"Sağduyum yanımda değil"
Başta Ankara olmak üzere herkesin bugünlerde artan bir şekilde ‘sağduyuya’ ihtiyacı var.
Alman Mahkemesi ne dedi? ‘Hayırsever ahaliden toplanan 16 milyon Euro’yu amaç dışı kullandınız’ dedi. Alman Mahkemesi ne dedi? ‘Dolandırıcılık, karapara aklama ve vergi kaçakçılığı suçlarına bulaştınız’ dedi.
Alman mahkemesi ne dedi? Bu, fiiliyat bizim rastladığımız ‘en büyük dolandırıcılık olayı’ dedi.
Alman mahkemesi ne dedi? ‘Asıl failler Türkiye’de’ dedi.
* * *
Ve... ‘Dolandırıcılık, karapara aklama ve vergi kaçakçılığı suçlarından’ Almanya Deniz Feneri Derneği’nin üç yöneticisinden Mehmet Gürhan’ı 5 yıl 10 aya, Mehmet Taşkan’ı 2 yıl 9 aya ve Firdevsi Ermiş’i de 1 yıl 10 aya mahkûm etti.
Sanıklardan itiraz eden oldu mu? Háşá... O kadar ki, sanıklar kararın bozulması için temyize gitmeyeceklerini açıkladılar.
Ayrıca da... Son duruşmada söz alan sanıklar, bağış yapanlardan özür dileyip, yanlış yaptıklarını kabul ettiler...
Mahkeme kararına kimsenin itirazı yok.
* * *
Ama gel gör ki, önceki gün artık ‘nitelikli dolandırıcılık’tan mahkûm sayılan ve 5 yıl 10 ay ceza alan Mehmet Gürhan türküyü tersten okumakta...
Türkü ne der? ‘Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.’
Hálbuki Almanya Deniz Feneri eski sorumlusu, mahkûmiyet ertesi avukatı aracılığıyla Anadolu Ajansı’nın üç sayfa geçtiği bir açıklama yapıyor. Bir bölümü şöyle:
‘Bilinmelidir ki, günlerdir Türk medyasını işgal eden haberlerin tüm gerçekliği anlattıklarımdan ibarettir. Ancak, burada çok önemli bir hususu da ayrıca belirtmek istiyorum. Avukatlarımın hazırlayıp Alman mahkemesine sunduğu ifademin içeriği, avukatlarım, savcılık ve mahkeme heyeti arasında yapılan bir uzlaşmanın sonucudur. Çok kötü şartlardaki ağır tutukluluk halimin ve üzerimde oluşturulan baskının bir an önce sona erebilmesi için avukatım, önerilen uzlaşmayı kabul etmiştir. Dolayısıyla uzlaşma ifademde yazılı olan hususlar, gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır.’
Niye anlaştın?
Doğru için neden direnmedin?
Gerçekler madem bu değil, gerçekleri kayda neden geçirmedin?
Madem ‘çok kötü şartlarda tutukluluk’ var, üstelik ‘gerçek’ başka, ‘beraat’ için daha canla başla haykırmak gerekmez miydi?
Kısacası, mahkemede yardımsever müminlerden özür dileyenin bir gün sonra ‘gerçekler başkaydı’ demesi insanı geriyor... Hatta kızdırıyor...
* * *
Meclis başkanı Köksal Toptan, Almanya’daki Deniz Feneri davasında adı geçen RTÜK Başkanı Zahit Akman için ne diyor?
Haberden okuyalım:
‘Toptan, Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davasında ismi geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın TBMM tarafından seçildiğinin, bu tür iddialarda ismi geçenlere Meclis’in görevden el çektirmesinin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine şöyle konuştu:
‘Son düzenlemeyle RTÜK üyelerini de TBMM seçiyor. Şimdiye kadarki seçimlerde TBMM’nin çok isabetli kararlar verdiğini gördük, hep beraber yaşadık. Aynı şeyin son RTÜK seçiminde de gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Ancak, ortaya çıkan son gelişmeler, herkes açısından yeni bir değerlendirme yapma zorunluluğu ortaya çıkaracak gibi görünüyor. Herkes kendi sorumluluğunun idraki içerisinde hareket ederse süreç daha rahat ve sağlıklı bir şekilde yürür diye düşünüyorum.’
Köksal Toptan, konuşmasının ‘Zahid Akman’ın kendisinin görevden ayrılmasının daha şık olacağı’ anlamına gelip gelmeyeceği şeklindeki soruya ise ‘bizim azletme gibi bir yetkimiz yok. Seçimi yaptıktan sonra seçilmiş kişiyi azledemeyiz. Benim o cümlemin içerisinde her şey var’ karşılığını verdi.’
Dün konuyu görüşen ve oylayan RTÜK ne yaptı?
AK Parti tarafından seçilen üyeler marifetiyle Köksal Toptan’ın söylediğinin tam tersini...
Yanlışta direnmeye başlayınca, işlerin tadının daha da kaçacağından emin olabilirsiniz.
Bu kadar ağır suçlamaya... Hırpalanmaya karşın... Pişkinliğin gereği var mı?
Yok...
AK Parti sonuna kadar ‘Deniz Feneri’ işinin üzerine gitme kararı aldığı sırada, RTÜK’e seçtiği üyelerin bu tavrını da üstlenmek durumunda kalacak.
Olup bitenin hukuksal boyutunu yok sayıp, iddiaları ‘muhalif’ ağızlar söylüyormuş gibi takdimin de álemi yok...
Çünkü adama sorarlar: ‘Meclis Başkanı CHP’li mi?’ ‘Yeminli bir AK Parti düşmanı mı?’
Böyle olmadığına göre... Belki de esas soru şu: ‘Yoksa sağduyulu dürüst bir siyaset adamı mı?’
* * *
Doğrusu, dürüst ve akılcı olan herkesin huzursuzluğu artmakta...
İşlerin iyi gitmediğini görüyorlar.
Sanki Ankara’yı ‘akıl tutulması’ sarmış...
Aklı başında herkes işlerin iyi gitmediğini görüyor ama ağzını açmaktan da imtina ediyor gibi... Zaten ‘akıl tutulması’ dediğim de bu.
* * *
Başta Ankara olmak üzere herkesin bugünlerde artan bir şekilde ‘sağduyuya’ ihtiyacı var.
Sakince bir silkinin... Ve kendi kendinize sorun: ‘Sağduyum nerede?’ Şayet sorarsanız... Çoğunuz sağduyunuzun yanınızda olmadığını görecek...