FUY ( Fıtrata Uygun Yaşamak ) - 1 Uygulanabilir Bir Model Önerisi

BİRİNCİ BÖLÜM

1.1. Fıtrat Kavramının Anlamı ve Kapsamı

“Fıtrat” kavramı, İslam düşüncesinde insanın varoluşunu, yönelişini ve ahlâkî istikametini açıklayan en temel kavramlardan biridir.

Kelime kökeni itibarıyla f-t-r kökünden türeyen fıtrat; ilk defa yaratmak ,yarıp ortaya çıkarmak, özgün bir yapı kazandırmak , anlamlarını taşır.

Fıtratsız varlık yoktur. Her varlık var edilirken fıtratıyla birlikte var edilir. Fıtrat türe ait bir kavramdır, türün içinden bir bireye değil. Dolayısıyla şahsiyet fıtrat üzerine temellendirilir.

Şahsiyetin fıtratı onun ait olduğu türü gösterir. Fıtratın şahsiyeti ise, türün içinde belirginleşip öne çıkan ve biricikleşen ferdi gösterir.

Eşyanın tabiatı” dediğimiz şey, esasen “eşyanın fıtratı”dır.

Bu yönüyle fıtrat, insanın sonradan edindiği özellikleri değil; yaratılışla birlikte kendisine verilen asli yapıyı ifade eder.

Kıyamet suresi 36-40 ayetlerinde ,
Kur’an-ı Kerim ; insanın başıboş ve amaçsız yaratılmadığını, aksine belirli bir ölçü, denge ve hikmet üzere var edildiğini bildirir. Fıtrat, bu ilahî ölçünün insan üzerindeki yansımasıdır.

İnsanın ,doğruyu yanlıştan,iyiyi kötüden,faydalıyı zararlıdan,güzeli çirkinden,ayırma kabiliyeti, iyiliğe meyli, adalet ve anlam arayışı; fıtratın temel tezahürleridir.

Bu nedenle fıtrat, yalnızca biyolojik veya psikolojik bir yapı değil; aynı zamanda ahlâkî ve manevi bir yönelimdir.

1.2. Fıtratın İlahi Kaynağı ve Evrenselliği

Kur’an’da fıtrat kavramının en açık ifadesi, Rum Suresi 30. ayette yer alır:

“O hâlde yüzünü, Allah’ı birleyen olarak dine çevir; Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrata. Allah’ın yaratmasında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmez.”

Bu ayet, fıtratın insan ürünü bir değer değil, doğrudan ilahî bir yaratım ilkesi olduğu ve dinin fıtrat olduğunu ortaya koyar.
Bu durumda fıtratı korumak , dini korumaktır.

Allah (cc) varlığın ilk yazılımını yazan Bâri’dir. O yazılımlara uygun olarak ilk örnekleri yaratan Bedi’dir. O ilk örneklerden ortak özelliklere dayalı türleri yaratan Fâtır’dır. Bu yaratma süreçlerinin tümünü birden içeren mübarek isim Halık ismidir.

İlahi bir format olan eşyanın fıtratı,onlara isim vermemizi mümkün kılan şeydir. Yani fıtrat, Âdemoğluna Allah’ın bir ikramı olan “isimlerin öğretilmesi” hakikatiyle de alakalıdır.
Eğer Allah (cc) eşyaya fıtrat vermemiş olsaydı, eşyanın hüviyeti (kimliği) olmazdı. Eğer eşyanın hüviyeti olmasaydı, biz ona isim veremezdik.

Fıtratın ilahi format olduğunu şu âyet de teyit eder:
“Allah’ın boyası… Kim Allah’tan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz, (bunun için) yalnız O’na kulluk ederiz!” (Bakara 2/138).

Fıtrat, coğrafya, kültür veya tarih ile sınırlı değildir; evrenseldir. Her insan, hangi toplumda doğarsa doğsun, aynı temel fıtrî özelliklerle dünyaya gelir. Farklılıklar, fıtratın kendisinden değil; onu şekillendiren çevresel ve toplumsal etkilerden kaynaklanır.

Bu bağlamda fıtrat, insanın Allah ile olan ontolojik bağını temsil eder. İnsan, fıtratı gereği aşkın olana yönelir; anlam, amaç ve değer arar.

Bu yöneliş bastırıldığında ya da saptırıldığında, insan içsel bir çatışma yaşar. Fıtrata aykırı bir hayat tarzı, kısa vadede cazip görünse bile uzun vadede ruhsal boşluk ve tatminsizlik üretir.

1.3. Fıtrat ve Tevhid İlişkisi

Fıtrata göre yaşamanın merkezinde tevhid yer alır.

Tevhid, sadece Allah’ın (cc) birliğini kabul etmek değil; eğitimde,ekonomide,yönetimde,yargıda,sporda,düğünde,eğlencede …hayatın bütün alanlarında O’nu tek otorite olarak tanımaktır.

İslam düşüncesine göre insan, yaratılışı gereği tevhidi kabule yatkındır. Bu nedenle şirk, fıtrata aykırı bir sapma olarak değerlendirilir.

Hak sahibine hakkını vermek olarak ,tarif edilen adaletin, zıddı olan zulüm;
eşyayı yaratılış gayesi istikametinde kullanmamak,hak sahibine hakkını vermemektir.

Adalet hayra, zulüm ise şerre sebep olur.

Kur’an’da şirkin “zulüm” olarak nitelendirilmesi, bu bağlamda anlam kazanır. ( lokman suresi 13.ayet)

Müşrik ,Allah ın (cc) varlığını ve yaratıcılığını ,koymuş olduğu fiziki ,biyolojik ve kimyevi kanunları,kevni ayetleri kabul eder,fakat ; insanın yaşayışı ,sosyo - ekonomik hayatla ilgili kurallarını, yetersiz , eksik veya yanlış görerek ,insanların koyduğu kuralları tercih eder.

Yani,Allah ın (cc) Uluhiyetini kabul ederken , Rububiyetini kabul etmeyerek ,Allah a noksanlık izafet eder.

Fıtrat tevhid ilişkisini teyit eden bir başka âyet de Allah Rasulünün namazlara başlarken başlama tekbirinden hemen sonra okuduğu rivayet edilen şu âyettir: “Artık ben, her türlü batıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri bir tohumun filiz verişi gibi var eden (fatara) zata yöneldim ve ben O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim.” (En’âm 6/79).

Allah’tan başkasına mutlak güç ve otorite atfetmek, insanın yaratılış amacını çarpıtmak anlamına gelir.

Bu durum, insanın hem Allah (cc) ile hem de kendisiyle olan ilişkisini bozar.

Fıtrata uygun bir hayat ise insanı içsel bütünlüğe ve tutarlılığa ulaştırır.

(Devam Edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.