Göçerlikten iskâna Bizim Yörükler
Obalarına her yerden yoğun ilgi olan Yörükler bu ilgi karşısında bir beklentiye giriyorlar. Sonuçta bir yarar göremeyince tepki gösteriyorlar.
Zeki OĞUZ
18 Ocak Mersin’in Aydıncık ilçesinde önemli bir toplantı vardı. Göçer Yörüklerin iskânı üzerine, geniş katılımlı, önemli bir toplantıydı bu. O tarihlerde Adana Kitap Fuarı’nda olduğum için bu toplantıya katılamamıştım ama katılan dostlardan, toplantının içeriği hakkında bilgi edinmiştim.
Mersin Vali Yardımcısı Ahmet Soley’in başkanlığında yapılan toplantıya Aydıncık Kaymakamı Erol Rüstemoğlu ev sahipliği yapmıştı. Orman genel müdür yardımcısı, ORKOY genel müdür yardımcısı, Mersin ve Karaman Çevre ve Orman müdürleri ile çevredeki belediye başkanları ile halen kışlaklarında olan Sarıkeçili Yörüklerinin aile reisleri katılmışlardı toplantıya.
Toplantıda konuşulan şeyler üç aşağı beş yukarı aynı şeylerdi. Ormanlık alanlarda gençleştirme çalışmaları yapılıyor, yeni ekim sahaları açılıyordu. Keçi sürülerinin bu alanlara girmesi kesinlikle yasaktı. Bunun dışında ekilebilir alanlar genişliyor, bu yüzden göçerlerin hareket alanları iyice kısıtlanıyordu.
Yani, bir kültürün sonuna gelinmişti. Kalan yaklaşık 200 civarındaki Yörük ailesi de bir şekilde iskan edilecek, bu sorun çözülecekti. Bu toplantı çözüm öncesi yapılan bir fikir jimnastiğiydi.
Aydıncık Kaymakamı Erol Rüstemoğlu’na telefon ederek, göçerler arasında dolaşarak fotoğraf çekeceğimi, iskân konusunda neler düşündüklerini öğrenmek ist
ediğimi belirttim. Yörükler Yaylaların Özgür Çocukları kitabımın yeni baskısı için çekeceğim fotoğraflar belki de göçerlerin son kareleri olacaktı. Erol Bey kırmadı isteğimi. Gittim, İlçe Tarım Müdürlüğünden veteriner Hekimler M. Ümit Kaş ve Kemal Işık ile iki gün boyunca onlarca Yörük obasını dolaştık. Bir yandan fotoğraf çektim, bir yandan dertleştik. Her gidişimde bana kekikli ayranlar yapan Ayşe cadımı gördüm. Eskiden çektiğim fotoğrafları verdim. Dünyalar onun oldu. Eşi Ömer’le sözleştik, yazın onlar Seydişehir taraflarına gelince ben de çadırımı onların çadırının yanına kuracağım. Yine kekikli ayran içeceğiz birlikte.
Aydıncık’ta üç gün boyunca bana ilgilerini esirgemeyen, ilçe kaymakamı Erol Rüstemoğlu’na, İlçe Tarım Müdürüne, Kemal ve ümit arkadaşlarıma teşekkür borçluyum. 18 Ocak’taki toplantıdan sonra göçerler arasında bir anket çalışması başlatılmış, devletten talepleriniz nedir? Nerelere yerleşmek istersiniz? vb. şekilde. İlçe tarım müdürlüğü bu anket çalışmasına yoğunlaşmış. Başta
kaymakam olmak üzere olumlu bir şeyler yapabilmek için didiniyorlar.
Ankete verilen yanıtlardan çıkardığım kadarıyla göçerlerin büyük bir bölümü Karaman’a yerleşmek istiyor. Küçük bir kısmı ise Aydıncık ve Konya’yı tercih ediyor ama gezdiğim yerlerde gördüğüm kadarıyla bütün göçerler bu işe kaygıyla ve kararsız yaklaşıyorlar. Bir güvensizlik içindeler. İki yıl önce gittiğimde görmediğim gelişmeler de vardı göçerler arasında. Artık onlar da çağın teknolojisinden yararlanmaya başlamışlar. Durumu biraz iyi olanlar çadırların üzerine jeneratör taktırmışlar, TV izliyor, aydınlanmada yararlanıyorlar.
Akdeniz yöresinde denize paralel dimdik yükseliyor dağlar. Bu dağların arasındaki vadilerde kışlıyor göçerler. Genellikle birbirlerinden uzakta kuruyorlar çadırlarını. Eğer erkek çocuk kendi sürüsünü alıp obadan ayrılmamışsa babasına yakın bir yerde kuruyor çadırını. Ayşe cadımın eşi de babasından ayrılmamış. Babasının karakıl çadırının yanına plastik örtüyle bir çadır oluşturmuş, orada kalıyor. Yazın da birlikte çıkıyorlar yaylaya. Taşıma sistemiyle okula gidip geliyor çocuklar. Nisan ayının ortalarından itibaren göç başlayınca çocukları ya bir yakınlarının yanına bırakıyor ya da rica minnet çocuğu okuldan alıp birlikte götürüyorlar. Bana göre göçerliğin en zorunu çocuklar yaşıyor. Bir arkadaşla oynama şansları bile yok. Onların tek oyun arkadaşları kara keçiler ve oğlaklar.
Yörükler anket sırasında varlıkları konusunda pek gerçekçi davranmıyorlar. Sahip oldukları keç
ilerin sayısını bile düşük gösterme eğilimindeler. Sürekli bir kuşku içindeler.
Cemal Candan 7 oğlan 2 kız sahibi. Kızları gelin etmiş. “Kızları çıkardım” diyor, sohbet ederken. Oğlanlar yanında. Yazları Ahırlı tarafına çıkıyormuş. Bir sorum üzerine “230 kadar malım var”, diyor ama aslında 600 civarında keçisi varmış.
Belki devletin ağır vergiler salmasından korkuyorlardır, bilemiyorum ama yıllardır şuna tanık oldum. Göçerler yıllık kazançlarının büyük bir bölümünü başkalarına vermek zorunda kalıyorlar. Kışlıkta ve yaylada hangi köyün arazisinde kalıyorlarsa o köyün muhtarına yüklüce paralar ödemek zorundalar. Ayrıca göç boyunca da para vererek kurtulmak zorunda kaldıkları olaylar oluyor.
Değişik kesimlerin bu göçerlere karşı yoğun bir ilgileri var. Değişik üniversitelerden öğrenciler, öğretim üyeleri araştırma yapıyor, televizyoncular, gazeteciler, fotoğra
fçılar zaman zaman obalarına konuk oluyorlar. Yörükler de bu ilgi karşısında bir beklentiye giriyorlar. Sonuçta bir yarar göremeyince tepki gösteriyorlar. Bir çekim dönüşü yolda arabaya aldığımız Osman Kılıç benim gazeteci olduğumu öğrenince hemen tepkisini göstermişti. “Kardeşim, geliyor çekiyor, yazıyorsunuz biz ne faydasını görüyoruz bunun” diye.
Göçerlerin en büyük korkularından biri mallarının çok düşük bir fiyatla ellerinden alınarak yeni iskan yerlerinde kaderlerine terk edilmek. Karaman’a geçtiğimiz yıllarda iskân edilen akrabalarının durumu kötü bir örnek olmuş onlar için. 18 Ocak’ta yapılan toplantıya Karaman İl Çevre ve Orman Müdürü de katılmıştı. Kendi bölgelerinde yaşanan drama nasıl bir çözüm bulacaklar merak ediyorum.
Göçerlik bir kültür, bir gelenek…
Bence orta yaşın üzerindeki kuşak bu işi bir süre daha sürdürmeli, çünkü yerleşik bir düzende onların yapabilecekleri hiçbir şey yok. Genç kuşak ise ya bazı kurumlarda istihdam edilmeli ya da üretim yapabilecekleri bir şekilde iskân edilmeliler. Karaman’da olduğu gibi “Al sana bir ev” diyerek iki göz yer verip kaderlerine terk etmek çözüm değil.