Gök Tanrı'ya yaklaşan Konyamız

Gök Tanrı'ya yaklaşan Konyamız

Doç. Dr. Oktay Sarı Memleket'e yazdığı eğlencelik yazıda "Konya'nın semalarını ziyalarıyla nurlandıran"ları eleştirdi.

Doç. Dr. Oktay Sarı

 

Yazın bunaltıcı sıcaklarında evde yapılabilecek en manidar işin balkondan çevreyi seyretmek olduğuna kanaat getiren balkonsevenler güruhuna dâhil olalı epey oldu. İşin zevkinde sefasında değilim. Sigara içme ve hızlı çitlek çitleme (Konyalı olmayanlar çekirdek çıtlatma diyor) alışkanlığım yok. Bunlar olmayınca çay da bir iki bardaktan fazla gitmiyor. Hâl böyle olunca, terlememe amacıyla yapılan bir eylem olarak balkona oturma ilk sırada yer alıyor.

 

Belki denize ya da göle nazır bir ev olsaydı farklı alışkanlıklar da peyda edebilirdik. Konya ovasında böyle bir imkân bulunmadığı için bu konuda yorum yapma şansımızı kaybediyoruz. Hani belki şehrimizin yüksekçe bir mevkiinde “Konya ayaklarımın altında” edasıyla keyif çatmak da mümkün olabilirdi, fakat henüz gelir-gider tablosunda da buna elverecek bir değişiklik olmadı. Onun için orta rakımda bir yerde, vaktiyle dönen çarpık ilişkilerin yaşayan örnekleri olan yan yana dört, beş ve sekiz katlı binalardan müteşekkil muhteşem manzaraya nazır balkonumuzdan cıvıl cıvıl tramvay, kamyon, motosiklet seslerini dinlemeye koyuldum gene. Sokak lambalarının yıldızlar ve mehtabı görmemizi engellemesine aldırış etmeden oturdum, hatta oturmaya devam ettim.

 

Konyamızın meşhur kulesi, plazası, gökdeleni ne derseniz deyin, işte o gökleri delen bina bizim ikametgâhımıza yakın olmasına rağmen önümüzdeki apartmandan dolayı görülmüyor. Bundan ne kadar bahtiyar olduğumu tahmin edemezsiniz. İkametgâhımızdan herhangi bir cami minaresi de gözükmez. Fotoğrafı çekip internete koysanız, bir de anket düzenleseniz burası neresidir diye, eski Sovyetler Birliği artığı ülkelerden bir tanesi en çok oyu alır tahminimce.

 

Kule evden gözükmüyor, lakin son bir haftadır kulenin üzerinden yayıldığına kani olduğum iki ışık huzmesi göklerin ilk katında seyr-i süluk ediyor. Hani Laila ve benzeri gece eğlencelerinin tertip edildiği mekânlardan göklere yükselen şualardan. Kamyon gürültüleri ve motor zırıltıları arasında bu neyin nesidir, hangi aklıevvel bunu Konya semalarına salıveriyor diye düşünürken aklıma gök tanrıya yakın olmak için yüksek binalar inşa eden hükümdarlar geldi. Bunların yeni versiyonları acaba ovamıza yüksek yüksek binalar inşa edip gök tanrıya biraz daha yakın olabilmek ve ona “bak biz de buradayız, görsene bizi” demek için mi semayı ziyalarıyla nurlandırıyor acaba diye düşündüm. Çünkü bu eylem insanın kendini kanıtlama, kabul ettirme, varlığını ve büyüklüğünü herkese haykırma amacına matuf olsa gerek. Sadece yerdeki mekanın değil, göklerin de efendisinin kendisi olduğunu cümle âleme ilan etme meselesi gibi geliyor bana. Konyamız’da bunları yapanlar da dikkat edin muhafazakâr efendilerimizdir. Güzel yurdumun kaderidir bu. Solcular iş yaptırmaz, sağcılar da yanlış iş yapar.

 

Sağa sola gidip gelen ışıklara dalıp bunları düşünürken bir gürültüyle irkildim. Yan blokta oturan ve hangi haltı kutladıklarını tahmin edemediğim komşumuzun balkonundan fışkıran havai fişekler sadece beni değil, sokaktan gelen geçen herkesi ürküttü. Dört beş dakika süren, on dakika fasıladan sonra yeniden başlayıp devam eden ve Konyamızın gelenekselleşen eğlencelerinden biri olan balkon usulü havai fişek atım âdetini müteakiben bir güvenlik görevlisi “Dur! Bu havai fişeği atamazsın!” der mi diye bekledim, fakat bunu engelleyecek zihinsel gelişmenin henüz olmadığına bir kez daha inanarak içeriye girmeye karar verdim.

 

Tam içeri girerken yüzlerce desibel şiddetinde “hoplayıver çekirge, zıplayıver çekirge” başlamıştı bile. Bir gerdek gecesi merasiminin ilk halkaları olan yüksek desibelli sokak düğünü başlıyor ve tanıyan tanımayan cümle âleme bu kutlu merasim ilan ediliyordu.

Şehirliyi düşünmeyen, şehirli için yaşamayan, şehirliyi yaşatmayan ve primatlara fırsat veren Köprülü Çelebi’ye bize yaşattığı kentlilik duygusundan ötürü şükranlarımı sunuyor, bizi hiç bırakmamasını ve hep kucaklamasını arzuluyor ve şu güzel dizelerle veda ediyorum:

Yıldızlar da kayar, durmaz yerinde

Solar güzelliğin, kalmaz yüzünde

Sensiz can verirken son nefesimde

Bir yudum su vermeye gelemez misin?