Psikolojik Danışman Ali Şeker
Okula Gitmek İstemeyen, Ders Çalışmak İstemeyen Çocuğa Nasıl Yaklaşılır?
“Hadi okula geç kalıyoruz.”
“Hadi dersinin başına otur.”
“Bunu yapmak zorundasın.”
Bu cümleler birçok evde iyi niyetle söylenir ama çoğu zaman beklenen etkiyi yaratmaz. Aksine, çocukta bir direnç, ebeveynde ise çaresizlik duygusu büyür. Peki hiç durup şunu sorduk mu: Çocuk neden direniyor?
Bir çocuk okula gitmek istemiyorsa ya da ders çalışmaktan kaçıyorsa, ortada yalnızca bir “isteksizlik” yoktur. O davranış, çoğu zaman duyulmayı bekleyen bir mesajdır. Sorun davranışta değil, davranışın taşıdığı duygudadır.
Önce davranışın altına bakmak gerekir.
Okuldan kaçınma; kaygının, başarısızlık korkusunun, zorbalığın, öğretmenle yaşanan bir çatışmanın ya da fark edilmemiş bir dikkat ve öğrenme güçlüğünün işareti olabilir. Çocuk kelimelerle anlatamadığını davranışıyla anlatır. “Gitmek istemiyorum” demek bazen “Orada kendimi güvende hissetmiyorum” demenin başka bir yoludur.
Bu noktada en sık yapılan hata, duyguyu atlayıp doğrudan davranışı düzeltmeye çalışmaktır. Oysa emir, kaygıyı azaltmaz; artırır.
“Kalk gidiyorsun”, “çalışmak zorundasın” gibi cümleler çocuğu harekete geçirmez; savunmaya iter. Bunun yerine duyguya temas eden bir dil kullanmak gerekir:
“Okula gitmek sana çok zor geliyor gibi… En çok hangi kısmı yoruyor seni?”
Bu tür cümleler çocuğa şunu hissettirir: Anlaşılabilirim.
Bir diğer önemli nokta, hedeflerin büyüklüğüdür.
Bir çocuğa “üç saat ders çalışacaksın” dendiğinde, beyninde başarı değil kaçış planı oluşur. Büyük hedefler kaygıyı, kaygı da ertelemeyi doğurur. Oysa küçük adımlar güven verir. “On dakika başlayalım” demek, çocuğa başlama cesareti kazandırır. Başlamak ise çoğu zaman devamını getirir. Çünkü başarı duygusu, motivasyonun en güçlü kaynağıdır.
Çocuklarla ilgili sık yapılan bir başka yanlış da “yalnız bırakma”dır.
“Odaya geç çalış” demek yetişkin dünyasında mantıklı görünebilir. Ama kaygılı bir çocuk için yalnızlık, düzen değil kaos yaratır. Öğüt vermek yerine eşlik etmek, fark yaratan noktadır.
“İstersen ben yanındayken başlayabilirsin” mesajı, çocuğa yük taşımadığını, yanında bir rehber olduğunu hissettirir.
Burada ince bir çizgi daha vardır: Okul reddini normalleştirmemek.
“Bugün gitme, evde kal” demek kısa vadede rahatlatıcıdır ama uzun vadede davranışı pekiştirir. Çocuk zorlandığında kaçmanın çözüm olduğunu öğrenir. Bunun yerine şu mesaj daha sağlıklıdır:
“Zorlandığını görüyorum. Kolay değil ama bunu birlikte aşacağız.”
Bazı durumlarda ise dikkatli olmak gerekir.
Eğer çocukta sık tekrarlayan karın ağrısı, mide bulantısı gibi bedensel şikâyetler varsa; notlarda ani düşüş gözleniyorsa; sosyal olarak içine kapanma, yoğun ağlama ya da öfke nöbetleri eşlik ediyorsa burada sıradan bir isteksizlikten değil, okul kaygısı ya da okul reddinden söz edilebilir. Bu noktada uzman desteği almak geciktirilmemelidir.
Bazen bir çocuk ders çalışmaz çünkü tembel değildir.
Bazen okula gitmez çünkü sorunlu değildir.
Bazen sadece anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Ve çoğu zaman çözüm, çocuğu itmekte değil; onunla yan yana durabilmektedir.