Medya dini terminolojiye yabancı
Zaman gazetesi, çeşitli din adamlarının görüşlerine başvurarak yaptığı haberde, medyanın dini konularda yapılan haberlerde birçok yanlış yaptığını yazdı. İşte, o yanlışlar...
‘Hac, bu yıl da kurbana denk geldi’, ‘Bir gündeki 5 rekat namaz...’, ‘Sahurda orucunu açan...’, ‘Beş vakit dışında kılınan namaz anlamına gelen sünnet namazı...’ Bu ve benzeri ifadelere medyada sık sık rastlamak mümkün. Tüm dünyada ‘özel bir alan’ olarak görülen din, Türk medyasında magazin düzeyinde ele alınıyor.
Son cami tartışmalarında bu durum iyice gün yüzüne çıktı. Prof. Dr. Hayrettin Karaman, haberlerin bu şekilde verilmesini reyting dolayısıyla para kaygısına bağlıyor. Prof. Dr. Orhan Çeker ise ülkemizde, medya yöneticilerinin yüzeysel de olsa bir dinî bilgiye sahip olmadığına dikkat çekerek bu gerçeğe rağmen uzmanlara başvurmaya gerek duyulmadığından yakınıyor. Mevcut tablodan, medyanın sürekli görüşlerine başvurduğu Prof. Dr. Zekeriya Beyaz ve Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de şikayetçi. Öztürk, dinî konularla ilgili tartışmaların ‘facia'ya dönüştüğünü belirtiyor. En çarpıcı iddiayı ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dile getiriyor. Hatalı haberleri arşivlediklerini, ellerinde onlarca dosya biriktiğini vurgulayan Bardakoğlu’na göre dinle ilgili haberler gazete mutfaklarında değiştiriliyor.
Mevcut tablodan, medyanın sık sık görüşlerine başvurduğu isimler de şikayetçi. Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, “Bunlar şarlatan.” derken, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, dinî konuların ekranlarda tartışılmasını ‘facia’ olarak nitelendiriyor. Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, geçen pazartesi günü Radikal gazetesinde yayımlanan röportajıyla ilgili bir örnek veriyor: “Birinci sayfada ‘Başı açık namaz kılınır’ diye yazmışlar. Bu söz kesinlikle bana ait değil.”
Türkiye’de en rahat konuşulup yazılan konuların başında ‘din’ geliyor. ‘Ben böyle anlıyorum’ veya ‘Bana göre böyle’ diyen herkes ekranlarda yer buluyor. Dinî konuların sansasyonel veya magazin formatında ele alınması dindar kitleleri rencide ediyor. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, kutsal değerler üzerinde yapılan olumsuz yayınların sadece dindarları değil, bütün toplumu etkileyerek kutsal değerlere zarar verdiğini vurguluyor. Başta Diyanet olmak üzere, ilahiyatçılar ve ilim adamları bu konuda iki unsurun öne çıktığına dikkat çekiyor. Birincisi bilgi eksikliği, ikincisi dinî konulara bilinçli ve art niyetli yaklaşım. Keçisi çalınan müftü haberinin ‘Müftü keçi çaldı’ şeklinde yer alması; art niyete, ‘Bu yıl hac ile Kurban Bayramı aynı güne denk geldi’ haberi bilgisizliğe örnek olarak gösteriliyor. Bardakoğlu’na göre basında dinî konuların ele alınmasında iki önemli hataya düşülüyor. Birincisi bilgisizlik. Gazete ve televizyonlar haber hazırlarken bu konular hakkında tam bilgi sahibi bir danışman veya muhabir çalıştırmıyor. Kulaktan duyma bilgilerle bu konuyu bilebileceklerini zannediyor. İkincisi, muhabirler tarafından yazılan haberin biraz daha ilgi çekici hale getirilmek için yazı işlerinde yani mutfakta yapılan ekleme veya kısaltmalar nedeniyle bozulması. Hatta haber kimi zaman muhabir tarafından bile tanınamaz hale getiriliyor.
Medyanın yaptığı hatalardan birisi haberin çarpıtılarak verilmesi. Bundan çok şikayetçi olanlardan birisi de Prof. Dr. Beyaz. Çarpıtma yapanları, sansasyon peşinde koşmakla suçlayan Beyaz, sorulara verdiği cevapların çarpıtılarak medyada yer aldığını ve düzeltme imkanının verilmediğinden şikayet ediyor. Çarpıtma yapanlara “şarlatan” diyen Beyaz, “Onlar şamata çıksın da ne olursa olsun diye olaylara yaklaşıyor, bir kısmı da dinî terimleri anlamıyor.” diyor.
Dinî literatüre hakim olmayan kimselerin yazı ve haberlerinin kendini ilk satırdan itibaren ele verdiği belirtiliyor. Bardakoğlu’nun bir toplantıda “Dinde reform olmaz. Ama bizim dindarlığımızı modernize etmemiz gerekir.” sözü ertesi günü bir gazetede “Reform çağrısına Alevilerden destek geldi.” başlığı altında Alevi derneklerden alınan görüşlerle veriliyor. Oysa Bardakoğlu, dinde reformun olmayacağına, dindarlığın modernizeye ihtiyacı olduğuna dikkat çekiyor.
Yanlışlar nasıl önlenir?
İlahiyatçılar, bilgi eksikliğinden kaynaklanan hataların ortadan kaldırılabilmesi için medyada dinî literatüre hakim kimselerin yer alması gerektiğini belirtiyor. SÜ İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker’e göre medyanın yanlışa düşmesinde haber kaynaklarının etkisi var. “Bilgi, alanın uzmanından alınmalı.” diyen Çeker, “Dişi ağrıyan bir hasta nasıl kadın doğum uzmanına gidemezse, İslam hukukunu ilgilendiren bir konu da gidip alanı sosyoloji, tasavvuf veya felsefe olan kimselere sorulmaz.” diyor.
Prof. Dr. Hayrettin Karaman’a göre başvurulan bilgi kaynaklarına büyük görev düşüyor. Karaman “İtibar edilen ilim adamlarının, iyi niyetli yayın yapan televizyon ve gazetelerden halkı aydınlatması gerekir.” diyor.
Zaman