Özkök'ün pişti olduğu yazar
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün kaynağı habertürk yazarı Nuran Yıldız mı?
Özkök'ün Kaynağı Nuran Yıldız mı?
habertürk yazarı Nuran Yıldız Pazartesi günü Obama ile Erdoğan'ın krize yaklaşımlarındaki farkı irdelemişti. Bugün ise Ertuğrul Özkök aynı konuyu aynı mantıkla köşesine taşıdı. İşte pişti olan o yazılar...
Nuran Yıldız/Habertürk(23.03.09)
Kriz yukarı, üslup aşağı
TOPLUMLAR çözümü zor krizlere girdiğinde liderlerin tavırları, söylemleri herkesin dikkatinin odağında olur.
Söylenen "şey" paniği yatıştırabilir. Çözüme yol gösterebilir. Kaosu artırabilir.
Madem Başbakan "Bizde işsizlik var da ABD'de yok mu?" noktasına gitti, biz de gidelim. Kriz karşısındaki söylemleri karşılaştıralım.
Obama seçim sürecinde, krizin keskin yüzüyle burun buruna gelmiş insanları dinledi, onlara istediklerini verdi.
iyimserlik? Verdi. Umut? Verdi. Anlayış? Verdi. Güleryüz? Verdi. Samimiyet? Verdi. Tüm bunlar da insanlara "güven" verdi. Obama'nın seçim sürecindeki temel işlevi "güven imal eden merkez" olmaktı. Bugün de öyle.
Bize dönelim. Krizi doğru analiz ettiğimizden şüpheliyim. Krizi iliklerinde hisseden bireyin durumunu önce görmezden geldik. "Ne söylersek yutarlar" deyip, "teğet geçti" demeyi seçtik.
Baktık ki kriz çuvala sokulacak gibi değil. Yorganın altına saklanacak gibi hiç değil. Bir yerimizi örtünce bir yerimiz açıkta kalıyor. "Bizde varsa ABD'de de var" demeyi akıl ettik.
Çözümsüzlüğün çaresizliğindeki insanlar için çareyi bulduk: Krizi saklayamıyorsak tepkileri bastırabiliriz.
Mitinglerde ses yükselttik, küfrettik, kavga çıkardık, had bildirdik, tersledik. Dinlemek yerine sindirmeyi seçtik.
Kendimizce çare bulduk sanırken adamın biri çıkıp "İkisini de öldürecektim" dedi. Suikast planlamaktan tutuklandı.
Obama "Krizi bastıramıyorsak, bireyi anlamak lazım" derken, biz "Krizi saklayamıyorsak bireyi bastırabiliriz" demeyi seçtik. O güven imal merkezi olurken biz meydanlarda küfürleşerek şiddet enjekte ettik.
ABD ile aramızda krizin analizinde de, insana yaklaşımda da büyük fark var. Üzerine biraz düşünsek mi acaba?
Ve bu da Özkök'ün bugün Hürriyet'te çıkan yazısı...
ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye öncesi ABD tarihinde "bir ilki" gerçekleştirdi. Başkan olarak bir talk-show'a (Jay Leno'nun sunduğu Tonight Show) katıldı. Ertuğrul Özkök Hürriyet'teki yazısında, programdan edindiği izlenmlere köşesinde yer verdi.
İKİ "ZENCİ" ARASINDAKİ FARK
Ev sahibi Başbakan Tayyip Erdoğan ile, 6 Nisan'da ağırlayacağı
Başkan Obama arasında ne fark vardır? Bu farkı, geçen akşam Jay Leno'nun programını izlerken gördüm. Konu, kredi kartı mağdurlarıydı. Bu konuda, geçen hafta Başbakan Erdoğan'ın yaklaşımını hep birlikte gördük. Kredi kartını ödeyemeyenleri neredeyse dövercesine azarlıyordu. "Paran yoksa harcama kardeşim" tarzı hákimdi. Bu konuyu Başkan Obama da açtı. Ama önce ekonomiyi uzun uzun ve çok basit şekilde anlattı. Sigorta şirketlerinin, mortgage şirketlerinin yaptıklarını izah etti. Konu kredi kartı olayına geldiğinde ise, bakın bu olayı nasıl anlatıyor: "İnsanların kredi kartı sorunları var. Ne kadar faiz ödediklerini bilemiyorlar. Yüzde 30'a kadar faizler var, ekstralar var. Üstelik bunlar kanuni. Yani bizim kanunlara bakmamız lazım. İnsan bir tost makinesi alır ve bu makine suratına patlarsa, hangi hakları olduğu kanunla belli. Ama kredi kartıyla borç aldığı veya mortgage ile ev aldığı ve bu kredi suratına patladığı zaman ne olacağı belli değil." İşte iki ayrı yaklaşım biçimi. Aslında ikisi de doğruyu söylüyor. Ama üsluplar taban tabana zıt. Yani "Belagat farkı" var. Ama o da zarftan ibaret değil. O azarlayıcı tavır, yavaş yavaş mazrufa dönüşüyor.
ERDOĞAN "ZENCİ" OLMAYI SEVİYOR
Şimdi bunların ikisi de popüler, yani halk adamı siyasetçi olduğu iddiasında. Erdoğan, kendini ve temsil ettiği toplum kesimini "zenci" olarak tanımlamaktan özel bir haz duyuyor. Obama ise gerçek siyah derili bir adam ama "zenci" aidiyetini hiçbir zaman ön plana çıkarmıyor. Yani "Ben bütün Amerikalıların başkanıyım" havasında. Kimseyi azarlamaya kalkmıyor. Kimseye hakaret etmiyor. Bağırmıyor, çağırmıyor. Gazetecilerle kavga etmiyor. Toplumun yoksul kesimini, göreli olarak biraz varlıklı kesimine karşı tahrik etmiyor. Varoşlarda oturan insanlara, başka semtleri, mahalleleri gösterip, "Bakın oradakiler sizi küçümsüyor" gibi bölücülükler yapmıyor.
OBAMA'YA KÖPEK SORUSU
Ama aralarında çok önemli bir başka fark daha var. Programın sonuna doğru Jay Leno, Obama'ya "Köpeğiniz ne zaman geliyor" diye soruyor. O bölümdeki diyaloğu aynen aktarıyorum. Böylece farkı siz de göreceksiniz.
* * *
Leno: Pekálá, son bir soru. Köpek ne zaman geliyor? Sürekli köpekten bahsedildiğini duyuyorum. Köpek ne zaman orada olacak? Bence sanki en kısa zamanda...
Obama: Bak şimdi, burası Washington (gülüşmeler), o bir kampanya sözüydü (gülüşmeler).
Leno: Aa, vay. Vay. Dostum (gülüşmeler ve alkış).
Obama: Şaka yapıyorum. Köpek en kısa zamanda gelecek (gülüşmeler).
Leno: Ne kadar kısa?
Obama: Aslında bir anlamda şimdi zemin hazırlıyoruz. Bir gezim var, NATO zirvesine gitmem lazım. Döndüğümüzde köpek gelmiş olacak.
Leno: Vay be. Portekiz su köpeği mi olacak? (Gülüşmeler) Ne olacak, ne tür bir köpek?
Obama: O değil (gülüşmeler).
Leno: O değil mi?
Obama: Su köpeği değil (gülüşmeler).
Leno: Her neyse, ne olduklarını bilmiyorum.
Obama: Korkutucu bir köpek türü gibi geliyor kulağa (gülüşmeler). Evin içinde damlaya damlaya gezen cinsten (gülüşmeler).
Leno: Ne olduğunu bilmiyorum.
Obama: Hayır, hayır. Kızların çok iyi vakit geçireceğini düşündüğüm bir köpek alacağız. Bence ben de onunla çok eğleneceğim. Bilirsin, "Washington'da bir dost istersen, köpek al" derler (gülüşmeler).
ERDOĞAN'A SORULSAYDI..
Şimdi gelelim asıl soruya. Jay Leno aynı soru bizim başbakanımıza sorsaydı ne cevap alırdı? Bir kere böyle soru olmazdı. Veya Leno'nun yüzüne azarlar bir ifade ile bakıp şunu söylerdi: "Ne köpeği? Hani şu bazı köşe yazarlarıyla yatan hayvan mı? Bizde öyle şey olmaz."