Kültür Ve Turizm Bakanı Çelik:
''(Putin'in 1915 olaylarına ilişkin açıklaması) Bu açıklama açık ve net bir hayal kırıklığıdır. Bu kadar yoğun ilişkilerin olduğu bir yerde, bu açıklamanın yapılıyor olması da açıklamanın hiçbir mantıklı temeli olmadığını, tamamen siyasi mülahazalarla yap
ANKARA (AA) - Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 1915 olaylarına ilişkin açıklamasını değerlendirirken, ''Bu açıklama açık ve net bir hayal kırıklığıdır. Bu kadar yoğun ilişkilerin olduğu bir yerde bu açıklamanın yapılıyor olması da açıklamanın hiçbir mantıklı temeli olmadığını, tamamen siyasi mülahazalarla yapıldığını gösteriyor'' dedi.
AA Editör Masası'na katılan Bakan Çelik, hafta sonunda gerçekleştirilen Çanakkale Kara Savaşları'nın 100. Yıl Dönümü Anma Törenleri'ne ilişkin izlenimlerini anlattı.
Çanakkale Gelibolu Alan Başkanlığının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde, Kültür ve Turizm Bakanlığına devredildiğini hatırlatan Çelik, Çanakkale'nin manevi ve kültürel değerine vurgu yaptı.
Çanakkale'de Osmanlı safında, Afrika'dan Balkanlar'a kadar, 39 ülkeden askerin savaştığını ve şehit düştüğünü anımsatan Çelik, Çanakkale Savaşlarına "centilmenler savaşı" dendiğini ancak asıl centilmen tarafın işgal edilmek istenen toprağın sahibi, mütecavizler sonucunda vatanını savunmak zorunda kalan Osmanlı Devleti olduğunu söyledi.
Çelik, Osmanlı Devleti'nin, dünyanın farklı coğrafyalarından işgale gelen güçlere karşı muazzam bir karşılık verdiğini ve söz konusu karşılığı veren Mehmetçik'in davranışıyla, sadece bir kahramanlık değil aynı zamanda insanlık örneği de sergilediğini kaydetti.
"Millet" kimliğinin güncellenmesi bakımından, törenlerin uluslararası nitelikte yapılmasının önemli olduğunun altını çizen Çelik, şöyle konuştu:
"Etrafımızda 9 ülke yönetilemez durumda. Her vesileyle çatışmalar çıkıyor. Geçmişteki birtakım tarihsel olaylar bugün için büyük kanlı çatışmaların sebebi haline getiriliyor. Biz ilk defa etrafa mesaj olacak şekilde, 'Bakın geçmişte bizim ülkemiz işgal edilmek istendi. Biz bu kadar büyük bir kuvvete karşı savaştık ama şimdi biz bundan bir kavga, kin ve çatışma çıkarmıyoruz. Tam tersine buradan dünyaya bir barış mesajı veriyoruz' dedik ve orada savaştığımız ülkelerin anıtlarını da ziyaret ederek, bu mesajı bütün dünyaya duyurduk."
Yeni Zelanda ve Avustralya'nın milli tarihinin neredeyse Çanakkale Savaşları ile başladığını ifade eden Çelik, bu iki ülkenin törenlere katılmasıyla Türkiye'nin mesajının okyanus ötesine gitmesi bakımından önemli olduğunu vurguladı.
"Çanakkale bizim için sadece geçmişi ifade etmiyor, geleceği de ifade ediyor" diyen Çelik, "Şu soruyu soruyoruz, hem Türkiye'nin içine hem de Türkiye'nin dışına: Bu toprağı savunmak üzere buraya gelip de can vermiş insanlar, bu fedakarlığı göstermişken, bugün bizlerin, onların torunları olarak, Türkiye'nin içinde bir arada yaşama sorunu yaşamamamız lazım. Etrafımıza da şu mesajı veriyoruz: Bakın, 39 ülkeye yayılmış sizin dedeleriniz bu topraklara ortak vatanı savunmak için geldi. Biz böyle bir tarihe sahibiz. Ortak vatan için beraber can verebilen insanların torunları olarak, niçin bugün beraber, bütün bu sınırlara saygı duyarak ama sınırları engel olmaktan çıkararak daha büyük birliktelikler kurmayalım" değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, törenleri hem hazırlanışı hem de verdiği mesaj bakımından son derece başarılı bulduğunu söyledi.
- ''Ermenistan, arşivlerini hala açmıyor''
Bakan Çelik, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda Rusya Devlet Başkanı Putin'in yaptığı açıklamaları da değerlendirdi.
Konuyla ilgili Türkiye'nin ''Arşivleri açıyorum, gelin buna tarihçiler karar versin'' şeklindeki hamlesinin, atılan adımlar içinde dönüm noktası olduğunu ifade eden Çelik, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın açıklamalarını hatırlattı ve bütün bunların büyük bir öz güveni gösterdiğini ifade etti.
Türkiye'nin, karşılıklı normalleşmenin sağlanması için Ermenistan ile protokollere imza attığını anımsatan Çelik, şunları kaydetti:
''Bu protokollerin de özü şuydu: Karşılıklı olarak adımlar atılacak. Bu adımlar neticesinde de adım adım normalleşme süreçleri hayata geçirilecekti. Protokoller karşısında, Türkiye iradesini tam olarak korurken, Ermenistan Anayasa Mahkemesi bir karar aldı ve protokollerin anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Bunu not etmek lazım. Not edilmesi gereken bir mesele de biz arşivlerimizi açıyoruz ama Ermenistan arşivlerini hala açmıyor.
Türkiye'nin bu öz güveni karşısında, büyük bir öz güvensizlik üreten bu devlet, propagandasını yaptığı bu sözde soykırım açısından birtakım devletlerin parlamentolarında haklı bulunuyor. Türkiye de suçlanıyor. Eğer şimdi bu parlamentolar hakikaten ciddiyet temelinde bir faaliyet yürütüyorlarsa yapılması gereken şey şu; diyecekler ki 'Bu arşivler açılsın. 3, 4, 5 sene neyse. Bunun üzerinde bir çalışma yapılsın. Sonuca göre de biz karara verelim'. Bunu yapmadılar, daha çok propaganda temelinde bir karar almaya yöneldiler.''
- ''Bu zincirleme açıklamalar Papa'nın açıklamasıyla başladı''
Bu çalışmaların, Ermenistan'da yapılan protokoller ilk yapıldığında başlatılsaydı, bugün bambaşka bir noktada olunacağına dikkati çeken Çelik, ''Garip olan şu: Bu zincirleme açıklamalar, Papa'nın açıklamasıyla başladı. Garip tutum ortaya çıkardı. Net bir şekilde gördüğümüz şudur: Bu kararların hepsi aslında en büyük zararı Ermeni halkına veriyor'' dedi.
Bakan Çelik, Türk ve Ermeni ilişkilerinin tarihte büyük bir alan oluşturduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunun içerisinde 1915 olayları küçük bir parantezdir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı orada yaşanan acıların 'ortak acılarımız' olduğunu ifade etmiş. Şimdi bütün Ermeni kimliğini bu parantezde yaşananlara, onu da yanlış bir şekilde çarpıtarak, bütün bir Ermeni kimliğini bunun üzerinden kurgulamak, bir kere Ermenilere haksızlık. Dışarıdaki soykırım lobisiyle birtakım devletler, Fransa gibi Ermenilerin dış siyasette etkili olduğu devletler ya da dış politikasında belli bir hat izleyen Rusya gibi devletler, aslında bu kararları alarak normalleşmeye hizmet etmiyorlar, normalleşme karşısında olumsuz bir tutum izliyorlar. Böylece de Türkiye'ye zarar vermekten çok Ermenistan'a zarar veriyorlar, orada yaşayan Ermenilere zarar vermiş oluyorlar. Ermenilerin iyi bir geleceğe sahip olması, Ermenistan'ın müreffeh bir devlet olması için bu iki hattan kurtulması gerekiyor. Bir tanesi, kendi dış siyasetlerinde Ermenistan'ı bir enstrüman gibi kullanmaya çalışan devletlerin 1915 olaylarını çarpıtma stratejisinin parçası olmaması gerekiyor. İkincisi de dışarıdaki soykırım lobisinin artık bunu bir sektöre dönüştürdüğünü farketmesi ve bunun bir parçası olmaktan çıkması gerekiyor. Bu olmadığı takdirde ne olur? İşte gelinecek nokta bu kadardır. Herkes açıklamasını yaptı. Türkiye yoluna devam eder ama Ermenistan orada refaha ulaşamayan, iç sorunlarıyla boğuşan bir devlet olarak kalmaya devam eder.''
- ''Putin'in açıklaması hayal kırıklığıdır''
Türkiye'nin bunu istemediğini, bütün komşuları gibi Ermenistan'ın da güçlü ve refah içinde olmasını arzuladığını anlatan Çelik, ''Putin'in bu açıklaması kuşkusuz açık ve net bir hayal kırıklığıdır. Bu kadar yoğun ilişkilerin olduğu bir yerde, bu açıklamanın yapılıyor olması da açıklamanın hiçbir mantıklı temeli olmadığını, tamamen siyasi mülahazalarla yapıldığını gösteriyor zaten. Türkiye, bununla ilgili ne tür yaklaşımlar geliştirir, onu ileriki zamanda görürüz. Ama şimdiye kadar siyasi meseleleri, bu ekonomik meselelere karıştırmadan, onu paranteze alarak götürmek şeklinde bir strateji uygulandı'' değerlendirmesini yaptı.
Rusya'nın aldığı kararın, Ermenistan-Azerbaycan ilişkisi bakımından, Karabağ meselesi ve Türkiye'yi ilgilendiren meseleler bakımından bir yansıması olacağını belirten Çelik, şunları kaydetti:
''O da şudur: Hem Fransa Devlet Başkanı Hollande'ın oraya gitmesi hem de Putin'in bu açıklaması Minsk üçlüsünün tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Artık hiç kimse 'Minsk üçlüsü bu sorunu tarafsız bir gözle çözecek' diyemez. Dolayısıyla burada yeni mekanizmaların ortaya çıkması gerektiği gözüküyor. Cumhurbaşkanımızın, Çanakkale törenleri vesilesiyle yaptığı konuşmada çıtayı biraz daha yükselterek 'Hadi buyrun askeri arşivleri de açalım' demesi, meseleyi bambaşka boyuta çekti. Hakikaten Ermenistan, büyük devletlerin siyasi stratejilerinin parçası olmak istemiyorsa, soykırım lobisinin sektör haline getirdiği bu durumun bir parçası olmak istemiyorsa yapacağı iş, Türkiye ile açık, net bir diyalog kurmak, o protokoller üzerinde yürümek, arşivlerle ilgili kısımı da tarihçilere bırakarak, bu yabancı parlamentolardan karar çıkarma stratejisinden vazgeçmesi gerekiyor.''
- ''KKTC herhangi bir ülke değildir''
KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın başlattığı ''yavru vatan'' polemiğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Çelik, ''Bu 'yavru vatan, anavatan' meselesi Kıbrıs'tan gelen siyasetçilerin bir kesiminin zaman zaman dillendirdiği bir meseledir. Doğrusunu söylemek gerekirse bundan niye rahatsız olunuyor, anlamış değiliz. Türkiye açısından KKTC herhangi bir ülke değildir. KKTC açısından da Türkiye herhangi bir ülke değildir. KKTC'nin yeni seçilen Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor: Sanki anavatan, yavru vatan kelimelerinin kullanılması, KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durmasına aykırıymış, buna karşıymış ya da bunu zedeleyen bir şeymiş gibi, açıklamaları vardı'' ifadesini kullandı.
Anavatan-yavru vatan ilişkisini çok önemsediklerini vurgulayan Çelik, ''KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak kendi ayakları üzerinde durabilmesi için Türkiye, özellikle AK Parti hükümetleri, geçmişteki gibi bir yardım stratejisi yerine KKTC'nin kurumlarının standartlarının yükseldiği, kurumsal standartlarının daha ileri noktalara varabileceği, çeşitli sektörlerde KKTC'nin cazibe merkezi olabileceği planlama yaptı'' dedi.
Bu planlamalar çerçevesinde bugünden yarına, dünden bugüne KKTC'nin nereden nereye geleceği konusunda çok ciddi bir takvimlendirme ortaya konulduğunu belirten Çelik, şöyle konuştu:
''Burada biz anavatan olarak, yavru vatana ebediyen büyük bir kardeşlik bağıyla bakarken bu yaklaşım KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi kendine pek çok sektörde başarılı olan bir ülke olmasına aykırı bir durum değildir. O yüzden bu tartışmanın başlığını bence Sayın Cumhurbaşkanı yanlış bir yerde koyuyor. Kastettiği şey KKTC'nin sürekli, standartları yükselmeyen, kendi kendine yetmeyen bir ülke konumunda tutulmasıysa, buna son veren biziz. 2002'den bu yana, KKTC'ye dönük yaklaşımımız, Bürgenstock Zirvesi'ndeki tutumumuz, ekonomik yardımları planlarken, KKTC'nin pek çok sektörde cazibe merkezi haline gelmesi için ortaya koyduğumuz yaklaşım da bunu gösteriyor. Hiç kimse KKTC ile ilgili bir meseleyi, siyasi sorunu ifade ederken 'anavatan, yavru vatan' yaklaşımına karşı bir tutum sergileyerek ifade etmesin, bu doğru bir yaklaşım olmaz. Siz baştan anavatan, yavru vatan yaklaşımıyla kavga ederseniz, ondan sonra söylediğiniz sözü hiç kimse dinlemez.''
Bakan Çelik, ''Annan Planı'ndan bu tarafa, Türkiye'nin Kıbrıs'a, Avrupa Birliği ya da diğer alanlarda çıkartılan sorunları çözme yaklaşımıyla getirdiği açılımların son bulduğu anlamına mı geliyor, bir gerilim anlamına mı geliyor?'' sorusunu ise ''Hayır. Türkiye, orada garantör ülkedir. Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC arasındaki ilişki, hukuki kanunlara sığmayacak kadar etle tırnak ilişkidir'' diyerek yanıtladı.
Kaynak: