Gezginimiz Zeki Oğuz, Gaziantep'teydi
1-4 Ekim tarihleri arasında Gaziantep’te fotoğraf maratonu vardı.
Zeki Oğuz
Maratonu, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi “4. Uluslararası Antep Fıstığı Kültür ve Sanat Festivali” çerçevesinde, Gafsad (Gaziantep Fotoğraf Sanatı Derneği)’ın işbirliği ile gerçekleştiriyordu.
30 Eylül gecesi düştüm yollara.
Niyetim trenle gitmekti. Geçtiğimiz yıl da o taraflara gitmek istemiş, Adana’dan öteye yolcu treni olmadığını öğrenince vazgeçmiştim. Gardaki yetkililere sordum yine yokmuş. Hızlı tren diye avaz avaz bağıran ekabir takımı Adana’dan güneydoğuya tren ulaşımını sağlayamıyorlardı. Gardaki görevlilerin abuk suratlarını ise ne ben söyleyeyim ne siz dinleyin. Mahkeme duvarı gibi suratları, lafı ağızlarından cımbızla söküyor insan.
Büyükşehir Belediyesi Çetin Emeç salonunda maraton kayıtlarımızı yaptırıp, tşört ve şapkalarımızı aldıktan sonra serbest çalışma günü başlıyordu. İlk gün Gaziantep merkezde fotoğraf çekimleri yapacak, ikinci ve üçüncü günler belediyenin tahsis ettiği araçlarla tarihi mekânlara gidecektik.
Yazar, şair arkadaşım Meral Uludağ ile buluştuk. Yabancısı olduğum bu şehirde o bana rehberlik yapacaktı. Daha doğrusu şehri daha iyi tanıyabilmek için hiç bilmediğimiz ara sokaklara dalacak, birlikte keşfedecektik güzellikleri.
Bu güzelliklere geçmeden önce bir şey söylemem gerek. Elimize tutuşturulan festival broşüründe onlarca etkinlik sıralanıyordu. Tiyatro, halk oyunları, caz ve halk müziği konserleri, akşamları Çetin Emeç salonunda fotomaraton sunumları, sergiler, sempozyumlar. İnsan seçmekte bile zorlanıyor. Gözü Mevlana’dan başka bir şey görmeyen bizim ekâbirlere arz ederim.
İlk durağımız kalenin güneyindeki esnaflardı. Güleryüzlü insanlardı hepsi. Rahatça yapabiliyorduk çekimlerimizi. Ardından Bakırcılar Çarşısına geçtik. Gördüğüm en güzel arasta idi buralar. Daracık sokaklarda dolaşırken türkü gibi geliyordu çekiç sesleri.
Bey Mahallesi eski konakların yoğun olduğu bir mahalle. Burada Hasan Süzer Müzesini gezdik. Öyle güzel düzenlemişler ki müzeyi bütün bir Gaziantep’in geçmişini orada görmek mümkün.
Bazı evlerin kapılarının üzerinde Kâbe resmi ve eski yazılar var. Bunlar o evin sahibinin hacıya gidip geldiğinin işaretiymiş.
Gaziantep Müzesi gördüğüm en zengin müzelerden biri. Zeugma antik kentinden çıkarılan mozaikler burada sergileniyor. Şu an bin metrekare mozaik sergileniyormuş. Yeni müzenin yapımı bittiğinde mozaikler oraya taşınacakmış ve orada ikibin metrekare mozaikin sergilenmesine imkân sağlanacakmış. Sergilenen mozaiklerin her biri diğerinden görkemli. Ünlü çingene Gaia’nın bakışları alabildiğine gizemli, çarpıcı.
Günün yorgunluğunu Ara Kafe’de, Sibel’in mütevazı ama sevimli yerinde tavşankanı çaylarımızı yudumlayarak çıkardık.
2 Ekim sabahı Islahiye tarafına gitmek için Çetin Emeç salonunun önünde erkenden toplandık ama araba ancak 09’da gelebildi. Büyükşehir Belediyesi fotomaratonu pek ciddiye almıyor olmalı ki tam üç araba değiştirdikten sonra yola çıkabildik. Verdikleri kumanyalar da öğrencilerin beslenme çantasında olanlar kadardı.
Yesemek, Islahiye’ye 23 km. uzakta, Hititlerden kalma bir heykel atölyesi. Dağın yamaçları taslak heykellerle dolu. Bazalt taşlardan yapılan bu taslaklar asıl yerlerine varınca oluşturuluyormuş.
Yesemek’te kısa bir çay ve yemek molasından sonra Tilmen Höyük’e geçtik.
Karasuyun kenarındaki höyük Islahiye’nin 10 km.doğusunda. Üstteki kerpiç bölümler erimiş ama temel duvarlar sağlam duruyor. Bu duvarlar bile yapının geçmişteki görkem ve ihtişamını göstermeye yetiyor. Tarihçiler höyüğün tarihinin M.Ö 4000’li yıllara gittiğini belirtiyorlar.
Dönüşte biber tarlalarına düştü yolumuz. Urfalı, Suruçlu tarım işçileri kırmızıbiber topluyor, topladıklarını kurutuyorlardı. Konya ovasında gördüklerimizden farkları yoktu. Perişanlık, rezillik diz boyuydu. Hepsi yakınıyorlardı yeterince kazanamıyoruz, diye. En perişanları da çocuklardı. Okullar çoktan açılmıştı ama onlar hala biber tarlalarında sürünüyorlardı. Otobüs hareket ederken bize el sallayışları, hüzünlü halleri unutulacak gibi değildi.
Cumartesi sabahı sadece iki araba değiştirerek ve yine benzer kumanyalarla Nizip yoluna düştük. Gafsad yönetiminden Alaattin Erman Zeugma’da görmeye değer bir şey kalmadığını söylemişti ama en azından yöreyi gezmiş olacaktım. Nizip’ten geçerken bir sabun fabrikasına uğradık, arkadaşlar fotoğraf çektiler, ham sabun kalıplarını gördükten sonra banyoda sabun kullanırken bile o pis görüntüler geliyor gözümün önüne.
Ordaki arkadaşların anlatımına göre Fırat havzasında Birecik barajı yapıldıktan sonra Zeugma benzeri seksen yerleşim yeri sular altında kalmış. Bilinen sadece Zeugma imiş. Onun da pek azı kurtarılabilmiş. Antik bölgenin bir bölümünde kazı çalışmaları hala sürüyor.
Gaziantep’te beni etkileyen şeylerin başında korunan tarihi ve parkları. Büyükşehir Belediyesinin önünde başlayan park olağanüstü büyük ve güzel. Etkinliklerin bir bölümü de bu parkın sonundaki botanik bahçesinin yanında yeni yapılan festival parkında gerçekleştirildi.
Şu bizim DDY’nin ekâbirleri hızlı tren palavralarını bırakır da güneydoğuya adamakıllı bir yolcu treni seferi koyarlarsa trenle gideceğim bir dahaki sefere oralara.


