Genelkurmay'dan B PLANI

Genelkurmay'dan B PLANI

Kışlalı'ya göre Genelkurmayın 'A Planı' denilen plan tutmamıştı, şimdi 'B Planı' ı uygulanıyor.

23 Nisan törenleri de B planı uygulaması için, kamuoyuna ulaşacak açık bir vesile oldu. Asker'e yakınlığıyla bilinen Kışlalı'dan bir 'içerde ne olup bitiyor' yazısı...

 

M. Ali Kışlalı / Radikal

 

B planı uygulaması

 

Geçen yıl bugünlerde Genelkurmay Başkanı Yaşar Paşa, seçilecek ve aynı zamanda silahlı kuvvetlere başkomutan olacak cumhurbaşkanının hangi vasıflara sahip olması gerektiğini açıklamıştı.

Daha sonra olaylar Başbakan'ı üzerinde muhalefetle anlaşmaya varılacak bir aday fikrine inandırdı. Ama seçim gecesi topluma vaat ettiği adaydan Erdoğan'ı, Gül'ün şantaj sayılabilecek baskısı ve MHP'nin akıl almaz manevrası vazgeçirdi.

O zaman Yaşar Paşa'ya görüşün değişip değişmediği sorulmuştu. Verdiği yanıt, Gül'ün bilinen dinci geçmişi ve türbanlı eşiyle Çankaya'ya çıkmış olmasına karşın: "TSK görüşü değişmez" olmuştu.

 

Gül'ün seçilmesi karşısında TSK'nın nasıl davranacağı hep merakla izlendi.

A planı başarısız olunca, tüm faaliyetleri ince kurmay hesaplarına dayalı olan Genelkurmay'ın B planı olup olmadığı tartışıldı.

Askeri Tıp Akademisi açılışında Gül'e uygulanan protokol incelik dolu unsurlarıyla, adeta onu yok sayma işaretleri vermiş; işte B planı bu dedirtmişti. Ama ertesi gün Harp Okulu açılışında okul komutanın farklı davranışı kamuoyunu şaşırtmış, 'B planı da mı yok' diyenler olmuştu.

Aradan geçen bir yıla yakın süre askerin temel görüşlerini muhafaza ettiğini gösteren küçük işaretli uygulamalarıyla geçti.

Ama bunların temelinde, ana vasıflarıyla içine sindiremese de seçilmiş bir makamla, devlet gelenekleri içinde, gereken düzeyde resmi ilişkilerin sürdürülmesi gereğine inanma yatıyordu.

Gül ile temas, gereken düzeyde, gereken koşullar içerisinde, gerektiği gibi yapılmaya devam ediyor.

 

Diğer alanlarda TSK hassasiyetinin ne kadar titizlikle sergilendiği görülüyor.

23 Nisan törenleri de B planı uygulaması için, kamuoyuna ulaşacak açık bir vesile oldu.

Asker başı türbanlı konukların bulunduğu davetlere katılmıyor.

Çankaya'ya Cumhuriyet prensiplerini özümsememiş, eşi türban taşıyan bir kişinin çıkmış olmasını TSK camiasının içine sindiremediğini herkes biliyor. Bunu dikkate alan komuta heyetinin gerekli önlemleri içeren planı hazırlamamış olmasını da kimse düşünmüyor.

Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren belli prensiplere göre yetiştirilen subay ve astsubay kadrolarının nabızlarının, özellikle 27 Mayıs sonrasından itibaren, ne kadar sağlıklı tutulduğu bilinmeyen bir şey değil.

 

Çankaya'ya, aynı zamanda TSK'nın başkomutanı olarak da çıkan şahsın bu camiada yarattığı etkiyi saptamak çok zor olmuyor.

Türkiye, genelde olduğu gibi, bu günlerde de çok gergin bir dönemden geçiyor.

Dönemin bariz özelliklerinden biri de; anayasal rejimin vazgeçilmez unsurlarından biri olan laikliği ihlâl ettiği savı ile AKP'nin kapatılmak tehlikesiyle karşı karşıya oluşu.

Şimdiye kadar böyle bir tehlike ortaya çıktığında daima askerden kurtarıcı olması beklenirken bu defa askerin arka planda kaldığı, yüksek yargının bu misyonu üstlenmekte olduğu görülüyor.

 

Bu da askere daha hassas bir konum sağlıyor.

İşte bu konum, inandığı ve ilan etmiş olduğu değerlerin dikkate alınmadığı seçenekle karşı karşıya kalmış olan camiaya B planını uygulama olanağı veriyor.

Yeni durum hem dikkatli gözlerden kaçmıyor.

Hem de askerin gereksiz suçlamalara hedef olmasını önlüyor.