From Konya to Kenya Sema
Ahmet Sorgun, 4 kişilik bir sema grubuyla Konya'dan Kenya'ya gitti. Aslanlar, zebralar ülkesinde Siyah insanlarla dostluk köprüsü kuruldu.
Ahmet SORGUN
Kenya’da yapılacak bir sema gösterisi için 4 kişilik semazen grubuna başkanlık edeceğim. Yola çıkmadan Kenya ile ilgili bilgileri topluyorum. İlk müracaat ettiğim dünya haritası oluyor. Afri
ka kıtasında Kenya’ya bakıyorum. Afrika’nın orta bölgesinde 582.650 km2 yüzölçümüne sahip bir ülke. Nüfus 30.765.916
YOLA ÇIKIYORUZ
Semazen grubunda yer alan; A. İhsan Buyurşen, Abdullah Köseoğlu, Kamil Özketen ve Mustafa Ercoşkun ile birlikte yola çıkıyoruz. Sabah 10.10 uçağı ile Konya’dan İstanbul’a geliyoruz. Kenya uçağı akşam saat 20.45’de.Hazır fırsat bulmuşken İstanbul’daki dostları ziyaret ediyoruz…
İki taksi ile hav
aalanına geliyoruz… Kenya uçağı 22.30’da gecikmeli kalkıyor… Kahire’ye iniyoruz. Uçak 45dk.hava alanında bekliyor… Başkent Nairobi’ye indiğimizde saat 05.30 idi. Havaalanında bizi, elçilik görevlisi Mehmet Mest Bey karşılıyor. Sıtma aşısı olup olmadığımızı soruyor. Olmadığımızı öğrenince telaşlanıyor. Gereken işlemleri yapıyoruz… Sabah namazını havaalanında kılıyoruz. Dışarıda müthiş bir yağmur var…
NAİROBİ’DEYİZ
Büyükelçi bizi kahvaltıya bekliyormuş. Beni elçilik aracına bindiriyorlar. Arkadaşları da organizasyon görevlisi bayan, branda kaplı bir kamyonete bindiriyor. Trafik çok yoğun, gecikmeli olarak ulaşıyoruz elçiliğe…
Büyükelçi Vural Bey aslen Konyalı; Hacıhasan Başı’ndan imiş ama Konya’yı bilmiyor. Elçiliğimiz yeşillikler içerisinde bir alanda. Kahvaltıyı bahçede yapıyoruz. Elçi kendi eli ile ikramda bulunuyor.
Elçi; mütevazı, güler yüzlü, burma bıyıklı bir beyefendi. Kendisine İngilizce Mesnevi hediye ediyorum…
Türk Okulları Genel Müdürü Mehmet Yavuzlar Bey, Azad isimli bir genci göndermiş beni almaya. Ben okula gidiyorum, sema ekibini ise Kuzey Kenya’daki Laikigia’ya gönderiyorum… Türk okulunu geziyorum. Sonra Mehmet Yavuzlar Bey geliyor okula. Bugün Salı, program Pazar günü, 4 gün var. Pazara kadar bir program yapıyoruz bana. Mehmet Bey Kimya öğretmenliği yapmış Konya Anadolu Lisesinde. Bizim Abdüssettar ile tanışıyorlarmış. Hemen Abdüssettar ile telefon bağlantısı kuruyoruz…
Ertesi gün Masai Mara’ya safariye gideceğim. Hazırlıkları Nimet ile beraber yapıyoruz. Nimet buraya gelen misafirlerle ilgileniyormuş. Bu görevi Mehmet Bey vermiş ona…
Akşamdan önce Nairobi’ni
n en büyük Camisini (Ebubekir Camii) ziyaret ediyoruz. Akşam namazını Rabıta Camii’nde kılıyoruz. Akşam yemeğini Pakistan lokantasında yiyoruz. Yemekler bol kepçe olunca 3 kişiye 2 porsiyon yetiyor. Sonra misafirhaneye geliyoruz. Burada öğretmenlik yapan gençlerle çay eşliğinde sohbet ediyoruz. Yorgun olduğumdan cemaatle yatsı namazını kılıp hemen yatıyorum.
Bugün unuttuğum bir nokta oldu: Amina’yı hasta yatağında ziyaret ettik. Amina okulda çalışan bir yerli. Hamileyken çocuk düşürmüş, ağır hasta. Ancak hastanede deği
l evinde yatıyor. Tabi buna ev denebilirse. Teneke evlerde kalıyor. Teneke evler burada büyük bir bölge. Nairobi’de yaşayan 3 milyon insanın 800 bini bu bölgede yaşıyor.5x10 M2.lik bir avlu, bu avluya bakan 10 tane oda. Odalar 3x3 m. 10 evin bir tuvaleti ve banyosu var. Bize söylenene göre burası da kendi içinde lüks sayılırmış. Zira içerisinde 20 eve bir banyo ve tuvalet düşen avlular varmış. Sadece ana yol var, balçıktan geçilmiyor. Ara yollardan ziyade patikalar var,1 m eninde içlere doğru kıvrılarak gidiyor. Kanalizasyon sokaktan akıyor. İnsanın burada yaşaması çok zor…
Sabah namazına kalkıyoruz. Namazdan sonra biraz daha uyuyorum. Saat 8’e doğru tekrar
kalkıyorum. Dünkü yorgunluktan eser kalmamış üzerimde. Azad, kahvaltıyı hazırlamış ben kalkmadan. Azad, çok mütevazı, hizmet ehli bir delikanlı. Esasen Tanzanya’da Türkçe öğretmeni, buraya vize işlemleri için gelmiş. Kenya, Tanzanya, Kongo, Zencıbar gibi ülkelere de Kenya Büyükelçiliğimiz bakıyormuş. Saat 10.00 civarında Mehmet Yavuzlar Bey geldi. İlkokula gittik(Işık Koleji). Faaliyete 2002 yılında başlamış.210 öğrenci eğitim görüyor. Öğrencilerin %50’si Müslüman. Kenya’da ilköğretim 8 yıl. Eğitim kurumlarının çoğu Kenya’da kilisenin kontrolündeymiş. Müslüman öğrenciler ilköğretimde %20, lisede %5, üniversitede %07 imiş. Siyahi çocuklar Türkçe şarkı söylüyorlar. İlkokul 4,5,6 ve 7. sınıflarda Türkçe dersi varmış…
KENYA’DA SAFARİ
Nimet, safariye gitmek için beni küçük bir havaalanına götürüyor. Havaalanı küçük pervaneli uçaklarla dolu.12 kişilik eski bir pervaneli uçağa biniyorum. Hemen pilotun arkasına oturuyorum. Mahalle dolmuşlarından farkı yok. Çok yüksekten uçmuyor. Top
rak piste (Yola) inip kalkıyor. Yolcuları dağıta toplaya Masai Mara’ya varıyoruz. Kalacağım dağ otelinden bir arazi arabası beni alıyor.5 km sonra otele varıyoruz. Yoldayken karşımıza safariciler gelmişti, belli ki ben gecikmişim. Otele varır varmaz hemen bana bir cip tahsis ediyorlar. Diğer ekibe yetişiyoruz. Hayatımda hiç görmediğim kadar şiddetli yağmur yağıyor. Etraf alabildiğine yeşil, tatlı eğimli, milyonlarca metrelik açık alan… Sürülerle ceylanlar, Allahım… Fazlaca kaçmıyorlar. İleride deve kuşları, koca koca bufalılar var. Ara sıra kaptan dürbünle bakıyor, vahşi hayvan var mı diye. İlerde bir şeyler görmüş olmalı ki aracı hızlı sürmeye başlıyor.

Bir de ne görelim, üç tane aslan! İlk defa doğal ortamda görünce heyecanlanıyorum ama aslanlar bizi umursamıyor bile. Kurt, tilki ve çakallar zaten sürekli yolumuza çıkıyor. Alabildiğine doğal bir ortam… Yaklaşık iki saat süren turdan sonra otele dönüyoruz. Yağmurdan her tarafım ıslanmış. Doğal bir safari… İyi ki gelmişim. Safari 35 dolar. Otel, yemek, gidiş, geliş 350 dolar.
Otel mahalli Kenya evlerine benzetilmiş. Yerden oda oda, katlı değil. Aaa, buda ne! Hemen otelimizin yakınına ceylanlar gelip yatmışlar. Anlaşılan burada geceleyecekler. Kim bilir, belki de aslanların, kaplanların korkusundan buraya sığınmışlardır.
Havanın çok temiz olmasındandır ki, erken kalkıyorum. Sabah namazından sonra sabah safarisi var. Akşamki ekiple cipe biniyoruz. Şoförümüz çok şakacı bir yerli. Bu sefer başka istikamete gidiyoruz. Siftahı geyik sürüleri ile açıyoruz. Yerden alıp gökte yiyen
zürafa çıkıyor karşımıza. Bize aldırmadan yemesine devam ediyor. Yine bufalo, yaban öküzü, zebra, kurt, tilki, aslan vs. görüyoruz. Fil görebilecek miyiz, diye soruyoruz kaptana. Sabredin diyor kaptan. Sonra dürbününü alıp bakıyor uzaklara. Baktığı yöne doğru sürüyor aracı. Her halde filleri gördü diye umutlanıyoruz. İşte filler, 5’er 10’ar guruplar halinde yürüyorlar. İrili ufaklı yavruları da var. Bize aldırış etmeden yollarına devam ediyorlar. Benim uçak/dolmuşum 11.00’de, 10.30’da hazır olmalıyım. Biraz telaşlanıyorum. Yetersiz İngilizcemle anlatmaya çalışıyorum
gecikeceğimi. Kaptan “Merak etme yetişirsin.” diyor.
Dolaşa dolaşa çamur gibi akan bir nehrin yanına geliyoruz. Oklu, kılıçlı, yerel giysiler içerisinde iki siyahi karşılıyor bizi. Teneke kap içerisinden çıkardıkları ıslak ve sıcak havluları veriyorlar. Burada adet imiş; bir yere ilk varınca bir ıslak havlu ve içecek sunuyorlarmış, sıcak bölge olduğu için temizlik ve serinlik versin diye.
Buraya niye konakladığımızı merak ediyoruz. Meğer program gereği açık büfe kahvaltı varmış. Kahvaltımızı yapıyoruz. Nehirden bazı sesler geliyor. Kafalarının üs
t kısmını su yüzünde tutan, bufalo veya filler kadar büyük olan su aygırlarını görüyoruz. Bir yerli beni çağırıyor. Nehir kenarında biraz yürüyoruz. Eli ile karşıyı gösteriyor. Aaa timsahlar! Hem de Sudan’da gördüklerimden çok daha büyük Hele biri bizden tarafta, nehrin hemen kenarında yatıyor. Ürpermemek elde değil…
(Yarın: MOMBASA’YA GİDİYORUM)