Ergenekon Davası’nın son dalgasında ÇYDD Başkanı Türkan Saylan’a yönelik operasyon pek çok kişiyi hayli şaşırttı.
“Hayatını eğitime adamış yaşlı ve hasta bir kadının Ergenekon’la ne ilgisi olabilir” sorusu, Ergenekon Davası’na bugüne kadar pozitif yaklaşan isimler tarafından da soruldu.
Ergenekon Davası’na karşıt isimler ise “bu çağdaş eğitime operasyondur” şeklinde eleştiriler yöneltti.
Türkan Saylan’la ilgili böylesine güçlü bir lobi oluşması, İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasından sonra oluşan lobiyle çok benzeşik. Çünkü Saylan, İlhan Selçuk kadar önemli ve bağlantıları güçlü bir isim.
Dün CNNTürk’te Reha Muhtar’ın programında da konu gündeme geldi. Şamil Tayyar ve Mahmut Övür gibi Ergenekon karşıtı isimlerin bile Türkan Saylan’la ilgili diğer konukların suçlamalarına cevap vermekte zorlandıklarını gözlemledim. Hatta Mahmut Övür bir ara savunmaya geçti. Programın diğer bir konuğu eski savcı Gültekin Avcı, dün yayınladığımız ÇYDD’yle ilgili MİT ve Özel Kuvvetler Komutanlığı belgesini Aktifhaber’in ismini vererek gündeme getirdi. Bu, tüm konukları hayret ettirdi. Çünkü bugüne kadar Türkan Saylan’a güçlü medya at gözlüğüyle bakma konusunda ısrarlıydı.
Gelelim Saylan’la ilgili kafasını bugüne kadar kuma gömenlere, Saylan’la ilgili pek çok haberi görmeyenlere…
Türkan Saylan, medyayla ilişkilerini ve PR çalışmalarını Türkiye’de en iyi yapan isim. ÇYDD’nin yaptığı projelerin hepsinin içine güçlü medya kuruluşlarını sokuyor. Projeleri ortaklaşa yürütüyor. Bunlar da genelde Doğan Grubu’nun medya kuruluşları oluyor. Dolayısıyla da Türkan Saylan kendisi ve derneği açısından bir çeşit dokunulmazlık elde ediyor. Medyada aleyhte haber çıkamıyor çünkü yaptığı her işin içinde medyanın en güçlü kısmı var.
Güçlü medya Saylan’la ilgili haberleri görmeyince, halkın da görmediğini zannediyor. Doğan Grubu yazarları kendi gazetelerinin yazdıklarını tek doğru kabul ettikleri için durum bu.
Oysa Saylan’la ilgili çok haber çıktı. Ben, ÇYDD’nin Savcılık tarafından el konulan Doğu Karadeniz’deki misyoner faaliyetlerini üç sene önce haber yapmıştım. Haberde, ÇYDD’nin “dil kursu” adı altında yabancı uyruklu şahıslara misyonerlik yaptırdığını ortaya çıkarmıştım. Konuyu bölgedeki Emniyet ve Jandarma’nın raporlarıyla destekleyerek yazmıştım. Raporlarda dil kursuna katılan kişilerin nasıl Hristiyanlık propagandasına maruz kaldıkları kendi ifadeleriyle yer alıyordu.
Bu haber görülmemiş olabilir. Peki güçlü medyanın yazarları mahkeme kararlarını da görmezler mi?
2005 yılında Gazeteci Adnan Odabaş, ÇYDD’nin bu tip misyonerlik faaliyetlerini SEV’le beraber (Sağlık Eğitim Vakfı) yaptığını yazmış ve dava edilmişti. Üsküdar Adliyesi'nde görülen davada Odabaş, konuyla ilgili resmi bilgi istenmesini talep etti. Bu iddialar üzerine Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, MİT'ten bilgi istedi.
MİT’in 2 Mayıs 2005 tarihinde mahkemeye gönderdiği cevap, Odabaş'ın iddialarını doğruladı. Mahkeme de MİT'in verdiği bilgileri değerlendirerek davacıların tazminat talebini reddetti.
Gördüğünüz gibi kesinleşmiş bir mahkeme kararı bu. Hem de MİT onaylı.
MİT tarafından 24 Nisan 2001 tarihinde hazırlanan dönemin İstihbarat Başkanı Cemal Uzgören imzalı belge de aynı şekilde ÇYDD’nin derin faaliyetlerini belgeliyor.
ÇYDD’ye yapılan son operasyonun, Emniyet’ten çok MİT’in verdiği bilgiler doğrultusunda olduğu, ÇYDD’nin uluslar arası para transferleri ve bağlantıları bulunduğunu da yazdık.
Tüm bunlara rağmen Milliyet Gazetesi “İşte Gözaltındaki Eğitim Melekleri” diye manşet atıyorsa, işin içinde kendileri de olduğu içindir. Başta da dediğim gibi Türkan Saylan, hiçbir işini güçlü bir medya kuruluşunu katmadan yapmaz. Cevheri Güven/aktifhaber.com