Sergilerden

Sergilerden

Bu yazıyı cuma günü yazıyorum. Yarın İl Halk Kütüphanesinde, Bursalı fotoğraf sanatçısı arkadaşım Büşra Ekim ile birlikte ortak bir fotoğraf sergisine imza atacağız.

Zeki Oğuz yazdı...

Bu yazıyı cuma günü yazıyorum. Yarın İl Halk Kütüphanesinde, Bursalı fotoğraf sanatçısı arkadaşım Büşra Ekim ile birlikte ortak bir fotoğraf sergisine imza atacağız. Büşra Çeki köyünden Karakeçilileri, ben de Toros yaylalarından Sarıkeçilileri getirip buluşturacağız Konya’nın orta yerinde.

İki değerli yörük ozanı, Erdemli’den Uzun Mehmet, Toroslar’dan Cemal Candan bizlerle olacak ve şiirlerini dinleyeceğiz. Dağlarda Cemal Candan’ın şiirlerini çok dinledim, şehirde yaşayan fotoğraf ve şiir dostları da dinlesinler istedim. Cemal Candan göçerlerden, yazıya ara verip onu aradım, etkinliği hatırlatmak için, Mut yakınlarında Gıravgadalarmış, inip giderlermiş sahile, o dönüp gelecek bizlerle olmak için.

İlk sergimi de 1995 yılında  şair-yazar dostlarla açmıştım. Güzel sanatlar galerisinde  imza günü yapmış, sergiyi açmıştık. Zihni Anadol, Güngör Gençay, Bedrettin Aykın ve Dursun Özden ile birlikte. Zihni Anadol ve Güngör Gençay eski tüfeklerden namuslu, onurlu aydınlarımızdı, ikisini de kaybettik. Bedrettin Aykın iyi bir şair, Dursun Özden iyi bir şair olduğu kadar iyi bir gezgin.

O ilk sergimde fotoğraf adına hiçbir şey yoktu. Bunu da biliyordum ama bir akılsız cesareti işte. Sergiyi tesadüfen gezen Adanalı bir fotoğraf sanatçısı kulağıma eğilip, seninki büyük bir cesaret, demişti. Bu sözlerdeki hayreti farketmemek mümkün değildi. Bu kötü fotoğraflardan oluşan sergi şehrimizdeki amatör fotoğraf olayına büyük bir ivme kazandırdı. Usta fotoğrafçı Turgay Kaytancı ile sergide tanışmıştık. Konfad’ın kuruluş fikri bu sergide atıldı. Derneğin kuruluş aşamasında yeterli üye bulamamış, fotoğrafla yakın uzak hiç ilgisi olmayanları bile üye yazmıştık. Şimdiyse kaç fotoğraf topluluğumuz var sayısını bile şaşırdım.

Sonuçta Konfad kuruldu ve ilk karma sergiyi de il halk kütüphanesinde yaptık.

Karma sergilerden çok kişisel sergiler açmayı yeğledim. İlk yıllar doğa ve insan öne çıkıyordu fotoğraflarımda. Zamanla belgesel fotoğrafa ağırlık vermeye başladım. Göçer yörüklerle ilgilenmeye başlayınca haliyle bu konu öne çıktı. Sergileri onların sorunlarına, yaşamlarına ışık tutmak için kullanmaya başladım.

Yapmaktan zevk duyduğum şeylerden biri köylerde, beldelerde saydam gösterileri yapmaktı. Kırsal kesimde yaşayan çocukların o içten, samimi tepkileri çok hoşuma gidiyordu. Çiftliközü beldesinde bir saydam gösterisini ilkin öğrencilere, sonra halka yapmıştım. Öğrenciler beğenmedikleri kareleri çılgınca yuhalıyor, beğendiklerini çılgınca alkışlıyorlardı. Öğretmenler çocuklara engel olmaya çalışıyor, gösteriyi sessizce izlemeye zorluyorlardı ama onlara engel oldum. Bırakın diledikleri gibi izlesinler, diye.

Benzer bir gösteriyi Taşkent Çetmi’de yapmıştım. Çetmili arkadaşım Kerim Bozdağ ve bir gurup fotoğrafçıyla gitmiştik. Belediyenin hopörlerinden anons edildi, yatsı namazından sonra okulda gösteri var, diye. Yatsıya doğru okula gidip gösteri hazırlıklarına başladım ama hiç umudum yoktu, bu saatte kimseler gelmez, diyordum. Sonra üçer-beşer gelmeye başladı insanlar. İlkin kadınlara gösteri yaptım, gösteri bitti hiç biri sınıftan dışarı çıkmak istemiyordu, yeniden isteriz, diye. Neyse onları çıkardı görevliler, erkeklere ayrı bir gösteri yaptım. Sadece o çevreden görüntüleri koymuştum gösteriye. Bu daha da ilgilerini çekti. Gösteriden sonra hoş bir sürpriz yaptılar bize. Geçmişte köyde oynadıkları seyirlik oyunları gösterdiler. Unutulmaz bir sanat gecesiydi.

Karaman Taşkale’de halı atölyelerinde halıcı cadılarıma yaptığım gösterileri özlemle anıyorum. Belediyeye ait bir salonda yapacaktık ilk gösteriyi. Başkan çekip gitmiş, gurup olarak şaşkın bir halde kalakalmıştık. Dönüp gelmeye karar vermişken halıcı kızlar yetişmişlerdi imdadımıza. Bizi atölyeye buyur edip, burda yapın gösterinizi, demişlerdi. Biz mi onlar mı daha çok mutlu olmuşlardı bilemiyorum. Gösteriden sonra ikram ettikleri çay ve dürüme doyamamıştık.

Tabi hep güzel şeyler olmuyor sergi ve gösterilerde.

Beyşehir’de bir okul müdürü okulunda bir sergi açmamı istemişti. Sanırım kitap haftasıydı ve okulda yapılacak etkinliklerden biri de benim sergi olacaktı. Fotoğrafları kargo ile gönderdim. Öğleye doğru da kendim gittim. Fotoğrafları bir sınıfın duvarları boyunca yere koymuşlar, izleyenlerin kimi ayaklarıyla dürtüyor, kimi çarpıp geçiyor. Sınıfın ortasına masaları upuzun sıralamışlar, üzerlerinde yerel yiyecekler dolu. Okul müdürünü buldum, böyle sergi olmaz, bir çare bul,  pano bulun, panolara asalım şunları, dedim. Adam panonun ne olduğunu soruyor bana. Hemen fotoğrafları topladım ve aynı kargoyla geri yolladım. 

Her şeyin paylaştıkça daha güzel olacağına inanırım, fotoğrafta öyle. Doğaya pek az çıkma şansı bulabilmiş bir kızımızın sözleri bunu ne güzel anlatır, bakın.

“Sevgili Zeki amca,

Ancak romanlarda okuduğum, televizyonlarda izlediğim Anadolu yaşamını sizin fotoğraflarınız sayesinde ilk defa gerçekten yaşadım... Fotoğraflarınızla Anadolu’nun o büyülü havasını tattım. Bu bir apartman çocuğu için ne mutlu bir şey bir bilseniz...”

Bir amacım da bir bozkır şehri diye bilinen Konyamızın ne güzel zenginliklere sahip olduğunu göstermekti. Bunun için Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya şehrimizin doğasını, tarihini götürdüm. İlk sergimden itibaren bir sergi defteri tuttum. Sanırım fotoğraf maceramın en güzel tanığı o defter olacak.

img_1371.jpg

inci-(33).jpg