New York'ta kazanan: Ahmedinejad!

New York'ta kazanan: Ahmedinejad!

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Columbia Üniversitesi’nde konuştu.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Columbia Üniversitesi’nde konuştu. Columbia’daki bu konuşması ona istediği şeyi verdi: Meşruiyet. Ayrıca, Müslümanların gözünde kaba gözükenler, onu söz konusu üniversitede ağırlayanların ta kendileri oldu.

 

Dünyanın gerçekten de en tehlikeli adamlarından birisi olan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, bu hafta New York’tan kazanan taraf olarak ayrılırken sergiledikleri küstahlık için Amerikan akademi dünyasına ve kazandığı zafere bilinçli bir şekilde kayıtsız kalmasından dolayı ABD medyasının büyük bir çoğunluğuna herhalde minnettar kaldı.

Eğer geçen yüzyılın kana bulanmış tarihi Amerikan akademisyenlerine tek bir şey öğretseydi, o da şu olmalıydı: Totaliter dürtü, akılcılıkla bağdaşmaz.

 

Aklın değil iradenin ürünü

 

Totaliter bir kafayı diyalog ve müzakere yoluyla değiştiremezsiniz. Zira totaliter, kendisini, hem de dâhicesine, bir dizi hatalı fikirlerin altyapısıyla kuşatmasına rağmen, aklın değil iradenin bir ürünüdür.

 

Burada büyük bir ders alınmıştır. Ama geçen hafta Ahmedinecad’ın Columbia Üniversitesi’nde yaptığı konuşma fiyaskosu önlenebilirdi, zira okulun bizzat kendi tarihinde buna ilişkin bir başka ders daha var.

 

1930’larda Columbia’nın rektörü Nicholas Murray Butler’dı. Onun adının kötüye çıkmasının özel bir nedeni vardır: Butler, İtalyan faşizmi ve onun lideri Benito Mussolini’nin açık bir hayranıydı. Ayrıca Rektör Butler, Ivy League üniversitelerine alınan Yahudi öğrenci miktarının kısıtlanması gayretlerinin ön sıralarında yer alıyor, kendi üniversitesi ile İtalyan üniversiteleri ve faşist öğrenci örgütleri arasında ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Üç yüz elli Amerikalı "Siyah Gömlekli" öğrencinin Butler’ı ziyaret ederek kendisine faşistlerin marşını seslendirdiği bir ziyaret olayı da kayıtlara geçmiştir.

 

Butler, Nazi Almanyası ve oradaki üniversiteler ile temas kurmak için de çaba sarf ediyordu. 1933 yılında, Adolf Hitler’in ABD’deki büyükelçisi Hans Luther’ı Columbia’da bir seminer vermeye davet etti. Luther, bu konuşmasında, Hitler’in Avrupalı komşularına karşı “barışçıl niyetlerini” anlattı. Konuşma sonrasında Butler misafiri şerefine bir de kabul resmi düzenledi.

 

Rektörden İran'a eleştiri

 

Columbia Üniversitesi’nin mevcut rektörü Lee Bollinger, İranlı lideri “vahşi” ve “küçük diktatör” sözleriyle adlandırarak Holocaust’u (Yahudi soykırımı) reddetmesini Ahmedinecad’ın “aptal ve cahilleri kandırmaya” yönelik olduğunu söylerken Amerikalı dinleyicilerini dikkate alıyordu. Bu sayede ABD’deki eleştirmenlerin gönlünü almış olabilir. Ancak uluslararası medyaya göre kazanan taraf Ahmedinecad’dı. Columbia’da konuşma daveti, bütün totaliter demagogların özlemini çektiği meşruiyeti sağladı. Rektör Bollinger’in saldırıları pastanın üzerindeki krema oldu, zira İranlı liderin hedeflediği İslam dünyasının temel sosyal erdem saydığı misafirperverlik kuralı Bollinger tarafından çiğnenmişti. Bollinger görgüsüz, Ahmedinecad vakur ve kontrollü gözüktü.

 

Medya, İran sorununa uzak

 

Gelelim ABD medyasının İran sorununa uzak kalmasının nedenine. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, nükleer güce sahip olmadan önce İran’a karşı bir saldırı için ağırlık koyuyor. Bush yönetimi tarafından Irak savaşı felaketinin yolunu açmakla suçlanan Amerikan medyası, şimdi de İran sorununa taraf olarak, bir başka askeri felaketin parçası haline gelmek istemiyor.

Bu makul bir pozisyon ancak Ahmedinecad’ın gerçekten kim olduğunu ve nasıl bir tehlike oluşturduğunu anlatmamak anlamına gelmemeli.

The Los Angeles Times- Tim Rutten/ Referans