Sen Diyarbakır'ı KALE yaparsan...
AKP'nin Diyarbakır yolunda "stratejik" hataları üzerine kayda değer bir analiz...
Bugün Gazetesi'nden Gülay Göktürk'ün yazısının ilgili bölümü...
....bu yazıda Güneydoğu'daki bu kör dövüşü tablosunun yaratılmasında AK Parti'nin payı üzerinde duracağım. Rüzgar eken fırtına biçer diye bir atasözü vardır. Bugün Güneydoğu'da esen fırtına bana bu sözü hatırlatıyor. Aylarca önceden beri yazıyorum; rüzgar, "Diyarbakır kalesini teslim alacağız" ve benzer söylemlerle ekilmiştir.
Eğer siz, bir şehri düşman eline geçmiş bir kale gibi görür ve teslim almak üzere kuşatırsanız, kalenin içindekilerin de "teslim etmemek" için ellerindeki bütün güçlerle direnmelerinde garipsenecek bir şey yoktur. Hem siz orayı teslim almak istediğiniz söyleyeceksiniz, hem de oraya gittiğinizde hoş karşılanmadığınız için sitem edeceksiniz. Fetih peşinde koşanların iyi karşılandığı nerede görülmüştür?
Hem böyle konuşup hem de oradaki insanların sizi aynı zamanda "kendi başbakanları" gibi algılamalarını nasıl beklersiniz? Başbakan demokratik bir yarışı savaş ilanına çevirmekle en büyük hatayı yaptı, bu fırtınanın tohumlarını ekti.
İşin kötüsü, fırtınayı gördükten sonra da dindirmenin yollarını arayacağına, körükle üstüne gitmeye devam etti ve sonunda işi "Ya sev ya terk et" noktasına kadar getirdi. Şu son demecine bakın: Pompalı tüfekle göstericilere ateş açan vatandaşların da meşru müdafaa hakkı varmış.
Bu gergin ortamda, halkın kendini savunma hakkından bahsetmekten daha tehlikeli bir cümle olabilir mi? Bir Başbakan bu kadar sorumsuz bir cümle kurabilir mi? İzlenen yanlış siyaset yüzünden sonuçta öyle bir çıkmaza girdik ki seçimde kim kazanırsa kazansın, Türkiye kaybetmiş olacak.
AK Parti kazanırsa, bölge halkının bir kesimi kendini fena halde yenilmiş, elindeki tek kaleyi de kaybetmiş ve teslim alınmış hissedecek. DTP kazansa bu defa da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ele geçirilemeyen bazı kalelerin; nüfuz edilemeyen bazı bölgelerin varlığı tescil edilmiş gibi olacak.
Apaçık ortada ki, Türkiye Mart'taki yerel seçimlere kadar bu stresi taşıyamaz; bu gidişat değişmezse Mart'a kadar kazasız belasız gelemez. Kötü şeyler olur. Ve kötü şeyler olduğunda, bunun sorumlusu zaten hiçbir meşruiyet derdi olmayan PKK ya da şu anda onunla kader birliği içine girmiş görülen DTP değil, AK Parti'dir.
Erdoğan'ın icazet verdiği meşru müdafaa hareketlerinın başlaması Türkiye'yi -maazallah- bir kıyamete döndürebilir ve ardından gelecek bir olağanüstü hal ya da sıkıyönetimin nasıl bir rejim getireceği, AK Parti'yi nereye savuracağı hiç belli olmaz. Bilmiyorum, hâlâ vakit var mı, ama AK Parti'nin ateşle oynamayı bırakıp bir an önce tansiyonu düşürmesi ve seçim politikasını değiştirmesi lazım.