Hadi tetikçi göreyim seni
Star yazarı Ahmet Kekeç, Hürriyet gazetesinin başyazarı Oktay Ekşi'ye meydan okudu.
Hürriyet gazetesinin başyazarı, aynı zamanda Basın Konseyi’nin ‘değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ başkanı muhterem Oktay Ekşi, dünkü yazısında patronu Aydın Doğan’ı savunmuş.
Ekşi, dostumdur.
Siyaseten pek imtizaç etmeyiz ama, severim sayarım kendisini.
Beyefendi adamdır.
Sözü sohbeti dinlenir bir ‘meslek büyüğü’dür.
Bu vesileyle, Ekşi adına bir haksızlığı da düzeltmiş olayım:
Patronunu ve bağlı bulunduğu medya grubunu ‘cansiparene’ savunan birçok yazısını okudum...
Evet, bildiğimiz ‘kollama yazıları’ydı bunlar, ama, hiçbiri de ‘Her sabah Aydın Bey’e selam çakıyorum, ne var yani?’ diyen o terbiyesiz herifin yazdıkları kadar ‘düşük’ ve ‘seviyesiz’ değildi.
Demek ki, edep dairesinden çıkmadan da ‘yaranma ve kollama yazıları’ yazılabilirmiş.
Hem, kim patronuna selam çakmıyor ki?
İşte Serdar Akinan dostumuz...
Patronu Mehmet Emin Karamehmet, eski Jandarma istihbarat Başkanı Levent Ersöz’e ‘hizmet arz’ ederken suçüstü yakalandı, ama o ‘inanmış adam’ tavrını korudu ve gözünü kırpmadan savunusunu sürdürdü.
Kınamıyorum...
Hatta kutluyorum...
Zor durumda kalmış bir insandan ‘vefasını’ esirgemediği ve her şeye rağmen ekmek yediği kapıyı gözettiği için...
Dostum Oktay Ekşi’yi de kutluyorum.
Patronu Aydın Doğan’ı çok güzel savunuyor.
Fakat, bazı şeyleri ya eksik hatırlıyor, ya da hatırlamak istemiyor.
Dünkü yazısında, Başbakan’ın, ‘Hortumlarını kestik, ondan rahatsızlar. Beni kızdırırlarsa marifetlerini açıklarım’ sözlerini eleştirmiş.
Biraz da yüksek perdeden ünlüyor: ‘Kim hakkında ne biliyorsan, lütfen hemen, hatta mümkünse bu yazı yayınlanıncaya kadar da bekleme! Hepsini, ama hepsini... En küçük ayrıntısına kadar açıkla... Kim suistimal yapıyormuş, kim rant peşinde koşuyormuş, kim güç odaklarıyla ittifaklar kuruyormuş hepsini öğrenelim.’
Bu grubun, kendisini ‘amiral gemisinin kaptanı’ diye pazarlayan yazarı da, vaktiyle buna benzer laflar etmiş, Başbakan’ın ‘açıklama’ sadedinde sunduğu şeyleri (baskıcılıklarını, şantajcılıklarını, ellerinin altındaki medya imkanını ne amaçla kullandıklarını), ‘Bu muymuş? Dağ fare doğurdu...’ diyerek, küçümseme yoluna gitmişti.
Daha ne olacaktı?
Hadi Hilton ve POAŞ meselesini kurcalamayalım.
Başbakan’a yolladıkları mektubun muhteviyatını da didiklemeyelim.
Peki, mahkeme kararına ne buyuracaklar?
Doğan Grubu, 1997 tarihinde, Turkish Daily News gazetesinden İlnur Çevik’in ‘Doğan Grubu basın karteli oluşturmaya çalışıyor, İstanbul’un elektrik projesini elde etmek için hükümete şantaj yapıyor, şiddetli baskı uyguluyor’ ifadelerinde ‘hakaret’ vehmederek mahkemeye başvuruyor ve iddia sahibini (İlnur Çevik’i) tazminat cezasına çarptırıyor.
Turkish Daily News bu karara itiraz ediyor.
Bir üst mahkeme (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi) ‘iddialar somut olgulara dayanmaktadır’ diyerek kararı bozuyor ve zımnen de olsa ‘şantaj gazeteciliği’ iddialarını doğruluyor.
Hatırlarsanız, ‘kaptan’ görünümlü arkadaş, ‘Biz hangi olayda alamadığımız bir ihale için hükümete yüklenmişiz? Bunun örneği var mı?’ diye soruyordu..
İşte size belge.
Üstelik, yargı tescilli...
Başyazar buna ne diyecek bakalım?
Benim bildiğim Oktay Bey susmayı tercih eder. Ağzını ve niyetini bozmaz...
Bakalım sağa sola çemkirmeyi itiyat edinmiş ‘ucuz tetikçi’ bir yerlerden kafa çıkaracak mı?