Oktay Ekşi’den itiraf

Oktay Ekşi’den itiraf

‘Din, dini otoritelere bırakılmalı’. Hürriyet’in başyazarı Oktay Ekşi, ‘Başbakan’ın, Kürt sorununun çözümü için dine vurgusunu eleştirirken, din konusunda sadece din otoritelerinin konuşmasını istedi.

Bugüne kadar, kendisi de dahil, din konusunda yetkisiz oldukları halde konuşanlar ve başta başörtüsü olmak üzere birçok konuyu karara bağlayanlar (!) bundan sonra ne yapmalı? Ve o konuşmalardan çıkarılan vicdan yaralayıcı çözümleri nötrlemek için nasıl bir yol izlenmeli? Ekşi’den o konudaki görüşlerini de, bir sonraki yazısında bekliyoruz.


 


Millet mi, ümmet mi?


 


Aynı dili konuşup da anlaşamamak gerçekten çok kötü bir durum...


Sayın Başbakan’ın Avustralya ve Yeni Zelanda’ya yapmakta olduğu gezi sırasında Türkiye olaylarını yakından izlediği, hatta izlemekle kalmayıp buraya laf yetiştirmeye özel bir gayret gösterdiği gözlerden kaçmamıştır.


İyi bir şey... Çünkü Başbakan böylece, ‘gövdemle burada olsam bile aklım hep orada’ mesajını veriyor.


 


O iyi de... Sayın Başbakan’ın dedikleri pek o kadar iyi değil...


 


Bakıyorsunuz bir gün ‘Kürt sorunu sanaldır’la lafa başlıyor. Sonra ‘Kürt sorunu vardır’a dönüyor. ‘Vardır’ diyor ama lafının nereye gideceğini anlayınca tutuyor bu defa ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan’ sloganıyla kitlelerin karşısına çıkıyor.


Şimdi Avustralya’da konuşurken ‘tek millet’ kavramının yerine ‘tek din’i koyduğu görülüyor.


‘Din’ elbet Türk ulusunun en önemli ortak değerlerinden biridir. Önemlidir çünkü bu ülke halkının yüzde 98’i ‘Müslüman’dır.


Ama Türkiye’deki devlet ‘laik’ ise, o devletin başbakanı kendi halkının ortak değerlerinden söz ederken ‘seküler’ kavramlar kullanmalıdır. Aksi halde söz konusu dinden olmayanlara karşı bir ayrımcılık yapıldığı izlenimi doğar. Kaldı ki dini değerleri esas alan konuşmalar din adamlarına, din otoritelerine ait olmak gerekir.


Sayın Başbakan ‘Türkiye’nin Yugoslavya olmayacağını’ da söylemiş. Nitekim Yugoslavya’daki etnik kesimler arasında kurulan evlilik bağlarının Bosna-Hersek olayları üzerine boşanmayla bittiğinden söz etmiş.


Türkiye’nin bir gün ‘Yugoslavya gibi parçalanmasının söz konusu olmaması’ hepimizin ortak özlemidir. Ama ‘Başbakan dedi’ diye Türkiye Yugoslavya olmaktan kurtulamaz. O nedenle ‘Türkiye’nin bir gün Yugoslavya gibi parçalara ayrılmasını önleyecek’ politikalara ihtiyaç vardır.


Oysa bugün Türkiye’de kendini hissettiren bir ‘etnik milliyetçilik’ modası var.


Daha önce hangi kökten geldiğini veya karşısındaki insanın etnik kökenini merak etmeyen -buna gerek de duymayan- insanlar artık araştırıyor. Bu çaba sırf öğrenme sınırları içinde kalsa mesele yok. Hatta zenginlik, çeşitlilik olarak algılayıp sevinmek gerekir. Ama o orada durmuyor. Birileri en tehlikeli türden mikro milliyetçilik yapıyor.


Dahası Avrupa Birliği bu konulara kaynak ayırıyor. Birileri o sayede kitaplar bastırıyor. Kısaca Türkiye’deki farklı etnik ve dini gruplar rahat bırakılmıyor. Tüm bunlar da suret-i haktan görünerek yani ‘demokratikleşme ve kültürel değerleri koruma’ adına yapılıyor.


Türkiye bugün Yugoslavya olmaz. Çünkü Başbakan her ne kadar ‘ulus’ kavramına vurgu yapmasa da Türkiye’de bir ‘Türk ulusu’ var. O nedenle ‘sevinci ve kederi ortak; tarihi, dili, vatanı, bayrağı ve geleceği aynı’ olan, büyük çoğunlukla aynı dine inanan bu insanları parçalayıp birbirine düşürmek kolay değildir.


Tabii aptalca politikalar izleyip ülkemizi çıkmaza sürüklemezsek. Oktay Ekşi/Hürriyet