Etek boyunu, dekoltesini, sosyal hayatını eş ya da sevgilisine göre düzenlemeyi gönülden kabul eden bunca kadının başörtüsü takanları “ucube” gibi görmeye hakkı olduğunu düşünmüyorum.
DÖRT: Sarık, cüppe, kara çarşaf düpedüz molla kılığıdır ve “normal” bir dini yaşamda yeri yoktur. Fes-potur vs. de kılık kıyafet inkılabı ile kalktı, ki bugünün Türkiye'sinde bu kılıklar, dini sömürgecilik ve fanatizm göstergesidir. Fanatizm ise düpedüz tehlikedir.
BEŞ: İnancı gereği başını örten milyonlarca “masum” insanı bu radikal fanatiklerle karıştırmak, kurunun yanında yaşı da yakmaktır.
ALTI: Özgürlük, risk almaktır. Gündemdeki türban özgürlüğünü kendi çıkarları için kullanmaya kalkan fanatikler elbet çıkacak... Esas yapılması gereken: HÜKÜMET-MUHALEFET- AYDIN ve GÜVENLİK GÜÇLERİ olarak, radikallere karşı birlik içinde mücadele etmektir. Şu anki çekişme - kaos ve bölünme ortamı ne yazık ki fanatizm ateşini körüklüyor.
YEDİ: Bugünün dünyasında geleneklerine en bağlı olan din İslam'dır. Çünkü son din olarak en yeni dindir İslam. Geçmişte Hıristiyan âlemi de benzer aşamalardan geçti. Din boyunduruğundan çıkmak için ciddi mücadeleler verdi, büyük bedeller ödedi. Onun için “hadi biz de Batı gibi modern olalım! Niye olmuyoruz ama yaa!?” şeklinde şımarıklıklar işe yaramıyor.
SEKİZ: Modernizm de tıpkı demokrasi gibi bize armağan edildi. Gerçek bedeller ödemeden elde ettiğimiz bu değerlerin kıymetini bir türlü bilemeyip, hakkını veremeyişimiz bundan... İthal edip üstümüze giyindiğimiz bu pahalı ciciler bir türlü vücudumuza oturmuyor işte bu yüzden... Ya eteği sarkıyor ya fermuarı patlıyor ya da donumuz görünüyor (!)
DOKUZ: Bizim Batı toplumlarından farklı, kendimize has özelliklerimiz var: Boyumuz daha kısa, kalçamız daha geniş, kafamız daha kel, saçımız daha siyah, çocuklarımız daha çok, annelerimiz daha fedakâr, babalarımız daha cefakâr, gözlerimiz daha yaşlı, kalbimiz daha yumuşak, kanımız daha sıcak...
ON: İşte bütün bu farklardan dolayı içinde bulunduğumuz geçiş döneminden... daha özgür, daha eşit, daha üretken, daha nitelikli ve toplamda çok daha “modern bir Türkiye” çıkacak.
Yeter ki artık insani niteliklerimize, bilgilerimize ve kültürel donanımımıza konsant-re olalım... Unutmayalım ki günümüzde -zengin değilse- üretmeyen bir kadın ya da bir adam “özgür” olamaz. Hepimiz okumak ve çalışmak zorundayız. Bırakalım birbirimize diş bilemeyi... Ya hep beraber özgür olacağız ya da?.. “Ya da” yok. Özgür olacağız. Özgür ve eşit... Benim savunduğum bu.