Sabah'ın yeni yayın yönetmeni Erdal Şafak

Sabah'ın yeni yayın yönetmeni Erdal Şafak

Sabah Gazetesi'nde Ergun Babahan'ın istifasıyla boşalan Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Erdal Şafak oturdu.

Sabah Gazetesi'nde Ergun Babahan'ın istifasıyla boşalan Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Erdal Şafak oturdu.

Mail ile duyurulan gelişme sonrası Sabah koridorlarında şu soruya yanıt aranıyor, 'Acaba Erdal Şafak türban konusunda bugün de aynı görüşte mi?'

Erdal Şafak 16 Mart 2006 tarihli türban karşıtı yazısı üzerine sert tepki almış, Ergun Babahan da Şafak'a zehir zemberek eleştiriler yöneltmişti.

İşte Şafak'ın Sıdıka Hanım'ın türbanı başlıklı o günkü yazısı:

Her iktidarın "Eyyamcılar" ı var. Ankara bir ara sarkık bıyıklılardan
geçilmiyordu. Ondan önce beyaz tayyörlü kadınlardan. Daha önce Özal usulü
selamlaşanlardan. Bu dönemin tercih nedeni ise türbanlı eş. O yüzden

Sıdıka Başçı'yı hoş görün; "Kariyerizm" uğruna hidayete erenler safına
katıldı.

Gerek siyasal terminolojide, gerekse felsefede onlar için birbirine yakın

epey kavram üretildi.
Örneğin "Oportünist". Günlük ve geçici çıkarlar için her türlü araçtan
yararlanmaktan kaçınmayanlar, tersine bunu marifet sayanlar için

kullanılıyor.
"Pragmatik" de aşağıyukarı ona yakın. Sonuçta elde edeceği yarar için her
türlü ödünü verenleri ifade ediyor.
Üçüncüsü "Kariyerist". O da mesleki başarıyı her türlü ilkenin önüne

alanları tarif ediyor.
Merkez Bankası'nın yeni patronu Erdem Başçı'nın eşi Sıdıka Başçı'nın
neredeyse 40'ında örtünmesi tüm bu kavramlara uyuyor. Özellikle de

sonuncusuna.
Çünkü birdenbire hidayete ermesinde inançtan çok çevreye uyumun ağır
bastığı ortada. Eşi çocukluktan arkadaşı olan Devlet Bakanı Ali
Babacan'dan etkilense, evlenirlerken "örtünmesi" koşulunu dayatabilirdi.

Evlendikten sonra ailece dost oldukları Zeynep Babacan'ın etkisi altında
kalsa, özel sektörde çalıştığı dönemde türban takardı. Ne zaman "kapandı"
Sıdıka Başçı? Erdem Başçı'nın bir rivayete göre Babacan'ın danışmanlığına

getirilmesinden sonra, bir iddiaya göre ise Merkez Bankası Başkan
Yardımcılığı'na atanmasının arefesinde.

Eşsiz davetliler kulübü
Özel yaşamla ilgili konu olduğu için Sıdıka Hanım'ın türbanıyla ilgili

daha fazla söz söyleme hakkını kendimizde görmüyoruz. Ancak bu konunun
kamusal alanda yarattığı sıkıntılara bir yenisi daha eklenmiş oldu:
Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim, Genelkurmay Başkanı'nın 30 Ağustos

resepsiyonlarına eşsiz çağrılacaklar listesine artık Merkez Bankası
Başkanı da adını yazdıracak.
Farkında mısınız bilmiyoruz ama o liste her yıl daha da uzuyor. Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) iktidar çevrelerinde kıyameti koparan
kararına nazire yaparcasına:
"Kadın türban takmakla, erkek karşısında ikinci plana düşmektedir.

Türbanlı kadın, kendisini cinsel bir varlık olarak görmekte, erkekten
türbanla korunacağını düşünmekte, bu da kadın-erkek eşitliğini
bozmaktadır." (Dahlap Davası kararı)
"Türban siyasi İslam'ın sembolüdür. Bu giysiyi takmak toplumda bölünmelere

yol açabilir. Öncelik dinin değil, devletin kurallarıdır. Başörtüsü dini
gösteriye dönüştürülmüştür. Aşırı siyasi hareketlerin varlığını, bu
hareketlerin dini sembollere ve dini kurallara dayalı toplum isteğini

ortaya çıkartmaktadır. Toplum ortak değerlerine göre modernize olmalı,
çağdaş toplumla bağdaşmayan kıyafetlere dikkat edilmelidir. Başörtüsü
takılması Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır."
(Leyla Şahin davası)

Bu son kararla "AİHM'nin türban tartışmalarına son noktayı koyduğu"
yorumlarına Başbakan Erdoğan'ın tepkisini anımsıyor musunuz? Şöyle
demişti: "Kimse türbana son noktayı koyamaz. Bu konuda toplumsal mutabakat

var. Biz şimdi kurumsal mutabakat arıyoruz."
Kurumsal mutabakatın çözümü, tüm kurumların türbanlılaştırılmasında mı
aranıyor bilmiyoruz ama bir gerçekle karşı karşıyayız:

Bir an için sadece Bakanlar Kurulu üyeleri, iktidar partisi
milletvekilleri ve üst düzey bürokratlar için eşli bir resepsiyon
düzenlendiğini varsayın ve karşılaşacağınız tabloyu gözünüzün önüne

getirin.
Bir de beş yıl önce benzer bir resepsiyon düzenlense nasıl bir tablo
oluşacağını düşünün.
Türkiye'nin kadını özgürleşmede son 3.5 yılda kaydettiği gelişmeyi, bu iki

hayali resepsiyon arasındaki fark özetliyor.
Peki ama insanı kulluktan özgür bireye dönüştürmek iddiasıyla yola çıkan
cumhuriyeti kuran iradenin aradığı "denge" bu muydu?