'İslamcı basın' bu bildiriyi görmedi

'İslamcı basın' bu bildiriyi görmedi

'Herkese özgürlük' bildirisine imza atan kadınların talepleri, İslamcı basında yoktu...

Aralarında Nihal Bengisu Karaca, Sibel Arslan, Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Fatma Benli gibi isimlerin de yer aldığı tamamı türbanlı kadınların imzaladığı bildirinin muhafazakar basında yer almamasına, Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin de isyan etti.

 

Peki bu bildiriyi ("tarihi bildiri" diyelim isterseniz) medyamız nasıl karşıladığı acaba?

 

Gazetelerde durum tahmin ettiğim gibiydi. Yani büyük bir "sessizlik" hâkimdi. Tamam, bildiriyi herkesten (Taraf gazetesinin yaptığı gibi) manşete çıkartmasını beklemek fazla açgözlülük olacaktı; ama "sessizlik"in bu kadarı da fazla kaçmıyor muydu? Hürriyet, her şeye rağmen büyük gazete, şöyle bir değinmiş hiç değilse... Peki ya mesela Radikal, ona ne demeli? O da iyiden iyiye "merkez medya" olmaya mı karar verdi nedir...

 

Durum bir arkadaşın da dikkatini çekmiş, telefonda o da şu raporu verdi: Bildiriyi Vatan gazetesi iyi "görmüş"; dünkü gazetelerde iki köşe yazısı konuya ilişkinmiş; NTV bayağı uzun bir zaman ayırmış.

 

İSLAMCI BASIN GÖRMEZDEN GELDİ

 

Sonra aklıma geldi: Bakalım "İslamcı basın" –haklı olarak- nasıl bayram ediyordu.

"Haklı olarak" diyorum, çünkü hakkında konuştuğumuz bildiri bu basını bugüne kadar "başörtüsü"nden dolayı hedef tahtası haline getiren bütün (ama bütün) suçlamaları tuz buz eden nitelikteydi. Yani, devletin "başını açan", hatta onu anadan üryan halinde tasvir eden bir bildiriyle karşı karşıyaydık çünkü.

Bakalım sevinç ne ölçüdeydi?

Ama hayret (kimseni günahını almak istemem, yanlışım varsa düzeltmekten kaçınmam) bu cenahta bırakın sevinci, iki satır bir haber bile yoktu...

Gazetelerin adlarını sıralamaya gerek yok herhalde; en çok satanından en az satanına kadar hiçbir bırakın heyecanlanmayı, bildirinin adını bile ağza almıyordu. (Yeni Şafak da dahil!) Hem de bu gazetelerin muhabirlerinin bildirinin açıklandığı basın toplantısına katılmalarına rağmen...

"Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir" diyen bir bildiriye "yasak konmadı" herhalde...

Bildiri bütününde hükümeti ve muhalefeti oluşturan partileri memnun etmemiş olabilir. Partiler yüzlerini buruşturarak "Ne karışık bir bildiri bu böyle, her şey iç içe geçmiş!" demiş de olabilir.

Akıllarından "Başörtüsü yasağının kalkmasıyla 301'in, Kürtlerin, Alevilerin, azınlık vakıflarının, aydınlanmayan cinayetlerin ne alâkası var?" diye bir itiraz da geçmiş olabilir.. Geçtiği için de suskun kalabilirler..

Ama ya medya, onun böyle bir kafa karışıklığına sürüklenmeye hakkı var mı?

 

İŞTE 'İSLAMCI BASIN'IN GÖRMEZDEN GELDİĞİ O BİLDİRİDEKİ TALEPLER:

"SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİR"

BİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK...

 

Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize

bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine,

düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.

Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki;

üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki:

Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken

hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,

Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,

301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan,

Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan,

Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar

etmekten vazgeçilmeden,

Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden,

Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden,

Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan…

Kısacası;

12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil

bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız.

Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz

düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir.

Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her

türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.

Unutulmamalı ki;

“Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed)