Kim Ne Dedi ? …
Amacınız halkı halka kırdırmak mı?
Emine Ülker Tarhan:
Amacınız halkı halka kırdırmak mı?
Tarhan: Meydan savaşına mı gidiyorsunuz, ateşe benzin dökmek ne işe yarayacak? Savaşa gider gibi 'yol ver gidelim Taksim'i ezelim' sloganları attırmanız kime yarar sağlayacak?
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, yaptığı yazılı açıklamada, iktidarın baskı ve keyfi uygulamalarına karşı demokratik tepki verilmesi halinde dünyanın her yerinde yöneticilerin sorumluluğunun, taleplere duyarlı olmak, güvenliği sağlamak, özür dilemek ya da geri adım atmak olduğunu belirtti.
Erdoğan'ın toplumdan gelen barışçıl tepkiyi dinleyip kaygıları gidermek yerine mitinglerle misilleme yapmayı tercih ettiğini ifade eden Tarhan, şunları kaydetti "Artık elinizi bu halkın üzerinden çekin. Bu yaptığınız size oy verenlere de haksızlıktır. Ölümlerden, bir daha göremeyecek genç gözlerden, kırılan kollardan, gaza boğulmuş insanlardan, onca polis şiddetinden sonra meydanlarda kaç kişi topladığınızın ne önemi var? Meydan savaşına mı gidiyorsunuz, ateşe benzin dökmek ne işe yarayacak? Savaşa gider gibi 'yol ver gidelim Taksim'i ezelim' sloganları attırmanız kime yarar sağlayacak?"
Hidayet Şefkatli Tuksal:
Başörtülü kadınların kamuda çalışmasını legalleştirmeyen Erdoğan’ın alkol için günah duygusu hissetmesini anlayamıyorum. Gezi Parkı’nı korumak isteyen bir grup vardı, benim de ilişkide olduğum Taksim Platformu. Polisin aşırı müdahalesi, göstericilerin kararlılığı ve çeşitliliği gibi nedenler ile Gezi Parkı hem Türkiye’nin, hem dünyanın gözü önünde bir platform haline geldi. Dolayısıyla şimdi hükümetten her hoşnutsuz grubun hoşnutsuzluğunu çeşitli dozlarda dile getirdiği bir platform oldu. Bir insanın bu kadar çok işi, bu kadar çok konuyu yüklenmesi, hatta bizim de her şeyden onu sorumlu görmemiz, işte asıl sıkıntı bu değil mi? Benim en başından beri Erdoğan’a en yönelik eleştirim şu; Türkiye’de katılımcı demokrasiyi inşa etme fırsatı vardı. Katılımcı demokrasiyi herkese daha fazla özgürlük vererek, herkesi süreçlere katarak yapabilirdi. Ama belki de Türkiye’de bunun bir örneği olmadığı için bildik yöntemlerle siyaset yapmayı tercih etti. Bu da güç siyasetine, her alanda muktedir olabilmeye evrildi. Öyle olduğu zaman da hoşnutsuzların sayısının fazla olması doğal.
Nilifer Göle: Meydan ile sokak birbiriyle karıştırılır. Sokaktan farklı olarak meydan kitlesel değil, kişisel bir görünüm sunar. Vatandaşın ben diyebildiği bir şahıs hareketidir. Nitekim Gezi’ye katılanların profillerini, teker teker yüzlerini, sözlerini, kişiliklerini seçebilir, farklı tercihlerini öğrenebiliriz.
Sokak hareketlerine katılanlar yüzlerini birbirlerine değil liderlerine dönmüşlerdir. Hep birlikte, bir ağızdan, yürüyerek kitlesel bir eylem sunarlar. Sokak hareketini tek tip kalabalıklar, çoğunluklar oluşturur. Meydan hareketini oluşturanlar ise aktif azınlıklardır.
Meydan gençliği eski güç odaklarına yenik düşebilir, meclistekiler de gençliğe sağır kalabilir. Meclistekilerin meydandaki vatandaşlara kulak vermeleri, meydandakilerin de seçilmişlere saygı duyması gerekir. Kendi iktidar ve özgürlük alanlarını sınırlamaları, dillerini, ellerini, tutabilmeleri zorunludur.
AKP miting çağrısıyla ağırlığını meydan demokrasisinden yana değil, sokaktan yana koydu. İktidarda olan bir partinin sokak çağrısı kendi içinde bir tezattır. Bu; iktidarların kendi siyasi örgütlü gücünü meclis ve sandıkla sınırlı tutmayıp, sokağa taşırması anlamına gelecek.
Ali Bulaç:
Her toplumsal harekette ideolojik ve illegal örgütler, marjinal gruplar, devletlerin ajan provokatörleri, kısaca “iç ve dış mihraklar” yer alır. Önemli olan bu mihrakların kitleleri yönlendirip manipüle etmek istemeleri değil, kitleleri mobilize etme kapasiteleri ve hedeflerini ne kadar gerçekleştirebildikleri konusudur.
Mihrakların donanımları, tecrübeleri ve maharetleri ne kadar gelişmiş olursa olsun, sonucu tayin eden faktör toplumsal hareketlerin sosyolojik, politik ve yapısal dokusudur.
Taksim merkezli olaylarda iç ve dış mihraklar tabii ki rol almış olabilir. Anlaşıldığı kadarıyla R.Tayyip Erdoğan’ı bir şeylere, belki dış politikasını değiştirmeye zorlamak istiyorlar. Bir sonraki aşamada onu yerinden etmeyi deneyeceklerdir. Sandıkta değil, sokakta. Yalçın Akdoğan, gelişigüzel “Başbakan’ı onlara yedirtmeyeceğiz.” demedi. Başbakan’a böylesine kuvvetli mesajlar vermeye çalışanlar da zannedildiği gibi komşular değil, küresel müttefik güçler veya onların bir kanadı. Ben kişisel olarak hedefin hükümet veya AK Parti değil, kişi olarak R. Tayyip Erdoğan olduğunu sanıyorum.
Ömer Lekesiz :
Halkın düşmanlarıyla birlikte olamayız
Toplumsal karışıklıklarda derin mesajlar manşetlerden çok küçük başlıklı, az hikayeli haber ve yorumlarla verilir. Çoklarınca basit bir gazeteclik numarası sayılacak olan bu durum aynı zamanda o gazetenin misyonunu en iyi şekilde hem ifşa hem de temsil eder. Örneğin, bir gazetenin internet sayfasında yer alan ‘GEZİ’DE 60′LAR YENİDEN YAŞANDI / Gezi Parkı’nda bugün birbirinden ilginç insan manzaraları yaşandı. Eyleme destek veren gençlerin oluşturduğu guruplar altmışların efsanevi ‘Çicek Çocukları’nı akıllara getirdi. Gezide paylaşım, eğlence ve birliktelik ruhu vardı’ şeklindeki haber bunun en son ve en tipik örneği olarak verilebilir
Gezi kalkışmasıyla başlayan olaylarda ağaç sevgisinin duygusal bir dolgudan ibaret kaldığı, asıl maksadınsa Başbakan’ın yıpratılmasına hatta güç yetirilebilirse AK Parti’nin geriletilmesine mahsus son iki yıldır inceden inceye hazırlanan çok boyutlu ve (ulusalcılar, solcular, kemalistler, kapitalistler, malum medya, montajcılar, faizciler vb.) çok katılımlı bir planın ürünü olduğu tartışma götürmeyecek kadar aşikar artık.