Konya'da görülecek 10 Doğal Alan

Konya'da görülecek 10 Doğal Alan

Sille’nin batısındaki vadiden yürüyerek baraja ulaşmak ve yürümek...

Bu mevsimde görmeye değer 10 Doğal Alan

 

Zeki OĞUZ
 

Eski bazı yazılarımda da dediğim gibi bazı doğal alanlarımız bazı mevsimlerde daha güzel olur. Özellikle fotoğraf severler için böyledir bu.

İçinde bulunduğumuz bu hafta da bazı güzellikleri görmek için son bir fırsat sunabilir bize.

Güz serinliği ise doğa yürüyüşümüzü daha da kolaylaştırır.

Ben bu yazıyı bitirince gazeteye teslim edip bulabildiğim ilk araçla Ilgın-Mahmuthisar taraflarına gideceğim. Soluk güz ışığında oynaşan yaprakların ayağımın altında ezilen gazellerin çıtırtısını dinleyerek göletin çevresinde yürüyeceğim.

Renklerin iyice çılgınlaştığı, şairin dediği gibi ‘ayva sarı, nar kırmızı’ sonbaharı yaşadığımız bugünlerde şehrimiz çevresinde gidebileceğimiz çok yer var ama ben sadece onunu anlatacağım.

Beni en çok çeken, fırsat buldukça gittiğim yerlerden biri Karapınar. Bozkır’ın mavi gözleri gibi, olmadık yerlerde karşımıza çıkıveren obruklar, obrukların çevresinde sonsuzmuş gibi uzayıp giden bozkır müthiş bir yalnızlık hissi uyandırır insanda. Şu anki haliyle Meke size dayanılmaz bir hüzün verebilir, bu yüzden Meke’ye uğramadan Çıralı Obrok’a, Meyil’e geçebilirsiniz.

Çıralı, yüz elli metreyi aşan derinliğiyle, gün ışığının durumuna göre her saat değişen rengiyle oldukça görkemlidir. Bozkır’ın ortasında yol alırken bir yanınızda Karacadağ’ı görürsünüz, uzaklarda Hasan Dağı’nın zirvesi görünür. İki renk hâkimdir bozkıra, buğday tarlalarında kalan anızların sarısı ve boz toprak rengi. Hafif bir esinti varsa toz bulutlarının havaya yükseldiğini görürsünüz. Şansınız yoksa küçük bir çöl fırtınasının içine düşebilirsiniz.

Çıralının batısında küçük bir yayla var. Ötesi sonsuz bir boşluktur. Boş, terk edilmiş yayla evleri sonsuzluk hissini daha da artırır.

Ilgın-Mahmuthisar, Ilgın’ın güneydoğusunda, Sultan Dağları’nın eteğinde şirin bir köy. Her taraf yemyeşil. Buraya gelişimde vazgeçilmezlerimden biri köyün girişindeki çay ocağında çay içmek, ocağın önünde oturan yaşlılarla muhabbet etmek. Öyle güzel hikayeler anlatırlar ki, köyün değil bu dağların geçmiş hikayelerini de öğrenirsiniz.

Gölet, köyün 2 km kadar güneyinde, Sultan Dağları’nın hemen başlangıcında. Göletin suları köyün bahçelerini bereket saça saça Ilgın Ovası’na doğru akıp gidiyor. Dağ tarafı ormanlarla kaplı. Göletin çevresi özellikle yaz ayları kamp için bulunmaz bir yer.

Mavi Boğaz’a ilkin ünlü şairimiz Oğuz Tansel’in şiirlerinde vurulmuştum. Sonra Toroslara yolum düştükçe oradan geçtim, yürüyüş yapmadığım zamanlarda arabadan inip havasını soludum, uzaktan el salladım çevredeki köylerde oturan dostlara.

Göksu Vadisi Dedemli’den Yerköprü’ye kadar müthiş güzellikler sunar. Bu vadi her mevsim güzeldir ama renklerin çılgınlaştığı bugünlerde görmek bir başka güzeldir. Ekimin ilk haftalarından kasımın ilk haftasına kadar müthiş fotoğraf görüntüleri ortaya çıkar. Bağ bozanlar, köfünleri eşeğe sarıp köye dönenler, tütmeye başlayan pekmez ocakları, sıcacık pekmez ikram eden insanlar, yaşadığınız her anı biraz daha zenginleştirir.

Göksu Vadisi’nin her tarafı güzeldir ama bence en iyisi Yerköprü’yü tercih etmektir. Yeşilden altın sarısına tüm renklerin hakim olduğu vadide uzaktan duyulan şelalenin sesi türkü gibi gelir insana. Karasu acelesi varmış, bir an önce Akdeniz’e kavuşmak istermiş gibi dökülür.

İnsanlarla konuşmak, pekmez kaynatanları çekmek iterseniz şelalenin kuzeyinde bir kartal yuıvası gibi görünen Çakallar Köyü’ne şelalenin batısında Yağcı’ya ya da dönüşte yol üzerinde bulunan Habiller’e uğrayabilirsiniz.

Altunapa Barajı’nı geçtikten sonra başlayan vadi de güzel yürüyüş alanlarından biri. Başara yakınlarında yol ikiye ayrılır, soldaki yol labirent yoludur, sağdaki ise Başarakavak’a çıkar. Her iki yol da yürüyüş için uygundur. Başarakavak’tan yaylalara çıkan vadi boyunca yürümek isterseniz beldede kısa bir mola verip parkta tavşankanı bir çay içebilirsiniz.

Benim vazgeçilmezlerimden biri Kilistra. Hatunsaray kavşağını döndükten sonra sürekli meşe kümelerinin arasında yol alırsınız.

Köy ve çevresindeki tarihi anıtlar binlerce yıl geriye götürür beni. Bir dönem yaşayan Romalıları, Bizanslıları düşünürüm. Onlar da bağ bahçe ekmişler, ekin ekip harman kaldırmışlar, bereketli bağlarından bozdukları bal tadındaki üzümlerden şarap yapmışlar. Sevinmişler üzülmüşler. Sonra bizim Selçuklular. Ve şimdi,  köyün sokaklarında gezinen insanlar, sanki o günleri yaşıyorlar. Her davranışlarında, geleneklerinde o günlerin izi var.

Beyşehir’den gölün güneyini takip ederek Yeşildağ’a oradan Kurucaova’ya ulaşabilirsiniz. Eğer zamanınız varsa buradan Fele’ye kadar kıvrım kıvrım uzanan yoldan harika bir yolculuk yapabilirsiniz.

Bizim kolay seçeneklerimizden biri, Sille’nin batısındaki vadiden yürüyerek baraja ulaşmak, buradan Gevele’nin zirvesine doğru yürümektir. Barajın çevresinde de güzel görüntüler, yansımalar çıkar.

Uzaklara gitmekten erinenler için güzel yürüyüş rotalarından biri Meram Dere’den Altunapa Barajı’na doğru uzanan vadidir. Burada bahçelerin içinde yürüyerek gazellerin altında kalmış cevizleri yiyebilir, santralde biraz mola verdikten sonra baraja kadar yürüyebilirsiniz.

Son seçeneğim biraz daha uzak olacak ama bugünlerde mutlaka görülmesi gereken bir yer. Ihlara Vadisi. Buraya gurupla gitmek en uygunu. Selime’den Ihlara’ya kadar 12 km. Bu vadi yer yer 150 metreyi aşan kayalıkların arasında kaybolmuş bir cennet gibidir. Tarih ve doğa güzellikte birbiriyle yarışır.