Malumatfuruş, aydın ve entelektüel

Aydın sözcüğü, entelektüele eş anlamda kullanılmasına karşın “entel” bir aşağılama ve küçümsemeyle birlikte anılmaktadır. Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi aydınları vardır. Bu aydınların karizması, devlette yeri ve kariyerleri vardır.

Aydınlara ilişkin olumsuz düşünce ve duyguların yoğunlaşması 1950 ile başlar; ama 1960’lardan sonra düşmanca bir ilişkiye dönüşür. Devletle aydın ve halkla aydın arasındaki ilişkiler kökten değişikliğe uğrar. Entelektüele daha fazla ve damıtılmış bir anlam yüklenmektedir. Anlama yetisiyle donanmış, duyuların karşılığı olarak anlama gücüne ağırlık veren insandır. Etimolojik olarak böyle bir anlam içermesine karşın Türkçede aydın ve münevver karşılığı kullanılan “entelektüel” 1980 sonrası dalga geçilen bir kavramdır. Üstelik bu dalga geçmede Türkiye yalnız değildir. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar entelektüel, entelektüalizm ve entelijansiya gibi sözcükler İngiltere’de olumsuz tınılar içermekte. Raymond Williams bu olumsuz tutumun hâlâ sürdüğünü net söyler.

“İnsan, olacaksa, kendisi için, kendisine rağmen, kendisine karşın aydın olur, kaçınılmaz biçimde.” diyen Ortega için, “Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak, bulur bulmaz da, ne pahasına olursa olsun, kendisini bin parça edeceklerini bilse, açıklamaktır; aslında “çölde feryat eden” biridir o, çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur. Aydın, halka karşı, kamuoyuna karşı, yerleşik sanılara karşı fikir yürütür. Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir. Misyonu karşı çıkmak ve kandırmaktır.”

Edward Said ise şunları diyor: Hepimiz bir toplumda yaşıyoruz; kendi dili, geleneği ve tarihi olan bir milliyetin mensuplarıyız. Entelektüeller bu fiili durumların ne ölçüde kölesi, ne ölçüde düşmanıdırlar? Aynı şey entelektüellerin kurumlarla (akademi, kilise, mesleki örgüt) ve zamanımızda entelijansiyayı olağanüstü ölçüde kendi saflarına katan dünyevi iktidarlarla olan ilişkisi için de geçerlidir. Wilfred Owen’ın belirttiği gibi “mürekkep yalamışların tüm halkı bir kenara itip/devlete bağlılıklarını ilan etmeleri” sonuçta gerçekleşmiştir.

Diğer uçta Benda’nın, entelektüelleri, insanlığın vicdanı olan süper yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak gösteren ünlü tanımı vardır. Benda’ya göre bugünkü entelektüellerin sorunu, sahip oldukları ahlaki otoriteyi sekterlik, kitle dalkavukluğu, milliyetçi çığırtkanlık, sınıf çıkarları gibi “kolektif duyguların” örgütlenmesi adını verdiği şeye devretmiş olmalarıdır. Bunları 1927’de yazıyordu.

Edward Said; “entelektüelin toplumda, sadece kimliksiz bir profesyonel, salt kendi işine bakan bir sınıfın yetenekli bir üyesi olmaya indirgenemeyecek özgül bir kamusal role sahip bir birey olduğu” konusunda ısrarcıdır.

Buna karşın salt kamusal alana ait, sadece bir hareket, dava ya da konumun sözcüsü veya simgesi olan bir entelektüel de olamaz, der.

Ayrıca burada toplumun karanlık zamanlarda entelektüelden yaşadıkları acılara tanıklık beklediğini, onun adına konuşup onu temsil etmesini istediklerini bilir. Oscar Wilde’ın kendisi için kullandığı tanımı ödünç alırsak der, entelektüeller yaşadıkları dönemle simgesel bir ilişki içindedirler her zaman: Halkın kafasında sürmekte olan bir mücadele ya da savaşmakta olan topluluk yararına seferber edilebilecek bir başarıyı, ünü ve şöhreti temsil ederler. Elbette, entelektüellerin kendi etnik ya da ulusal toplulukları adına yapılan kötülüklere kör kalmalarına yol açan kendini üstün görme ve haklı çıkarma tarzı tuzaklara düşüp daha fazla popüler olmaları da kolaydır. Bu Batı’da çok yapılmıştır ve sömürgecilik hep haklı çıkmıştır.

Toplumla entelektüel arasında olan bu ilişkinin durduğu ayaklar; dil, kültür ve özerkliktir. Bu tanımla yeniden aydın denilenleri düşünmek lazım, ne dersiniz?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.