Özkök Paşa'yı telaşlandıran şey...
Başörtüsünden kaynaklanan bir sorun bir dönem bakın nasıl atlatılmış...
RP’li eski Diyarbakır Belediye Başkanı Prof. Ahmet Bilgin; o dönemde 7. Kolordu Komutanı olan Hilmi Özkök’le ilgili bir anısını anlattı...
Birçok Diyarbakırlının “Efsane Başkan” olarak andığı Diyarbakır Eski Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bilgin, hem 7. Kolordu Komutanlığı'nda, hem de Genelkurmay Başkanlığı'nda Halef-Selef olan Hilmi özkök ve Yaşar Büyükanıt’la yaşadıklarını ilk defa ve sadece Vakit’e anlattı. En kritik dönem olan 1994-1999 arasında, Refah Partisi’nden Belediye Başkanı olan Bilgin, merkezi ve yerel yöneticilerin, halkın inancına dik duruşla sahip çıktıkları takdirde, hangi sonuçları alabileceklerini gözler önüne seren olaylar dizisini yansıtmaya, bir önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi özkök’le yaşadığı olayı anlatarak başladı:
HİLMİ PAŞA HATTA!..
“Mesaiye yeni başladığımız saatlerdi, sekreterim aradı, 'Hilmi Paşa hatta' dedi. Emir subayına filan telefon açtırmamış, direk beni aramış. 'Günaydın paşam' dedim, 'günaydın' dedi... Heyecanlı bir sesle ve 'yerinde misin yanına geleceğim' diye ekledi. Ben de 'buyurun paşam yerimdeyim' dedim. Telefonu kapadım ama beni bir düşünce aldı. Paşa niçin yanıma geliyordu?.. Sesindeki bu heyecanın sebebi neydi? Belediye hizmetlerinde ilgili bir olumsuzluk mu vardı?..”
“HİLMİ PAŞA GELDİ!..”
Olayı anlatırken, anın sıcaklığını yaşadığını dile getiren Bilgin şöyle devam etti:
“Ben ihtimalleri düşünürken, ‘Hilmi Paşam geldi Efendim’ dediler. Merdivende karşılamak için yerimden kalktım, kapıyı açtım, burun buruna geldik. Paşa, nefes nefeseydi. Merdivenleri hızlı çıktığı belliydi. Bu durum içimdeki sıkıntıyı daha da büyüttü. Hal hatır sorma faslından sonra Hilmi Paşa, hafifçe, “Başkanım mümkünse yalnız görüşelim” dedi. Odadakileri dışarı çıkarttım. Tabii, tahmin edersiniz iyice heyecanlanmıştım.”
“HİLMİ PAŞA’NIN SIKINTISI NEYMİŞ?!..”
Bilgin, 7. Kolordu Komutanı Hilmi Paşa’nın böylesine telâşlanmasına sebep olan ‘olayı’ şöyle anlattı:
“Yüzünde, endişenin derin izleri vardı. Heyecanla bekliyordum. Hilmi Paşa, dile getireceklerinin ağırlığını hissettirircesine kaşlarını birleştirdi…'Başkanım, kusura bakmayın benim eşim bir kermes düzenlemiş ve sizin eşinizi de bu kermese davet etmiş. Ama kermes orduevinde düzenlenecek ve sizin eşiniz başörtülü, orduevlerinde malum yasak var, ne yapacağız? Biliyorsunuz Genelkurmay’ımızın bu konuda bir hassasiyeti var!..' dedi. Şaşırmıştım. ‘Hay Allah’ dedim. Bu muydu?!.. Bunca telaş, eşimin başındaki örtü için miydi? Koca Paşam, bunun için mi telâşlanmıştı.”
“BEN DE DİYARBAKIR ELDEN GİTTİ DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜM”
“Paşanın bu sözleri üzerine; “Oh be paşam, ben de bir kusur mu işledik, olağanüstü bir şey mi oldu?” diye düşündüm. Kendisine “Gerçekten bu kadar basit bir konu için mi telaşlandınız!” dedim. Ve ekledim: “Siz başörtüsü ile uğraşacak bir insan mısınız? Ben eşimi hiçbir davete göndermiyorum ama eşim hanımefendiyi sevdiği için kermese katılmasına izin verdim. Bu size duyduğum sevgi ve saygının göstergesiydi.”
Ben bunları söyleyince, Paşa, biraz mahzun biraz mahcup bir edayla başını öne eğdi…Ve o halde, “Şimdi ne yapacağız?” dedi.”
“HANİ TÜRK ORDUSU ÇİN SEDDİ'NDEN DAHA GÜÇLÜYDÜ!..”
Bilgin, Paşa’nın o tavrının kendisini hayli müteessir ettiğini belirttikten sonra, yaşananları anlatmaya devam etti: “Paşanın böyle bir durum karşısında böylesine büyük bir telaş göstermesinin şaşkınlığıyla baktım ve şunları söyledim: “Türk Ordusu çin Seddi'nden daha güçlü değil miydi ? Benim gözümde büyüttüğüm Türk Ordusu bir başörtüsü ile mi yıkılacak.” Paşa, haline izah getirmeye çalışıyordu:
“Ama Genelkurmay var!.”
Yüksek Askeri Şura’nın arefesindeydik. Paşamızın, böyle bir dönemde başörtüsüyle birlikte anılmaktan çekindiğini düşündüm.”
SİZ BİLİRSİNİZ AMA!..
“Paşayı rahatlatmak için; “İsterseniz eşimi kermese göndermem” dedim ve ekledim: “Ama, ben Hilmi Paşa’nın farklı olduğuna dair inancımı kaybetmek istemem. Geliniz, farkınızı gösteriniz!.. Hilmi Paşa’nın bir farkı olsun. Bir Paşa çıksın ve bu saçma sapan yasakların karşısına dikilsin. Bu siz olun!..”
“PAŞA DÜŞÜNÜYOR!..”
“Bu teklifim üzerine sessizliğe büründü Paşa. Düşünüyordu. Sessizliği bozmadım. Bekledim. Kaç saniye geçti bilmiyorum. Paşa sessizliği kararlı bir sesle bozdu: ‘Tamam!’
Sesinde kararını vermiş insanların rahatlığı vardı. “Terfinize mani olacaksa, bir kez daha düşünün isterseniz” dedim. Paşa, yine düşünmeye başladı. Bu sefer sessizliği bozan ben oldum: “Paşam, her bir mesele ihlasla hallolur Allah’ın izniyle. Gönlünüzü ferah tutunuz!..”
“EŞİM 10-15 BAŞöRTÜLÜ ARKADAŞINI ALDI VE ORDUEVİ'NDEKİ KERMESE GİTTİ!..”
Bilgin, paşayla o günkü sohbetini böyle anlattıktan sonra devam etti: “Ben Hilmi paşadan tamam yanıtını aldıktan sonra eşime; “Hanım, başörtüsünü en güzel şekilde taşıyacak ne kadar bayan varsa hepsini yanına al ve kermese katıl, belki subay eşleri de sizlerden görüp imrenir kapanır’ dedim. Eşim de yanına 10-15 kadar başörtülü arkadaşını alıp kermese katıldı. Orduevi'nde ne bir sorun ne de en ufak bir saygısızlık yaşandı.”
“GENELKURMAY BAŞKANI OLDUĞUNDA ZİYARETİNE GİTTİM VE O OLAYI HATIRLATTIM!..”
“Aradan hayli zaman geçti. Hilmi paşa Genelkurmay Başkanı oldu. Ankara'da hayırlı olsun ziyaretine gittim ve orada da o gün olanları hatırlatarak ‘Ben size o gün ihlas dolu hareketinizin sizi bu günlere getireceğini söylemiştim.’ dedim, paşa başını öne eğerek ‘Haklısın..’ cevabını verdi.” Paşanın korkuları boş çıkmıştı. O gün orada o direnci göstermemiş olsaydık, Paşa’ya “Hakkı” anlatmış olmasaydık, böyle bir netice alınır mıydı? Sadece Yüce Allah bilir.”
Vakit