Polisten gazeteciye meydan dayağı!
Bir gazeteci bir gece dayak yedi? Ünlü gazeteci yaşadıklarını anlatıyor...
Polis kılığındaki katil adayı
Cumartesi gecesi, polis üniforması giymiş bir insanlık düşmanının varlığına tanık oldum İstanbul'da. Polis kılığında bir katil adayının dolaştığını gördüm ortalıkta. Gözlerini bürümüş kini dışarıya vurmak için fırsatını bekleyen bir avcı gibiydi. Avı bendim, çullandı üzerime. Şehrin göbeğinde üniformasının ve silahının kendisine verdiği gücü kullanarak, kendini dünyanın hakimi sayarak, mesleğimi küçümseyerek, kişiliğimi ezerek vurdu bana. Savunmasızdım, kıpırdayamıyordum ama polis kılığındaki o canavar, salyaları aka aka vurmaya devam ediyordu.
"Gazetecisin öyle mi?" diyordu vururken. "Çekmeyin arabamızı" demiştim sadece, bir ricada bulunmuştum hepsi o kadar. "Döverim" dedi, "Yapamazsın" diye cevap verdim, delirdi. Yapamazdı elbette, yapmamalıydı. Bunu söylerken hukuken böyle bir hakkı olmadığını belirtmek istemiştim sadece. Delikanlı olmasını beklerdim, değilmiş. Bana ancak ellerimi kelepçeledikten sonra vurabildi. Savunmasız bıraktıktan sonra vurabildi. Yere yıktı, vurdu. Yerden kaldırdı, vurdu. Deniz'miş adı, arkadaşları öyle sesleniyordu. "Yeter" diye bağırdı uzun boylu arkadaşı ama o durmadı. İçindeki düşmanlığı şiddetle birleştirip dışarıya vuruyordu.
Delikanlı olmadığını gittiğimiz Levent Polis Merkezi'nde de gösterdi. Gencecik bir polis seçmişti, "Arkadaşımızın kolunu çıkardı" diye suçluyordu beni. Oysa ben hiç görmemiştim ki o polisi... Mafya usulü... Hani suçu işleyen büyükbaş, adamlarından birini gösterir ya "İşte bu vurdu" diye, öyle... Hukuk için kurulan bir tezgah. 20 yıllık gazeteciyim ben, mesleğe polis muhabiri olarak başladım. Deniz adlı o polis (aslında polis demeye dilim de varmıyor) kurban olarak seçtiği o genç polise rapor aldırabilirdi de bana yutturabilir miydi?
Sol omuzum sakatlandı. Vücudumun birçok yerinde ağrılar var. Sorun değil, hepsi iyileşir. Zaten iş yargıya intikal etti, bundan sonra mahkemeler gerekli kararı verir. Yine de şanslı hissediyorum kendimi. Avcılar'da polis tekmesiyle ölen Feyzullah Ete'nin ya da önceki akşam İzmir'de "Babam kızacak" diye polis kontrolünden kaçan ama polis tarafından başından vurularak öldürülen 20 yaşındaki Baran Tursun'un yerinde de olabilirdim.
Tüm polis camiasını töhmet altında bırakmak gibi bir niyetim yok. Cumartesi gecesi, gözleri ışıl ışıl olan, yaşadıklarımdan dolayı bana özür diler gözlerle bakan polisler de gördüm. Levent Polis Merkezi'nde çok ilgilendiler benimle, haklarını ödeyemem. Tek dileğim, aralarındaki bu canavarı kendileri dışlasınlar. Polislik müessesine ihanet eden o katil adayını yok etsinler. Savunurlarsa, korumaya, saklamaya kalkarlarsa vicdanların zedeleneceğini, polise olan güvenin kaybolacağını bilsinler. Kötü polisi de iyi polisi de gördüm ben cumartesi gecesi, tanıdım. Bu ülkede yaşamaya devam edeceğim ben. Bu ülkenin polisine de güvenmek istiyorum. Hepsi bu...
Mehmet Coşkundeniz/POSTA