Serpil Yalcınkaya

Serpil Yalcınkaya

UĞUR ARI İLE SÖYLEŞİ…

30.06.99 Ermenek-Konya doğumlu Uğur. Doğuştan engelli. % 87 görme kusuru var.

Ben onu öğrenciyken tanımıştım. Pozitif ve güler yüzlü bir çocuktu. Sonra uzun bir süre görüşemedik. Geçenlerde tekrar yolumuz kesişince söyleşi yapıp anlatmak ister misin hayat hikâyeni dedim. Memnuniyetle karşıladı beni ve bu söyleşi doğdu efendim…

 Ziyaretlerine gittiğimiz gün Uğur’un annesi Nimet Hanım kapıda güleryüzüyle karşıladı bizi. İnce uzun koridordan geçerken de ‘Kusura bakmayın her şey üst üste’, dedi, yerde sıralı küçük plastik bidonlara baktığımızı anlayınca. Çünkü ev oldukça küçük. Sadece iki oda. Aslında tek göz olan bir alan, sunta ile ortadan ikiye ayrılmış; bir tarafı oturulan yer, diğer tarafı da bir kısmına tek bir yatak konularak sunta bir kapıyla bölünerek mutfak oluşturulmuş.  

İçeri girince Uğur’un anneannesi ile karşılaşıyoruz. Ellerini öpüyoruz.  Babası Durmuş Ali Bey de dışardan geldiğimizi fark etmiş ve o da geliyor eve. Biraz hoşbeş ettikten sonra ik Durmuş Ali Bey başlıyor anlatmaya:

“98’de Konya’ya taşındık. İş için. 20 yıldır görevli olarak bu sitedeyiz.

Uğur tek çocuk. Engeli doğuştan. Doğum esnasında oksijensiz kalmış. Tedavisi olmayan bir rahatsızlık bu. Ankara, İzmir, Antalya, İstanbul hep gittik. Kim nerede, hangi doktoru dediyse gittik. Ama hepsi de ‘Çare yok.’ dediler.” Nimet Hanım devam ediyor:

“40 günlükken fark ettim. Bebeğin kırkı çıktıktan sonra yavaş yavaş takip etmeye başlar demişlerdi ama Uğur hiç tepki vermeyince anladım.

 Okul sürecine kadar vücudunda da hiç hareket yoktu. Yani anasınıfına başlayana kadar.  Şu kanepenin üzerine koyun, günlerce yatsın, nasıl koyduysanız hiç kıpırdayamadan öylece kalırdı. Boynu da sola doğru eğikti hep. Biz şekil verip, düzelterek yatırıyorduk. 5-6 yaşları gibi ancak yemeye, çiğnemeye başladı.”

image004-057.jpg

Bu arada Nimet Hanım çok zor oturup kalkıyor, bel ağrısı yüzünden birkaç dakikada bir ayağa kalkma zorunluluğu hissediyor. Biraz oturuyor, sonra kalkıp yine birkaç adım atıyor. 1 yılda 3 kez ameliyat geçirmiş, altı tane  platin takılmış. Eğilip doğrulamıyor. Üzülüyoruz durumuna. “Siz bizi bir de çamaşır asarken görün. Çamaşır leğenini Uğur tutuyor. Ben de Uğur’u tutuyorum . Burası çok dar, çamaşır asıp kurutamayız burada. Çatıya çıkartıyoruz.” diyor.

  Durmuş Ali Bey anlatmaya devam ediyor:

“Ankara Dış Kapı SSK Hastanesi’ne gidiyoruz. Kapıdan içeri giriyoruz daha yarım konuşmadan ‘Tamam çık’ diyorlar. Gece 11’ de Ankara otobüsüne bin. Sabahın köründe in. Hastaneye varmak için tekrar belediye otobüsüne bin. Bir saat daha git. Muayene sırası almak için sıraya gir, saatlerce kuyrukta bekle. Kucağımızda Uğur… (2001-2002 yılları)

En sonunda bir gün bayan bir poliklinikçi denk geldi. ‘Siz bu çocuğu bir de fizik tedaviye götürmelisiniz.’ dedi. Biz bir şey bilmiyorduk ki.  ‘Oradan heyet raporu alırsınız, tedavi ettirirsiniz…’dedi. Kazandığımız para belli. Her Ankara’ya gidişte zaten belli bir masraf oluyor…

Burada hadi neyse, kar kış da olsa Meram’a muayeneye bisiklete binip giderdik, sonra tahlilleri almak için ben tekrar bir daha giderdim.  Kar kış da olsa, tipi de olsa böyle. Çünkü dolmuşa binsem akşamına dönerken eve ekmek alamam, Memnun olsak da olmasak da hayat buydu bizim için...

Oradaki doktor rehabilitasyon için rapor vermek istemedi bize. Çünkü biz doktorun anlaşmalı olduğu değil de diğer merkeze gideceğiz demişiz. Öyle olunca da ‘ Kim akıl verdiyse size, gidin oradan alın raporunuzu .’dedi. Beş altı kere gittim bu şekilde. Yok, alamadım rapor. Uğur kıpırdayamıyor ama doktor ‘Çocuk orada enfeksiyon kapar, hastalanır ben rapor vermeyi göze alamam.’ dedi, kapattı her yolu. Ben babası olarak tüm sorumluluğu üzerime alıyorum dediysem de ikna olmadı doktor. Kıpırdayamasa da biraz biraz konuşuyordu Uğur. Gecenin bir vakti de olsa ne isterse alır gelirdik, gönlünü yapmaya çalışırdık. Bu arada biz hiç ümidimizi kesmeden her yolu deniyor, kendi yöntemlerimizle tedavi etmeye çalışıyorduk.

 “En sonunda bizim göndermek istediğimiz rehabilitasyon merkezinin sahipleri  ‘Servisin ücretini siz ödeyin, çocukla biz ücretsiz ilgilenelim.’ dediler.  Uğur iki hafta gitti oraya. Ama ‘Çocuk zaten düzelmiş.’ Dediler bize.  O yıl öyle geçti. Uğur ilk dönem gidemedi okula, ikinci dönem görme engelliler anasınıfına gitmeye başladı.

On beş yirmi gün annesiyle gittiler serviste. Okul çok uzak olduğu için hiç gitmek istemedi okula Uğur. Yolda çok yoruluyordu. Ama aynı yere 8. sınıf bitene kadar gitti işte. Görme engelliler için evde eğitim de var, yatılı eğitim de var. Konya’da da Görme Engelliler Yatılı Bölge Okulu var. 2012’de yeni yerine taşındı. Uğur her gün servisle giderdi.”

Biraz da sen anlat bakalım Uğur diyorum. Başlıyor anlatmaya:

Anasınıfımız on kişiydi, 1. Sınıfta sınıf ikiye bölünerek beşer beşer ayrıldı.

Biz servisle okula geldik ya. Önce merdiven çıkıp yürüyorsun, sonra tekrar başka merdivenden iniyorsun okula öyle giriyorsun. İşte bu yüzden merdivenden inerken kolum kırıldı. ‘Tasarım harikası.’ diye gülerdik arkadaşlarla.

 Sonra 8. Sınıfta Teog’a girdim. Meram’ da bir okulu kazandım. Komisyon kararı ile evin yakınındaki bir okula naklim yapıldı. İlk sene servisle gidip geldim. Sonra hep babam götürüp getirdi.

Liseye başladığım ilk gün çok korktum.  Çünkü ilk defa gören insanlarla aynı okulda okuyacaktım. Hayatımda dönüm noktası liseye başlamaktı. Birçok arkadaşımla tanıştım, sosyalleştim. Sınıfta kalırsam diye çok korktum. Çok endişeliydim. Ama okuluma başladığımda arkadaşlarım bana çok iyi davrandılar. Birkaç hafta içinde alıştım okula.  Sınıfta herkes ama özellikle de Mehmet arkadaşım çok yardımcı oldu bana.  Kantinden bir şey almaya gidenler ‘Sen de bir şey ister misin?’ diye sordular hep.  Tahtayı okuyup yazamadığım için ben konuları dinleyerek öğrenmeye çalıştım. Parmak uçlarımla da bize özel kitapları okuyarak.  Bazen de hoca flaşa atıyordu konuları. Biz de fotokopiciden çıktı alıyorduk, annem okuyordu.

Uğur’un karşıdan gösterdiği kitabı ben defter zannettim ilkin, bomboş bir defter.  Sanki hiç kullanılmamıştı. Elime alınca şaşırdım. Bu bir defter değil kitaptı görme engellilere özel. Bana sanki toplu iğne ile karışık yerlerden delinmiş gibi gelen beyaz sayfalardan oluşan bir kitap… Ama bu bir ders kitabıydı ve bu kabartı, girinti ve çıkıntılarla okuyabiliyordu görme engelliler.

image006-035.jpg

image008-032.jpg

Sınavların nasıl yapılıyordu Uğur?

Diğer arkadaşlardan sonra olurdum ben. Genelde test olur. Öğretmen soruyu ve şıkları okurdu bana, ben de doğru yanıtı seçerdim. O işaretlerdi.

Mezun oldum böylece diplomamı aldım. Engelli Kpss’ye girdim. 12 sınıfta okurken girmiştim. 72 puan aldım. Atama bekliyorum.

Sokakta, normal hayatta karşılaştığın problemler var mı?

Belediye otobüsüne bindiğim zaman yer vermiyorlar genelde.  Tutunarak gidebileceğimi sanıyor insanlar ama ben virajları algılayamıyorum. O yüzden de ayakta durunca düşme riski oluyor hep. Otobüslerde sesli durak çok önemli. Tramvaylarda var ama otobüslerin henüz elli tanesinde var. Keşke hepsinde olsa.

 Bir de kalabalık ortamları sevmiyorum.

Liselerde özel eğitim sınıfı olsaydı keşke diyorum. Sınıflar çok kalabalık oluyor. En öne oturup iyi dinlemeye çalışıyorum ama  genelde o seste, kalabalıkta zor duyuluyor hocanın anlattıkları..

Kamu kurumlarında ve hastanelerde eskiden saatlerce sıra beklememiz gerekirdi. Şimdi güzel bir uygulama getirdiler bize öncelik tanınıyor.

Seni en çok mutlu eden olaylardan bahsedebilir misin?

“Uğur ufak şeylerden mutlu olan bir çocuk. Şimdi arada sırada okuldan arkadaşları geliyor, çarşıya , Zafer’e, arada Sille’ ye götürüyorlar. İşte o günlerde çok mutlu oluyor. “ diyor Nimet Hanım. Anlatıyor Uğur:

Selçuklu Belediyesi’nin düzenlediği Çanakkale gezisi vardı. Ben gitmeyi çok istemiştim ama o gün annem ameliyat olduğu için gidemedim.  Çok üzülmüştüm. Sonra babam Selçuklu Belediyesi’ ne gidip görüştü ve benim babamla birlikte başka bir tarihte katılmama izin verdiler. O zaman çok mutlu olmuştum.

Bunun dışında radyo ve televizyon dinlemeyi seviyorum.

Arada sırada rüya görüyorum. Rüyalarımda kendimi normal, engelsizmişim gibi, sanki  görüyormuşum gibi görüyorum.

Bir gün kendimi araba sürerken görmüştüm böyle.

Elektronik şeylere merakım çok. Teknolojiyi takip ederim.

Nasıl yani? Telefonların, bilgisayarların özelliklerini You tube’ den dinlerim.

Hedeflerin vardır muhakkak bahsedebilir misin?

İşe girmek, açıktan üniversiteyi okumak, sonra evlenmek. (Gülüşmeler.)

Utanma canım.Nasıl biriyle onu da söyle hadi?

“Normal birisi de olabilir, engelli de. Benim için fark etmez. Eşim olacak kişi temiz, dürüst olacak.” diyor mahçup bir tavırla. Gülüyor ve ekliyor: “Az güzel olsun ama. Kapalı olacak. Eskiden öyle diyordum da şimdi fark etmez diyorum. Şartlarım böyle.” diyor.

Uğur eğer seni incitmeyecekse sorularım ne düşündüklerini söyler misin? “Tabi ki abla ne demek.” Diye cevaplıyor.

Kuş? “Kanatlarını açan insana benzemeyen bir şey.”

Bulut? “Toprağa benziyor sanki. Engebeli arazi gibi. Aşağı yukarı inip çıkıyor, elimize alırsak toprak gibi elimizden akar gibi. Ağırlığı var.”

Uçak ? “Tren gibi, otobüs gibi içi var.”

Güneş? “Sıcak ampule benziyor şekli. Siyah, o daha karanlık diğer renklerden.”

Çimen? “Çimenler siyahtan daha aydınlık renklerde.”

Kedi? “Kediden korkuyorum, nasıl bir şey tam anlayamadım. Dokunarak algıladığım için, hareket edince kedi korkutuyor beni. “

Balık? “Kafası vardır. Beyazdır bence. Yemesi zevkli olur. Hamsi çok güzel olur.”( Gülüyoruz.)

Renkleri sayar mısın Uğur? “Siyah, beyaz, gri(parlayan renk) diye tarif ediyor. Griye lacivert, kırmızı gibi sanki.” diyor.

Peki eflatun, mavi, sarı, yeşil, mor, turuncu?  “Hayır, bilmiyorum onları.” diye cevaplıyor.

Takım tutuyor musun bu arada? “Fenerbahçe’yi tutuyorum. Son günlerde yeni yönetime kızıyorum. Yönetimin gidişatı hoşuma gitmiyor.”

Üzülüyor musun durumuna, sinirlendiğin oluyor mu hiç?

“Durumuna ne Uğur ne de biz asla isyan etmedik.” Diyor Nimet Hanım. Hiç bana ‘Niye böyle oldu anne?’ diye sormadı.

Yatalak olsaydı çok daha zor olurdu, biz bu günümüze şükrediyoruz. Biz Ankara’ ya hastaneye çok zor şartlarda giderdik, cebimizde simit parası dahi olmaz, aç açına saatlerce beklerdik. Kucağımızda da Uğur. Ama oradaki daha zor durumda olan nice insanlar vardı. Biz halimize şükrederdik.”

image010-014.jpg

Görüş düzeyin ne durumda anlatabilir misin?

Gündüz hiç gölge gibi, akşam çok çok daha flu… İnsanları seslerinden tanıyorum.

Akşamları kırmızı ile siyahı karıştırırım.

(Mavi çantamı gösterdim.)Sence bu ne renk? “Gri” dedi. Beyaz ve siyahı, karanlık-aydınlık olarak biliyor.

Hayatta korktuğun şeyler de vardır değil mi?

Yalnızlığı seviyorum ama hayatta yalnız kalmaktan çok korkuyorum. Bazen geceleri korkuyorum. 2009’ da deprem olduğunda üst komşumuzdaydık. Perşembe ve Cuma günü deprem oldu. Önce yol yapan makine zannettim. Sonra elektriğin kesildiğini hissettim. Sahurda yine oldu. Saat 4.58’ di. Çok korktum.  

Eline fırsat verselerdi neler yapardın?

Kolaylıkları çoğaltırdım, hem engelliler hem de normal insanlar için.

Görüyor olsaydım makine mühendisi ya da elektrik mühendisi olmak isterdim.

Araba kullanmak isterdim.

Organ bağışı olsaydı, mutlu ederdi beni. Ama sanırım olmuyor.

Engelli denilmesi üzüyor mu seni?

Hayır, hiç üzmüyor. Engelliler Derneği’nde anlatmışlardı. Eskiden engelli insanlar sokağa bile çıkamazlarmış. Ama şimdi biz çıkabiliyoruz. Kaldırımlarda kabartma çizgiler var.(Bizim sarı gördüklerimiz) Dernekte anlattılar. Bastonu, içi kanal şeklinde, kaldırımın sonu mu ortası mı olduğunu biliyorsun.

Engelli bastonu kullanıyor musun?

Hayır. Ben bastonu sevmiyorum. Sanki bir fazlalık, bir yük varmış gibi oluyor üzerimde.

image011-010.jpg