İşte 10 büyük Yunan yalanı!
Bir gazeteci Komşu'da yerleşmiş Türkiye yalanlarını liste olarak yayınladı. İşte Yunanistan'ın To Vima gazetesi, tarih kitaplarında yer alan Osmanlı'ya yönelik 10 büyük yalanı…
Mücadele yıllarında Yunan milletinin kahramanlıklarını konu eden tarih kitaplarını inceleyen TO VİMA gazetesi, Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmasının 185'inci yıldönümünde Yunanistan'ın "10 büyük yalanı"nı yayınladı.. Gazetenin yazarlarından Andreas Pappas'ın yaptığı araştırmaya göre işte Yunanlılar'ın yalanları:
1. YALAN: 400 yıllık Osmanlı yönetimi sırasında Osmanlılar, Yunanlılar'ı şiddet yoluyla İslamiyet'i kabul ettirmeye çalıştı: Osmanlılar İslamiyet'i kabul etmeleri için Yunanistan'da kimseyi zorlamadı. Bosna ve Arnavutluk gibi ülkelerde fazla vergi ödememek ya da Osmanlı'da memur olarak çalışabilmek için kendi istekleriyle İslamiyet'i kabul edenler oldu.
2. YALAN: Hıristiyan çocuklar ailelerinden zorla koparılarak ve İslamiyet'i kabul ettirildi ve yeniçeri ocaklarına kapatıldı: Osmanlı ordusu güçlendikçe bir çok Hıristiyan aile çocuğunu yeniçeri kampına teslim etti.
3. YALAN: Yunanlılar, Osmanlı döneminde gizlice dillerini ve Hıristiyanlığı öğrenmek için 'gizli okul ismiyle' okullara gidiyordu: Osmanlı döneminde herkes istediği dilde eğitim görebiliyor, dinini özgürce yaşıyordu.
4. YALAN: Yunan kilisesi Osmanlı İmparatorluğu'na karşı sert bir mücadele verdi: Osmanlı'ya karşı mücadeleye, bazı din adamları da katılmıştır. Ancak çoğu din adamı İstanbul'un alındığı 1453'ten Yunanlılar'ın 1821 yılındaki ayaklanmasına kadar Osmanlılar'dan çok Katolikler'i düşman olarak görüyordu.
5. YALAN: Yunan ulusu 1821'de Osmanlı'ya karşı ayaklanıp bağımsızlığını kazandı: Ayaklanma anında bastırıldı. 1827'de Fransa, İngiltere ve Rusya bağımsız Yunan devletinin çıkarlarına hizmet edeceğini düşünerek savaşa müdahale etti. Yunanlılar da bağımsız oldu.
6. YALAN: Ayaklanma sayesinde 1881'te Tesalya (orta Yunanistan) bölgesi Yunan topraklarına katıldı. 1897'de Osmanlılar'ın Atina'yı kuşatma operasyonu başarısızlıkla sona erdi. 1920'de Osmanlı toprakları Serv Antlaşması ile paylaşıldı: Bunlar Yunanlılar tarafından değil yabancı devletler tarafından sağlandı.
7. YALAN: Osmanlı'ya karşı sadece Yunanlılar ayaklandı: Bu bölgede yaşayan Arnavut, Sırp, Blah ve Slav kökenliler de ayaklandı.
8. YALAN: Yabancı devletler Yunanlılar'ı çok sevdiği için destek oldu: Bağımsız bir Yunan devletinin kendi çıkarlarına hizmet edeceğine dair aldıkları güvencelerden sonra savaşa müdahale ettiler. Yunanistan bu nedenle 1910-1920 arasındaki Balkan Savaşlar'ında yapılan paylaşmalardan karlı çıkmış; ahalisinin yüzde 40'ı Yahudi, yüzde 25'i Türk ve sadece yüzde 20'si Yunanlı olmasına rağmen Selanik kenti Yunan topraklarına katılmıştır.
9. YALAN: Sadece Yunanlılar vatanlarından oldu: Bir çok halk ve millet kendi yurtlarından olmuş; göç etmek zorunda kalmıştı. 19'uncu yüzyılda Girit'in yalnız Rethimno bölgesinde yaşayan Müslüman (Türk) ahalinin sayısı Hıristiyanlar'dan çok daha fazla olduğunu; Yanitsa (Yenice) kentinin o dönemde Müslüman Osmanlılar'ın en kutsal kentlerinden biri olduğunu; 1913'te Kuzey Yunanistan'daki Kilkis kentinde yaşayan Yunanlılar'ın sayısının toplam ahalinin ancak yüzde 5'ini oluşturduğu gösterilebilir.
10. YALAN: 1. Dünya Savaşı'nda Anadolu'dan Yunanistan'a göç etmek zorunda kalan Yunanlılar Helen topraklarından kopartıldı. Bu insanların ezici bir çoğunluğunun anadan-babadan Anadolulu değil; 19. yüzyılın ortalarında kendilerine daha iyi yaşam koşulları aramak için Yunan adalarından ve kuzey Yunanistan'dan Anadolu'ya göç etmiş Helen kökenlilerden oluştuğunu anımsatmakta yarar vardır. Sabah
Türk eğitim sistemi, eğitmiyor!
Dünya Bankası’nın Türk eğitim sisteminin çok az öğrenciyi iyi eğittiği yorumunu hatırlatan Umur Talu’ya göre sadece eğitim sistemi değil sistemin kendisi milyonları mutsuz ediyor.
Çok az, az çok
Başkası dese "piyasa"nın umurunda olmaz. Ama, "küresel piyasa ağalarından" Dünya Bankası söylüyor. Bir cümle yeter:
"Türk eğitim sistemi çok az öğrenciyi iyi eğitiyor, öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor."
Cümlede sadece "Türk eğitim sistemi"nin ne kadar kötü olduğunu görüp onu "doğal ortamı"ndan koparanlar halt etmiş. O cümlede, sadece eğitim sisteminin değil... "Cümle alem tüm sistem"in sırrı gizli. Bu sistem, "çok azın iyi olması"nı sağlayarak "çoğunluğu başarısız, gereksiz, safra kılan" bir sistemdir. İstediğiniz gibi eğip bükün:
"Çoğunluğu başarısız kılarak, çok azın iyi olmasını sağlayan" bir sistemdir.
"Çok azın iyi olabilmesi için çoğunluğu başarısız kılan" bir sistemdir.
Ne kadar "ideolojik" di mi!
Sağlık sistemi nasıldır, pekiyi? "Çok az hastaya iyi tedavi sağlayarak, hastaların çoğunu doğru ve iyi tedaviden mahrum bırakan..."
Pekiyi, mesela hekimler? "Çok az hekimin çok iyi kazanmasını sağlayarak, çoğunluğunu dermansız kılan..."
Eğitim sisteminin öğretmenleri? "Çok azına özel okul, özel dersler, dershaneler sayesinde iyi koşullar sağlayarak gerisini süründüren..."
Ne bileyim, mesela polis filan?"Çok azına çeşitli biçimlerde imkanlar sağlayarak çoğunluğu yoksulluk sınırının altında bırakan..."
Asker, mesela? "Çok azını daha iyi koşullara kavuşturmak üzere çoğunluğu geçim, insanlık onuru ve emeklilik açısından mutsuz yapan..."
İstihdam filan? "Çok az kişiyi yeteneği, emeği, eğitimi ile uygun işlerde buluşturup çoğunluğu işsiz veya güvencesiz veya iliştirilmiş bırakan..."
Ücretlilik? "Çok az kişiye anormal ücretler verirken çoğunluğa bastırılmış ücretler ayırabilen..."
Emeklilik de yok mu? "Çok az kişiye, sandık, özel sigorta vesaire sayesinde haysiyetli emeklilik sağlarken çoğunluğu otomatikman yoksullaştıran..."
Adalet yani? "Çok az kişiye parası, makamı, rütbesi yahut statüsüyle savunma, yargılanmama, yargıyı etkileme imkanı verirken çoğunluğu terazinin kefesine bile koyamayan..."
Fırsat eşitliği? "Çok az kişiye ait olduğu sınıf ve ortamı aşma, maddi ve manevi varlığını geliştirme fırsatı tanırken (tanımak üzere) çoğunluğun yerinde saymasını mecburileştiren..."
Seçim sistemi bile? "Çok az oyla çok milletvekilini mümkün kılarken, barajlar korkular vesaire yüzünden çok sayıda oyu çöpe yollayan..."
Cinsiyet de elbette? "Çok az kadına eşit koşullar sağlayabilirken kadınların çoğunluğunu eşitsizliklerin ve beraberindeki her türlü şiddetin maruzu kılan..."
Demokrasi, nasıl yani? "Siyaset, servet, kudret, matbuat, bürokrasi, rütbe açısından çok güçlü azınlığın etkisi çokken, çoğunluğun gazının seçimden seçime alınıp nihai etkisinin gazoz olduğu..."
Ne demiş Dünya Bankası?
"Türk eğitim sistemi, çok az öğrenciyi iyi eğitiyor, öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor."
Hakikaten, eğitim şart! Yoksa sistem aynı sistem. Elbette; derin eğitim eşitsizliği tüm eşitsizlikleri, adaletsizlikleri yeniden üretir, katmerleştirirken...
Doğru; bu zincirleri kıracak olan da yine eğitimin kendisi! Çok az kişi mutlu olurken çoğunluğun hep çok mutsuz olmaması için. Umur Talu/Sabah