Gazel ve pekmez zamanı

Gazel ve pekmez zamanı

Her yıl bu aylar gelip de havalar pekmez ve gazel kokmaya başlayınca, dağ köylerinde olmak isterim. Bağ bozumu zamanıdır oralarda. Pekmez ocaklarının tütme zamanıdır.

Zeki Oğuz

Her yıl bu aylar gelip de havalar pekmez ve gazel kokmaya başlayınca, dağ köylerinde olmak isterim. Bağ bozumu zamanıdır oralarda. Pekmez ocaklarının tütme zamanıdır.

Bulgurluk buğdaylar kocaman kazanlardan çoktan kaynatılmış, öğütülen bulgurlar ambarda yerini almıştır. Bulgur kaynatılan ocaklara şimdi pekmez kazanları kurulacak, kuru meşe kütükleri pekmez kaynatmak için sürülecektir ocaklara. Bal rengi şıra ateşin üzerinde kaynarken mis gibi kokular dolduracaktır sokakları.

Her mevsimin her anını birebir yaşamak isterim. Şimdi sonbahar yani güz, yani hazan mevsimi… Şehir yerinde havaların biraz serinlemesinden anlarız bunu ya doğada. İşte orada iliklerimize kadar hissederiz hazan mevsimini. Sararmış, solgun yapraklar düşer ayaklarınızın dibine. Rüzgâr biraz daha sert vurur teninize. Avar kokuları gelir bozulmuş bahçelerden. Yollara düşmüşseniz son Avarları toplamadan dönen kadınlar, kızlar çıkar karşınıza. Ya da bağa gidip dönenler. Durup merhaba derler güleryüzle. Ballı salkımlardan uzatırlar yemeniz için. Gut, büzgülü, dimnit, esebalı hangisinden severseniz.

Dereboylarında böğürtlenler, yamaçlarda sapsarı alıçlar, yaban armutları sizi bekliyor olur. Karamıkların küçücük kara üzümleri iyice ballanmıştır artık.
Böyle bir havada yine düşüyorum yollara. Sarıoğlan’da durmasam dostlarım gücenir. İki bardak çaylarını içip yeniden düşüyorum yola.

Hamzalar beldesine girmeden güz kokuları geliyor. Kadınlar, çocuklar hep yollarda. Kimi traktörle kimi eşeklerle bağ bozmadan geliyorlar. Bir gurup kız çocuğu çıkıyor karşıma. Hepsinin önünde bir eşek var. Makinemi görünce önce utanıyorlar, ürküyorlar ama sonra alışıyorlar. Her çektiğim kareyi görmek istiyorlar, gülüşüyorlar.

Bir tepede yaşlı bir karı-koca bağ bozuyorlar. Adam elindeki bağ bıçkısını sallayarak el ediyor “Gel”diye. Kara-ak üzümlerle çoktan dolmuş seleleri, sepetleri.

“Hangisinden istersen ondan kesivereyim sana” diyor. Hepsi birbirinden ballı salkımların, hangisini seçeyim ki. Hem üzüm yiyor hem sohbet ediyoruz. Hamzalar’danmış. Evlatlar uçmuş evden. Koca bir poşeti üzümle dolduruyor, “Götür bunu, benim de mezarda yatanlarım var” diyor. Bu insanların el açıklığına, yürek genişliğine her zaman hayran oldum. Ne zaman böyle insanlarla karşılaşsam dedem gelir aklıma. Bahçemizin yoldan tarafındaki ağaçlara dokunmamızı istemezdi. “Onlar yoldan gelip geçenlerin hakkı” derdi.

Az ötede Eşenler’den bir yaşlı kendi başına bağ bozuyor. Toprağa düşmüş sarıasma yapraklarını çiğneye çiğneye varıyorum yanına. Kocaman bir büzgülü salkımı uzatıyor. “Poşetin varsa üzüm katıvereyim” diyor. Bağların içine büyük sergiler yapmışlar, kara üzüm kurutuyorlar.

Yukarı ve Aşağı Eşenler birbirlerine çok yakın iki köy. İkisinin üzerini de pekmez ocaklarının dumanı kaplamış. Aşağı Eşenler’den Hasan Doğdu’nun konuğu olacağım. Geçtiğimiz yıl da bu günlerde gelmiş, birlikte onun Göksu ırmağının kenarındaki bağına gitmiştik.

Köy meydanına yakın bir yerde bir a ile pekmez kaynatıyor. Yanlarına sokuluyorum, Hasan’ı sormak için. “Gel hele otur, buluruz onu” diyor adam. Şıra fokurduyor kazanın içinde. Adam ocağın önündeki külleri yarıp bir tepsi dolusu patatesi gömüyor külün içine. Anılar depreşiyor o bunları yaparken.

Biz gündüz hazırlık yapar gece yakardık pekmez ocaklarını. Analarımız topraklığa giderek ak toprak getirirlerdi kaynayan şıranın içine atmak için. Biz çocuklar için tam bir şenlikti pekmez zamanı. Sabaha kadar oyun oynar, bıkbık ve taze pekmezle helva karar, külün içine patates gömerdik. Bazen deynek yediğimiz de olurdu çalışanları oyaladığımız için.

Adam kızına sesleniyor çay koyması için. Ağırlamadan salmaya niyeti yok. Kırmızı renkli bir arabası var evin önünde. Onunla birlikte fotoğrafını çekmemi istiyor. Kaldırdığı ürünleri o araba ile pazarlara götürüp satıyormuş. Kaynattığı pekmezi de o araba ile satacakmış.

Bir delikanlı üzüm eziyor kapının önünde. Ne yaptığını soruyorum, gülüyor. Şıra çıkarıyormuş, şarap kuracakmış.

Hasan’la buluşuyoruz. O bir gün önce kaynatmış pekmezini. Birlikte onun evine gidiyoruz. Mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyor Yasemin cadım. Hasan’ın kızı, alabildiğine hünerli. Yemekten sonra Hasan’ın bağına gidiyoruz.

Eşenler’li dostlarımın güzel bir gelenekleri var. Bir bağı tümden bozmuyorlar. En iyi salkımlara sahip çıbığı bozmadan bırakıyorlar, gelen misafirlere ikram etmek için. Hasan da sekiz-on çıbığı bozmadan bırakmış. Bağda yediğim yetmezmiş gibi eve götürmem için de en iyi salkımları dolduruyor poşete.

Eve vardığımızda çayı çoktan hazırlamış Yasemin.

Sarıoğlan-Hamzalar üzerinden gelmiştim Eşenler’e. Yerköprü’yü görmeden olmaz, diyorum içimden. Göksu vadisi çoktan başlamış güz havasını solumaya. Bağlar-bahçeler bozulmuş. Sarıdan kırmızıya güz renkleri vurmuş bahçelere. Yağmır yağmadığı için eskisi gibi deli dolu akmıyor Göksu. Göksu’yu hiç bu kadar berrak ve mavi görmemiştim. Dolu dolu geçmiş bir güz günü Habiller-Güneysınır üzerinden dönüyorum.