Neden K'yı ovanın ortasına kurdunuz?

Neden K'yı ovanın ortasına kurdunuz?

Düşmanın şerrinden muhafaza olmak için her şehri dağ yamacına kurdunuz da neden onu ovanın ortasına yerleştirdiniz.

Aşüfte

 

Oktay Sarı

[email protected]

 

            I

Adı lazım değil, baş harfi K. Gözlerine bakmak cesaret ister. Büyük Okyanus, ha bir de Atlas ve Hint mi varmış? Onun gözlerinden kaç okyanus çıkar. Boğazından suyun geçişini izlerken canlı yayında, reyting rekorlarının kırıldığına şahit olur her erkek o anda. Düştüğünde suyun katreleri batına, yeni bir rekor izlemeye koyulur her düşen onun oyununa. Dudaktan kalbe yol varmış, laf-ı güzaf. Dudakları onun kırmızı ışık, ileriye geçiş yok. Önce bekle ve gör, görmeye takatin varsa. Sarıya kadar kalbin durmazsa eğer, yeşilde gazla ayağını çekmeden pedaldan. Gerdanın o kadar uzun ve beyazı, engebesiz, kasissiz olanı, hani Konya-Ankara karayolu gibi, usta şoförü bile yoldan çıkarır. Köprücük kemiklerinin ürperten çıkıntısı mola yeri. Güzergâh değiştirip sırta yönelince, orta hatta aşağı inen tek gidiş yolda ilerlemek için varsa “one-way ticket”, bileti cebine sok, son duraktan önce iniş yok.

Roma’nın sütunları halt etmiş onun kar beyazı gotik, barok ya da bilmem ne bela sütunları yanında. Yüksek topuklu kırmızı ayakkabılar üzerinde az daha yükselirken semaya, sütunlar arasından güneşin batışını ve doğuşunu izlemeye edilir mi hayâ? Göbeğinde kim bilir kaç kişi kayboldu, kaçı yaralandı, kaçı ucuz kurtuldu? Bel ve basen ölçülerinin ideali neydi, onu siz hesaplayın. Ben hâlâ kulaç ve karış hesabındayım, çaktım matematikten. Siz yazadurun mağara, sarkıt ve dikitlerden; benim beklentim dağ, tepe ve yükseltilerden.

Seni gidi aşüfte. Bin kişinin canını yakan fingirdek. Havandan, pudrandan, parfümünden, rujundan, ojenden, fondöteninden geçilmez. Suretinden önce kokun gelir, hava sahamızdan üç gün çıkmaz etkin. Oluşturduğun orta şiddetteki sarsıntı, coğrafyamızı bozar. Bitki örtümüz, floramız, doğal yaşamımız perperişan olur.

 

Senin doğal ortamını da biliriz. Dağınık ve hiç düzeltilmemiş yatağını, ayakkabısız basılmamış halılarını. Mutfağında dağ gibi birikmiş bulaşıkları, fırının üzerinde katman katman birikmiş olup da en iyi formüllü deterjanın bile çıkaramayacağı kir ve lekeleri, masa üstündeki kurumuş ekmek ve lavaşları, hazır kahve ve çay lekelerinin her yerde oluşturduğu coğrafi örtüyü, halı üzerindeki kırmızı ve siyah çamaşırları da biliriz.

Güzelsin, çok güzelsin, hatta cillopsun. Fakat sen öylesin, senden kadın olmaz, elinden iş gelmez. Sen kendi yoluna, ben kendi yoluma.

            II

Adı lazım değil, baş harfi K. Karamanoğulları, Selçuklu ve Osmanlı. Düşmanın şerrinden muhafaza olmak için her şehri dağ yamacına kurdunuz da neden onu ovanın ortasına yerleştirdiniz. Rüzgar essin savursun, yalasın tenini diye mi? Sarı renkli kokusu gitsin başka diyarlara da kıskandırsın el âlemi diye mi? Sonra da ortasına bir tepe kondurup seyredelim uçsuz bucaksız açık sarı, koyu sarı, turuncu ve yeşili, değil mi?

 

Bak şu gördüğün şapkalı toprak yer dokuzyüz yıllık. Yanındaki cami de çocukluktan beri arkadaşı. Tepeden seyrediyor aşağıdaki asırdaşı ile kendinden beşyüz yıl küçük şerefli eseri. Az ileride yemyeşil kubbeye göz kırpıyor. Onun yanındaki Selim mi, Süleyman mı? Yeşil kubbe ta öbür uçtaki piramit kubbeye selam çakıyor, hocam diyor. Şerefli eserin yanı başındaki güneş dosta da ağlamaklı bir şekilde göz kırpıyor. “Gelin oturalım, ateşbaz da gelsin yeşil bağlardan, yedirsin, içirsin” diyor.

Şehrin kapılarından biri yıkılmış, olsun ne çıkar, ondan da kapı gibi hükümet gibi eserler yapılmış. Surların üstünde yeller esmiyor, eller oturuyor, binalar çakılıyor beton direklerle. Olursa olsun, balıklar bilmezse onun kadrini, Halık bilir halini.

 

Gök kubbeye yükselen kuleleri, medeniyetin yansıması. Arşın nuruna nur saçan gök tarayıcıları başka nerde var? Yıkılın üç, beş, sekiz katlılar. Artık bize onsekiz, yirmi, kırk katlılar gerek. Yönümüz artık garp; şarktan laf açmayın. Modernite beton demek, çelik demek, taş demek. Hangi bahtsızlar senin gelişmişliğini park, bahçe gibi ilkel toplumlara has özelliklerle bozmak istiyor? Bahçe isteyen gider şehrin yirmi kilometre dışına, alır oradan bir arsa, maydanoz mu olur, hıyar mı olur yetiştirir?

 

Upuzun yaya yolunda salınır gençler boylu boyunca. Sıralanmış yol boyu kafe, pastane, döner salonları, nargile kafeler, canlı müzik mekânları. Yaşasın eğlence, ardından dinlence. Beyoğlu halt etmiş bu yolun yanında. Orada nostaljik tramvay varsa, burada da semi-nostaljik. Dünyanın en büyük toprak altı zaman göstericisi, kararlı, azimli, sözünden dönmez, hep aynı ânı gösterir.

 

Işık hızıyla yapılan köprülü kavşaklar dünyanın sekizinci harikası. Gökyüzünden o kadar güzel gözüküyor ki.

Ey şehir! Sen ışık şehri, yüksek binalar şehri, düzgün yollar şehri, medeniyetin beşiği, hoşgörü merkezi.

Senin öteki yüzünü de biliriz. Havan öyle kötü ki, partikül, karbon, kurşun gırla gidiyor. Bacaların simsiyah dumanları Avrupailiğine gölge düşürüyor. Kaldırımlarında yayalar yürüyemediği için, insanının adı çıkmış yurt sathında. Bir metron bile yok, duyuyor musun, hadi gülümse? Bugün düşünseler metro yapmayı, bilirsin yaklaşık 10 sene sürer. Siyasilerin bunu göze alamıyor, gene bilirsin ki 10 sene siyasette uzunca bir süredir.

 

Bir şey daha sorayım sana. Geçenlerde gördüm, polisler fazla yolcu alan minibüsleri durdurup ceza kesiyordu. Fazla yolcu alan otobüs ve tramvaya niye ceza kesilmez diye de aklıma geldi. Yazık vallahi, bir sürü çocuk, kadın, yaşlı perişan vaziyette minibüs bekliyordu. Dostum, bu böyle olmaz. Seni yönetenler el ele verip ulaşım sorununa çözüm bulamazlar mı? 

 

Yağmur eksik olmaz inşallah üzerinden. Ama yollarında su birikintileri nedendir bilmem eskiden beri eksik değil. Düz ovada çukurların işi ne? O malum höyüğe mi özendin de çukursuz duramıyorsun?

Şehir merkezinden dört bir yana doğru ilerledim. Ne kültürel, ne sanatsal faaliyete hiç rastlamadım. Yeni yeni yollar açılmış, açık olanlar asfaltlanmış, “hayırlı olsun” yazıları asılmış. Lakin yol kenarlarında hiçbir etkinlik yok. Bildiğin köy. Merkezden batıya doğru on kilometre gittim, yol kenarlarında ev ve işyeri, ha bir de çardak olabilir, kötü kokular geliyordu, başka bir şey görmedim. Dediler ki şehirde çarşı diye bir yer var, o kadar. Periferde etkinlik bulamazsın. Sen ne menem şeymişsin öyle?

İyisin, hoşsun, fakat eksiksin. Seni yönetecek yönetici nerdeeee?

            III

Boyalı, pudralı aşüfte. Gezelim mi seninle ışıklı, havai fişekli, gürültülü şehirde? Yap-bozlarla geçer ömrümüz o yerde. Senin de ondan kalır yanın yok be.

            IV

Son söz: Bir neslin şehri inşa ederken müteakip neslin hayatını tamamen donduracak şekilde kalıcı yapılar yapması, bir neslin diğer neslin hayatına tahakküm etmesi anlamına gelir. Bu da en fazla kalıcı olmak, en fazla tahakküm etmek tavrını yaşatmış olan Mısır Firavun kültürünün uzantısı olmak demektir. (Turgut Cansever).