Allah Sevgisi ve Yansımaları

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Allah’ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vedûd, Allah ile kulları arasındaki sevgiyi ifade eder. Sevgi, varoluşsal bir manadır. Çünkü el-Vedûd isminin asıl anlamlarından birisi, Allah’ın, yaratıklarına karşı olan sonsuz sevgisidir. Bu sevgiyle O, kullarına sayısız nimetler verir. Kendisine yöneleni asla geri çevirmez ve günahlarından pişmanlık duyanı da bu sevginin bir gereği olarak bağışlar. Allah’ın bu sevgisinin temelini, O’nun rahîm ve vedûd ismiyle varlık âlemine tecellisi oluşturur. Şu âyette bu durum gayet açıktır: “Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir ve (kullarını) çok sever (vedûd).”[1] 

 

Bir diğer âyette ise, Allah’ın mahlukatına olan sevgisi “gafûr ve vedûd” ismiyle birlikte zikredilir: “ (Kullarını) çok bağışlayan ve çok seven Allah’tır.”[2] Allah’ın isimlerinden olan el-Gafûr, kullarının günahlarını çok bağışlayan anlamını taşır. Kur’an’da Allah’ın rahîm ve gafûr isimlerinin vedûd ismiyle birlikte kullanılması, bu isimler arasındaki anlam bakımından sıkı irtibatı gösterir. Allah’ın el-Vedûd isminin anlamlar dünyasında hem Allah’ın kullarına olan merhamete dayalı sevgisi ve hem de kulların Allah’a olan sevgisi vardır. Dolayısıyla bu isim her iki varlığın da sevgisini ihtiva eder.

 

Müslümanın hayatında Allah’ın el-Vedûd isminin tecellisi, “Yaratan’a hürmet, yaratılana şefkatle muamele” şeklinde kendini göstermelidir. Bunun için Yunus Emre, irfani bir dille, “Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü” demiştir. Bu sebeple tarih boyunca bütün Müslümanlar varlığa, Yaratan’a olan sevginin bir tezahürü olarak merhametle bakmışlardır. İşte onların zihniyet dünyalarında teşekkül eden bu merhamet ahlakı, en küçük bir birim olan aileden, en büyük bir birim olan topluma, bitkilerin dünyasından hayvanlar âlemine hatta yönettikleri toplumlara varıncaya kadar yaşama alanı bulmuştur.

 

İslam tarihine baktığımız zaman gerek bir fert ve gerekse bir toplum olarak Müslümanlar, hiçbir zaman, insanların dil ve din farklılıklarından dolayı, onlara farklı muamele yapmamışlar, aksine, insana Allah’ın yarattığı bir varlık olarak baktıkları için adaletten ve merhametten ayrılmamışlardır. Çünkü tevhid olmadan ne tam anlamıyla adalet ve ne de tam anlamıyla merhamet olur. Müslümanların lügatinde fütüvvet ahlakı, insanları dünya ve ahrette kendi nefsine tercih etmek anlamına gelir.  Bu sebeple müslümanlar, “kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile, ihtiyaç sahiplerini kendilerinden önde tutarlar.”[3]  Bu sebeple milletimiz bugün bile Filistin’e, Nijerya’ya, Sudan’a, Balkanlara ve Kafkaslara yardımlaşma ve dayanışma programları çerçevesinde yardım konvoyları göndermektedir. Bugün bu yardımlar yerine göre, Sudan’da su kuyuları açma,  Etyopya’da yoksullara kurban eti dağıtma, Nijerya’da hastaneler inşa etme, Pakistan ve Açe’de yetimhaneler kurma vb. gibi faaliyetlerle kendisini göstermektedir. Çünkü bu Müslüman toplumu sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya teşvik eden gücün arkasında;  “kendisi için istediği bir şeyi diğer insanlar için de istemeyi, kendisi için istemediği bir şeyi diğer insanlar için de istememeyi” telkin ve tavsiye eden peygamber buyruğu vardır.  Bu inanç ve düşüncenin sahipleri, kendisine yapılmasını hoş görmedikleri bir muameleyi, asla başkalarına yapılmasını da hoş görmezler. Onun için tarih boyunca Müslümanlar, yaşadıkları ve egemen oldukları toplumlarda, asla başkalarını ezme, ötekileştirme, ifade ve inanç haklarını ellerinden alma, dillerini değiştirme, yeraltı ve yerüstü hammadde kaynaklarını sömürme gibi bir siyaset izlememişlerdir. Böyle bir davranış içinde bulunmalarının yegâne sebebi,  Allah’ın, çokça seven anlamına gelen el-Vedûd isminden hisse almaları ve O’nun ahlakıyla ahlaklanmalarıdır.

 

Allah’ın el-Vedûd ismini hayat tarzı haline getiren övülmüş ahlak sahibi insanlar hasbîlik ruhuyla donanırlar. Yaptıkları hizmetler karşılığında, hizmet görenlerden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür beklerler.[4] Bu sebeple de götürdükleri hizmetler karşılığında,  yardım ettikleri insanların ne iradelerine ve ne de ruh dünyalarına bir ipotek koyarlar. Onlar, Mevlevilerin sema metaforunda ifade edildiği gibi, Hak’tan aldıklarını halka verirler. Her ne kadar onlar, yaptıkları bu övgüye değer hareketler karşısında kin, kıskançlık,  fili ve psikolojik eza ve cefaya maruz kalsalar da insanlara ve insanlığa iyilik yapmaktan asla geri durmazlar.

 

Ne mutlu Yüce Allah’ın el-Vedûd ismiyle yoğrulmuş olan sevgi medeniyetinin merhamet elçilerine!..

 

 



[1] 11/Hud, 90.

[2] 85/Burûc, 14.

[3] Bkz. 59/Haşr 9.

[4] Bkz. 76/İnsan, 9.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.