Medine'de 'okey' oynamak

Umreye gideceğimi, bu yüzden de yazılara ara vereceğimi belirtmiştim. Hamdolsun, gidip geldik. Yediğimiz içtiğimiz de dahil gördüklerimizi, yaşadıklarımızı ayrıntılarıyla anlatacağız. Ama ayrıntılı ‘umre günlükleri’ni Memleket DERGİ’ye bıraktım. Çünkü çok uzun bir yazı çıktı ortaya. Uzun, ama inanıyorum akıcı bir yazı. Çünkü yaşadıklarımı, anbean yazdım...

Dergimiz bir haftaya kadar elinizde olur inşallah. Orada okuyacağınız günlüklerden bir küçük alıntı yapmak istiyorum sadece…

Bildiğiniz gibi 5 Mayıs’ta Fenerbahçe ile Trabzonspor Ziraat Türkiye Kupası final maçı oynadılar. Medine’de bu maçı izlemek isteyen pek çok umreci Arapça bildiğim için bana müracaat etti. ‘Bir el at da şu maçı izleyelim’ diye. Kaldığımız otelde TRT Haber ve NTV Spor kanalı yayın yapıyordu, ama maç TRT 1’de idi…

Peki deyip otelin müdürüne çıktım. Böyle böyle deyip, TRT Haber’i TRT 1’le değiştirmek istiyoruz dedim. Adamcağız okey dedi ve yanıma bir eleman verip kanalların ayarlandığı odaya gidip değiştirin dedi. Gittik, ama tüm uğraşılarımıza rağmen TRT 1’i açamadık. Çok anlamadığım bir mevzu, ama galiba uydunun yeri farklı imiş, beceremedik…

Millet hacı bekler gibi bizi bekliyor, lakin elimizdeki TRT Haber kanalı da uçtu gitti. Maç izlemek isteyen heyet benden rica etti, başka bir çare bul diye…

Otelimizde yemekhane sorumlusu olarak çalışan bir Türk delikanlı vardı, onu bulup durumu anlattım, “abi Türk kahvesi var oraya götüreyim sizi” dedi…

Sadece ibadet için gittiğimiz mübarek beldede maç tutkusu galip geldi ve kendi açımdan sadece Medine’de bir Türk kahvesi nasıl olur merakından dolayı elemanın ardına takılıp gittik…

Medine’nin gösterişli otellerinin bulunduğu caddelerini geride bırakıp köhne sokaklarından geçip ne olduğu belirsiz bir binanın ikinci katına çıktık, ama gördüklerimiz karşısında şok olmamak elde değildi. Nihayet bir Türk kahvesine gelmiştik ve gördüklerimiz buradaki bir kahvenin aynısı idi. Şakır şakır okey oynanıyordu. Medine’de; Rasulullah’ın hemen yanı başında, bu mübarek şehirde namazla niyazla uğraşmak yerine okeyle vakit öldürenlere içimizden çok kızmıştık…

Medine’de ikamet eden bu Türkler için orada bulunmanın manası iş ve aştı. Gerisi kanıksanmıştı. Belki geldikleri ilk yıllarda onlar da saygıda kusur etmiyorlardı, ama…

Neyse maçı her devrede birer çay servisi karşılığında izledik ve çıkışta 5’er Riyal ödedik.

Hülasa Türk her yerde Türk’tür…

 

Baykal’ın donu!

 

Biz kutsal topraklarda ibadetle uğraşırken, Türkiye gündeminden tamamen kopmuş vaziyette idik. Dönüşümüzde Deniz Baykal’ın bir çapkınlık kaseti olduğunu öğrendik, ardından da istifası geldi zaten…

İstifadan sonra geçen günlerde TV’lere, gazetelere bakıyorum da CHP yandaşı medya bu ‘pis’ durumu aleyhten lehe çevirmede ne kadar mahareti varsa ortaya koydu. Sanki hiç kaset yok, Baykal durduk yerde ‘onurlu’ bir iş yapıp istifa ediyor…

İstifa etme, geri dön diye bağıranları, açlık grevi yapanları gösterip duruyor TV’ler ya aslında ne yaparlarsa yapsınlar, millet Baykal’ın donunu gördü…

Bir tavsiyemiz var: Her şeye rağmen oyunu yine aynı yönde kullanacaklarını bildiğimiz tiplerin, salya sümük Baykal diye ağlayacaklarına, ellerine ‘Hepimiz Baykal’ız, hepimiz çapkınız’ şeklinde dövizler alarak büyük bir yürüyüş düzenlemeleri…

 
Eski gazeteciden yeniye kazık!

 

Biz buralarda değilken neler oldu diye sordum ekip arkadaşlarıma, anlattılar. Bir okurumuz gazetemizi arayarak, “20 yıldır divane gibi buralarda gezinen ve ne adını ne de nereli olduğunu bilemeyen birisi vardı, aklı başına geldi. Gelip de haber yapın” demiş…

Acar muhabirimiz hemen gidip haberini yazmış, ama eski muhabirlerden Ali Sait Öge de oradaymış. Bizim henüz İletişim öğrencisi muhabire, “bu haberi beklet de pazartesi birlikte yapalım” demiş. Çocuk inanmış ve gelip müdürlerine durumu aktarmış…

Fakat pazartesi birlikte yapılacak haber, cumartesi günü Merhaba’da yayınlanmış. Ali Sait Öge bizim acar muhabiri atlatmış yani. Haber Merhaba’da çıkınca, bizimkiler artık o haberi servisten çekmişler ve hiç girmemişler…

Şimdi Ali Sait Öge’ye soruyorum, sen bir rakibini mi atlattın yalan söyleyerek, yoksa o genç gazetecinin gözünde ‘sözüne bir daha asla inanılmayacak bir yalancı’ mı oldun…

Oysa meslekte ağabeylik kıvamına gelen muhabirlerin yenilerin yetişmesine katkıda bulunmaları gerekmez mi? Onlara her ne sebeple olursa olsun ahlaklı ve dürüst olunmasını bizzat göstermeleri lazım değil mi?

Ali Sait Öge’ye önümüzdeki sene bu ‘atlatma’ haberinden dolayı bir de ödül verilirse hiç şaşırmayacağım. Çünkü…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum