Kurtlar Vadisi ve ikinci dalga

Kurtlar Vadisi ve ikinci dalga

80’ler ve 90’lar boyunca Türkiye’de şaibeli operasyonların tümü İslamcılara karşıydı. 2000’lerle birlikte eski İslamcılar tövbekar olup iktidar meyvesinin ayartıcı tadına doyamayınca bu kez operasyonun rotası milliyetçilere çevrild


Kurtlar Vadisi’nin ikinci dalgayı yansıtması engellendi


Kenan Çamurcu


80’ler ve 90’lar boyunca Türkiye’de kökü karanlık ve şaibeli operasyonların tümü İslamcılara karşıydı. 2000’lerle birlikte eski İslamcılar tövbekar olup iktidar meyvesinin ayartıcı tadına doyamayınca bu kez operasyonun rotası milliyetçilere çevrildi.


Şaşırtıcı biçimde Amerikan karşıtlığının en baskın aktörleri bugün milliyetçiler olarak gözüküyor. Anlı şanlı solculuğu bile yaya bırakan ABD ve İsrail aleyhtarlığının milliyetçi cephedeki kavramsal çerçevesi kuşkusuz “Türkiye’nin bölünmesi” gibi milli bir konuda ifadesini buluyor ve soruna kapitalizm penceresinden bakılmıyor. Fakat bu milli sorun ekseninin, geçmişten farklı olarak Ortadoğu’daki diğer Müslüman halklarla ortak kader algısı tarif etmesi de onu bildik milliyetçi tepkiden ayırıyor.


Belki tam da bu nedenle, ABD ve AB ülkelerinde Türkiye’deki milliyetçi yükselişin kaygı verici olmasından bahsediliyor ve bu yükselişin ülkede İslam’a yönelişle eşzamanlı olarak anılmasına özel bir önem veriliyor.


Milliyetçi duyarlılığın kendisine hedef olarak ABD, İsrail ve AB’yi, yani Batı kampını seçmesi Türkiye’de milliyetçiliğe yönelik operasyonun en önemli gerekçesidir.


Sözün burasında milliyetçilik ile ulusalcı laikliği birbirinden dikkatle ayırmak gerektiği hatırlanmalıdır.


Ulusalcı laiklik, aydınlanmacı ve Batılı değerlerin Türkiye’ye transferine adanmış bir ideoloji olarak milliyetçiliğin tepkilerinden hayli uzak bir siyasi eğilimdir. Bu haliyle, öyle görünmesine rağmen aslında ne ABD ve İsrail, ne de AB karşıtı bir fikri konumu yoktur, aksine Türkiye’nin Ortadoğu’nun parçası olmasına karşı güçlü direncin günümüzdeki muhalif söylemi olarak yolunu sürdürmektedir.


Ulusalcı laikliğin İslam’la bağı yok denecek düzeydedir, varolan da ülkenin kültürel dokusunda neredeyse bir alt kültür sayılan sosyolojik dinî varoluş kabulünden ibarettir.


Batılı değerlere muhalif milliyetçiliği ise aşağı yukarı “kontrolsüz yeni dindarlık” olarak tanımlamak mümkün.


Bileşenleri arasında İslam’ın da bulunduğu ama İslam’ın kontrol ve denetiminden firar eden hayli davranışları bulunan bu milliyetçilik, işte bu nedenle ABD, İsrail ve AB kadar onların Türkiye’deki yansımaları için de korkulu rüya olabiliyor.


Türkiye’nin bu yeni sosyolojik bölünmesi ve siyasal hareketliliği döneminde Kurtlar Vadisi-Terör dizisinin yayına girmek üzere olduğunu tesbit etmek gerekiyor.


Dizi, ilk döneminde, yeni yeni filizlenmeye başlayan bu milliyetçilik/yeni dindarlık olgusunu çok iyi yansıtmıştı. Özellikle Kurtlar Vadisi Irak filmi, milliyetçiliğin ABD ve İsrail karşıtlığının olgunlaştığı bir döneme renk geldi ve muhalif tutumun zirve noktasına ulaşmış olduğunu Türkiye’ye ve dünyaya gösterdi. Sadece Türkiye’de değil, çeşitli ülkelerde de yüksek gişesiyle Türkiye’de sinema tarihinin en çok izlenen filmi olarak kayda geçti. Bununla kalmadı, Almanya’da yasaklandı, ABD Kongresinde ve Bush hükümeti çevresinde tartışma konusu oldu.


Dizinin şiddeti körüklediği suçlamasını aslında varolan milliyetçiliği ortaya çıkardığı biçiminde tercüme etmek gerekiyor. Bu tam da totaliter rejimlerde ve kapalı toplumlarda, egemenlerin görmek istemediği toplumsal gerçekleri bastırmak ve üstünü örtmek için gösterdikleri gayrete benziyor.


Kurtlar Vadisi’nin milliyetçiliği ve şiddeti kışkırttığından şikayet edenlerin neden pekçok dizideki gizli açık ve çok çeşitli şiddete itiraz etmediklerini sorgulamak lazımdır. Neden geleneksel değerlere savaş açan dizilerin uyguladığı şiddet, muhalif duyguları yansıtan Kurtlar Vadisi’ne gösterilene yakın bir tepkiyle karşılanmıyor olabilir?


Kurtlar Vadisi-Terör, çok kritik bir zamanda gösterime girmişti ve muhtemelen ilerleyen günlerde Türkiye’de ABD-İsrail eksenine karşı yükselen tepkinin ikinci dalgasını ortaya koyacaktı. Bunun gayet iyi farkında olan karanlık ve şaibeli kaynaklar diziyi daha başlamadan bitirmeyi başardılar.


Fakat dizinin yayınlanmaması, toplumsal durumun ortadan kalktığını göstermez. Dizi sadece mevcut hali yansıtıyordu zira.


Diziye karşı gerçekleştirilen operasyon ile milliyetçiliğe karşı yürütülen operasyon aynı kaynakların ürünüdür. Dışişleri Bakanı Gül’ün Washington’daki temasları sırasında diziyi suçlaması anlamlı bulunmalıdır.


Gelinen noktada anlaşılan odur ki, ortada operasyon yapılacak bir İslamcılık kalmayınca milliyetçilik hegemonik güçlerin hedefi olmuş bulunuyor. Kural ve limitleri olan İslamcılık yerine, kuralsız, limitsiz, kontrolsüz ve denetimsiz milliyetçiliğin nasıl bir şey olduğunun örneği el-Kaide’dir. Yeni Baasçılığın bu silahlı örgütü, muhalif olmayı hayata nasıl tercüme ettiğini Irak’ta hergün gösteriyor.


Türkiye’de de benzeri bir davranış modeline hızla ilerlendiğinin kanıtı olmasa da aynası Kurtlar Vadisi-Terör dizisi olacaktı muhtemelen. Dizinin neden panik içinde üzerine gidilip gösteriminin engellendiğini anlatan bundan daha önemli bir gerekçe olabilir mi? FikriTakip.com