İşte Apo'ya dair derin sırlar
Öcalan, İmralı'dan örgütü yönetmeyi nasıl beceriyor? Şimdi sivil cezaevine mi gidiyor?
Paranoyak oldum ama önce bir sorun; niçin diye?..
Aşağıdaki satırlar Reha Muhtar tarafından geçen hafta Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde kaleme alındı; "Bir süredir İkinci Cumhuriyetçi cenahtaki arkadaşlar "İmralı'daki terör örgütü başının nasıl olup da her şeyden haberdar olduğunu" sormaya başladılar.
Demek istiyorlar ki "Acaba cezaevindeki birileri mi Apo'yu her konuda bilgilendiriyor? Yoksa o kişiler mi Apo'ya bu eylemleri yaptırmasını öğütlüyor?..
Acaba şöyle mi demek istiyorlar dersiniz?.. "İmralı'da askerden başka kimse olmadığına göre, acaba birileri Apo'ya eylem yap telkininde mi bulunuyor?.." Muhtar, bu düşünceleri paranoya derecesine varan komplo teorisi olarak niteleyerek yazısına nokta koyuyor. Haksız da sayılmaz. Bu düşüncelerle insanın paranoyak olmaması mümkün değil! İtiraf ediyorum; ben de bu düşünceler yüzünden paranoyak oldum. Anlatayım...
* * *
4 Şubat 1999 günü Ankara Yenimahalle'deki MİT Karargahı, CIA Ankara Temsilcisini ağırlıyordu. Temsilci, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ı yakalayıp, Türkiye'ye teslim etmek için ortak bir operasyon önerdi. Dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun şaşkındı. Onu şaşırtan Amerika'nın teklifinden ziyade operasyon için sunduğu şart olmuştu; "Öcalan kesinlikle öldürülmeyecek, en ufak bir zarar görmeyecek. Kılına dokunulmadan, adil bir şekilde yargılanacak!" Irak'ta her gün katliam yapan, Saddam'ı dünyanın gözü önünde sallandıran Amerika, söz konusu Öcalan olunca acaba niçin insan hakları savunucusu kesiliyordu? Yoksa Öcalan'ın örgüt yöneticiliğine içeriden, yani Türkiye'den mi devam etmesi uygun görülmüştü? İşte, paranoyam böyle başladı. Ve sonra...
* * *
MİT Eski Kontr Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile 2005 yılı başında yaptığım ve Kanal 7 Haber Saati'nde 3 gün boyunca yayınlanan röportajı izleyenler hatırlayacaktır... Eski Mit yöneticisi, Abdullah Öcalan'ı yakalamak için operasyonlar düzenlediklerini ancak son operasyonda terör örgütü elebaşını yakalamak üzereyken Ankara'dan gelen emirle geri çekilmek zorunda kaldıklarını anlatmıştı.
Operasyonu durduran kimdi ve Öcalan'ın yakalanması niçin istenmiyordu? Eymür, bu sorulara yanıt vermedi ancak Tuncay Özkan, MİT'in Gizli Tarihi adlı kitabında MİT'in Apo'ya yönelik operasyonlarından bahsettikten sonra önemli bir bilgiyi ifşa etti.
Kitabın 416. sayfasından aynen aktarıyorum; Zamanın askeri istihbarat başkanı da Suriye'deki askeri ateşeye telefonla "Oraya ekipler yolladık. Apo'ya yakında ayağına ip bağlayıp, sürüye sürüye getirecekler. Şimdi Suriyeliler dinliyordur. (Telefon konuşmasını kastediyor) İyi dinleyip öğrensinler" şeklinde açık ve tepkili mesajlar iletti. Bu bilginin yer aldığı kitap 20. baskıyı geride bırakırken askeri istihbaratın Apo'nun yakalanmasını engelleme girişiminin yalanlamadığını öğrenince... Rahatsızlığım iyice artmıştı. Derken, beni gerçekten paranoyak yapan olay geldi başıma.
* * *
Şemdinli olayı patlak verdikten hemen sonra olaya ilişkin farklı bilgilere ulaşabilirim düşüncesiyle son derece stratejik bir mevkide bulunan bir devlet görevlisiyle görüştüm. Bana, Abdullah Öcalan'ın İmralı dışında sivil bir cezaevine nakledilmesiyle ilgili devletin en tepesindeki bir isim tarafından kendisine fizibilite görevi verildiğini söyledi. Bunun, bugün için mümkün olamayacağını, nedenlerini sayarak hazırladığı raporla bildirmiş ilgili makama!
İşte o gün bende film koptu. Acaba Öcalan, devletin en tepesindeki bu isim tarafından niçin İmralı dışında bir başka cezaevine taşınmak isteniyordu? Tahmin ettiğiniz gibi... Soruya bir türlü 'sağlıklı' bir cevap bulamadım. Reha Muhtar'ı haklı yapan da bu işte. Bu düşünceler beni paranoyak etti. Kimi etmez ki?... Erhan Çelik / Bugün