'Akyol'un çağrısı en dramatik olanı'

"Karşılaştığımız en dramatik olay, Akyol'un dün, Çankaya'ya yaptığı çağrıdır.."

Ahmet Taşgetiren - Bugün

 

En dramatik olay

 

Evet, bence şu yaşanan sürecin içinde karşılaştığımız en dramatik olay, Taha Akyol'un dün, Çankaya'ya yaptığı çağrıdır.

 

Akyol, Çankaya'ya, Meclis'te 411 oyla gerçekleşen Anayasa değişikliğini iade etmesini tavsiye ediyor. Hayır, sayın Akyol'u suçlamak asla aklımdan geçmez. Sayın Akyol asla Demirel değildir. Sayın Akyol asla Cindoruk değildir. Hatta Sayın Akyol, "O kadar mesele dururken neden sadece başörtüsü?" çıkışı yaparak ayak sürüme korosuna katılan liberal camianın bir bölümü gibi bile değildir.

 

Onun en az benim kadar başörtüsü ile ilgili "özgürlükçü" tavrını biliyorum. Zaten kendisi de bunu açık açık yazmış. Hâlâ da, bu özgürlükçü tavırda bir gerileme söz konusu değil. Hatta belki şu anda bu özgürlüğe daha güçlü biçimde sahip çıkıyordur. Taha Akyol dürüst bir kalemdir. Taha Akyol, aydın haysiyetine özen gösteren bir kalemdir. Taha Akyol cesur bir kalemdir.

 

Ama nihayetinde varıp, Çankaya'ya "veto" çağrısında bulunuyor. Hoş o, vetonun bile, yazılacak laiklik yorumu ile özgürlük çizgisine katkıda bulunmasını arzu ediyor. Ama sonunda veto, veto olarak kalıyor. Peki dramatik olan ne? Dramatik olan, Taha Akyol'un bile "Türkiye'de geniş bir kesimde derin kaygılar uyandığı" iddiasına inanır hale gelmesi...

 

O ki, "McCarthy'ci ortam"ların nasıl bir zihinsel despotizm oluşturduğunu herkesten iyi bilir, 28 Şubat'tan bu yana, üniversitelerde nasıl bir örgütlenme gerçekleştirildiğini, böyle zamanlarda bindirilmiş kıtaların nasıl seferber edileceğini, nasıl gösteriler düzenleneceğini, psikolojik savaş yöntemlerinin nasıl devreye sokulacağını, andıçların nasıl oluştuğunu, evet herkesten iyi bilir, bu süreçleri yaşamış bir insan olarak bilir, bu süreçleri incelemiş bir insan olarak bilir, açıkçası böyle oyunlara gelmeyecek bir siyasi bilinç düzeyine sahiptir, ama, o bile "ciddi olarak endişe"ye sürüklenmiş bulunuyor.

 

Yargı rahat ve vicdani karar veremeyebilir, diyor. -Bunun hukuk tarihimizde örnekleri az değildir, diyor. -Özgürlüğü genişletelim derken daha da daralmasından, -Reformların bile çıkmaza girmesinden ciddi olarak endişe ediyorum, diyor.

 

Evet işte bu, Türkiye'de bir aydını boğulma noktasına getiren vasat bu. Mesela aynı ortamı, aynı gazetede yazan Hasan Cemal de soluyor olmasına rağmen, o henüz o yılgınlık noktasına gelmiş değil. Belki de Taha Akyol, meydana gelecek bir olumsuz ortamın topluma yaşatacağı acıyı, daha derinden hissettiği için böyle bir tepki içine girmiştir. Ama her halükarda ortaya konan tavır, bir aydının yılgınlığıdır.

 

Meclis 411 oyla, yani yüzde 80'in oyuyla bir özgürlük açılımı yapmış, ama öte yanda oluşturulan azgın azınlık terörü, aydınları yıldırıyor. "Mahalle baskısı" falan diyorduk ya... İşte onun anıt örneği bu. Taha Akyol'un "veto" çağrısını önce bir TV kanalında yaptığını söylemişler, kendim duymadığım için inanmamıştım.

 

YÖK'ün katsayı ile ilgili yeni düzenleme yapma ihtimali gündeme gelmiş, Akyol, "gerilimi daha da artıracağı" gerekçesiyle YÖK'ün böyle bir şeye girişmemesi gerektiğini söylemişti. Bunu duymuştum. Başörtüsü ile ilgili veto çağrısını Milliyet'te yer alan dünkü yazısında okuyunca şaşırdım. Açık söyleyeyim, ben vetonun çok yanlış olacağını düşünüyorum. Vetonun, hem zirvedeki insicamı allak bullak edeceğini, hem de özgürlükler yolunda müthiş bir "yol kazası" olacağını düşünüyorum.

 

Bu azgın azınlığın şehvetini bir kat daha artıracaktır. "Bastırdık ve aldık!" duygusundan asla özgürlük açılımı çıkmayacaktır. Belki sayın Baykal'a "Bakın nasıl sağduyuya geliyorlar" şeklinde malzeme olmak söz konusudur. Sayın Akyol'un geldiği nokta elbette önemsenmeli. Yürütülmekte olan psikolojik savaşın toplumda bir çok kesimi etkileyebileceğini var saymalı.

 

Ama Türkiye'nin bazı şeyleri aşması gerektiğini de düşünmeli. Aşılması gerekli şeyler arasında bir oligarşik yapının "Devlet biziz, her şey bizden sorulur" mantığının bulunduğu da görülmeli. Türkiye, şu an yaşanandan daha düşük seviyede olmayan Cumhurbaşkanlığı gerilimini cesaretle aşmamış olsaydı, bugün "özgürlükçü veto" talep edeceğimiz bir Cumhurbaşkanı da olmayabilirdi. 27 Nisan e-muhtırası da o günlerde verilmişti, nitekim!

 

 

Medya Haberleri

Sosyal medya fenomeni Murat Övüç hakkında hapis talebi
Megastar Tarkan’dan 9 günde 50 bin kişilik konser rekoru
Barış Murat Yağcı, Survivor dönüşü gözaltına alındı
Sosyal medya fenomeni Mika Raun gözaltına alındı
Acun Medya yöneticisi Esat Yontunç havalimanında gözaltına alındı