PKK'yı askerî darbe güçlendirdi
Başbakan Erdoğan ile Kürt sorunu hakkında görüşen heyette yer alan Prof. Gencay Gürsoy, Yeni Asya gazetesi muhabiri Hasan Hüseyin Kemal'in sorularını cevaplandırdı.
Gürsoy, "Bunu artık görmezden gelemeyiz, PKK'nın güçlenmesinin tarihî başlangıcı 1980'deki askerî darbenin sonrasına denk gelmektedir. Diyarbakır Cezaevinde yapılanlar kimsenin belleklerinden silinmiş değildir" dedi.
PKK SİLÂHI ŞARTSIZ BIRAKMALI
Birçok bilim adamı ve yazarlardan oluşan imzacı grup nasıl meydana geldi? (Aydın dememek için uzun bir tanımlama yapıyorum.)
İki yıldan bu yana Türkiye'nin değişik bölgelerinde meydana gelen terör eylemleri bizleri de tedirgin ediyordu. Bu çerçevede Kürt sorununu iyi kavrayabilmek için bu sorun üzerinde kafa yoran çevrelerle görüşmeler yapmaya başladık. Bu konunun çeşitli yönlerini ele aldık. Çözüm konusunda neler yapılabilir onları tartıştık. Olayların tırmanmaya devam etmesiyle imza metnini oluşturduk. Çalışmalarımızda iki ana konu vardı. Öncelikli olan PKK'nın önkoşulsuz silâhlı eylemlerine son vermesiydi. Bu talep çeşitli çevrelerde yankı uyandırdı, sanal ortamda toplanan imza bine kadar ulaştı. Kürt asıllı sivil toplum örgütleri ve bağımsız kişiler bu metne onay verdiler.
Siz Kürtleri temsilen mi katıldınız?
Hayır kesinlikle. Biz ne bir aracıyız, ne de kendimizi her şeye tepeden bakan aydın kimliğiyle tarif ediyoruz. Türkiye'de kan dökülmesini istemiyoruz.
BÖLGE HALKI KENDİNİ DIŞLANMIŞ HİSSEDİYOR
Başbakanla görüşmeye giderken çözüm tekliflerinizi de yanınızda götürmüş olmalısınız. Tekliflerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Çözüm önerilerimiz yoktu. Biz sadece olaya nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda bilgi vermeye gayret gösterdik. 80, 100 hatta 150 senelik bir toplumsal sorunu rastlantısal olarak bir araya gelmiş 150 aydınla çözmek mümkün değil.
Peki Kürt sorununa karşı teklif ettiğiniz yaklaşım tarzı nedir?
Başbakana, bölge halkı kendini dışlanmış hissediyor, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü iddia ediyor dedik. Yerel yönetimlerle sıcak ilişkiler kurulmasını istedik. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun veriler dikkate alındığında sağlık, eğitim, altyapı yatırımı alanında ve sosyal güvence, işsizlik konusunda ciddî problemler yaşadığını belirttik.
Sizin söyledikleriniz bölgenin bir gerçeği ancak Karadeniz bölgesinde de yatırım yok...
Buralar çatışma bölgesi olduğu için yatırım yok, hekimler can güvenliğini bahane ederek bölgeye gitmek istemiyorlar. Doğu, Kürtlerin yerleştiği bir bölge olarak TC tarafından farklı bir muameleye tutulmuş demek istemiyorum.
1980 DARBESİ PKK'YI GÜÇLENDİRDİ
Siz devletin bölgeye ayrımcı davranmadığını söylüyorsunuz, ama Başbakan R. Tayyip Erdoğan Diyarbakır'daki konuşmasında "Her ülke geçmişte hatalar yapmıştır, Türkiye de yapmıştır. Bunları yok saymak büyük devlete yakışmaz" sözleriyle dile getirdi. Bu sizin devlet bölgeye farklı muamele etmemiştir sözlerinizle çelişmiyor mu?
Büyük devlete yakışan bir tavırdır, başbakanın özeleştiri yapması güzel bir harekettir.
Peki burada devletin yanlış tavrı ne olabilir?
Bunu artık görmezden gelemeyiz, PKK'nın güçlenmesinin tarihî başlangıcı 1980'deki askerî darbenin sonrasına denk gelmektedir. Diyarbakır cezaevinde yapılanlar kimsenin belleklerinden silinmiş değildir.
Tabiî ki PKK'nın çocuk öldürdüğü, kadın öldürdüğü, terörist eylemler yaptığı konusunda hiçbir kuşku yok. PKK'ya doğru gençlerin meyletmesinin alt yapısını dikkatle gözden geçirdiğimizde devletin ve hükümetlerin de ihmallerini görmezden gelemeyiz.
DAĞA ÇIKMAK SORUNU ÇÖZMEZ
PKK hareketinin alevlenmesini 80 darbesine bağladınız. Darbede de asker mantığı var. Buradan şuraya gelmek istiyorum. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün bir açıklaması oldu "Silâhları alır dağa çıkarız" diyor. Yoksa asker mantığında çözüm böyle mi?
Bir emekli Tuğgeneralin dağa çıkma mesajını vermeden önce ne söylediğini soğukkanlı bir şekilde tartması gerekirdi. Bu sorunun çözümü dağa çıkmak değil dağdan insanları aşağı indirmektir. Yeni Asya