Filistinliler de rüya görebilmeli

Filistinliler de rüya görebilmeli

Türkiye’nin bölgede üzerine düşeni hatırlatan Fehmi Koru: Filistin de rüya görebilmeli

Bir yılgın, bir umutlu

 

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres Türkiye Cumhuriyeti ile aynı yaşta. Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden doğmuş bir Cumhuriyet bizimki; Şimon Peres'in cumhurbaşkanı olduğu İsrail Devleti'nin doğmasına yol açan şartlar da Osmanlı Devleti'nin yıkılması sonrasında oluştu. Bizim genç Cumhuriyetimizin geçmişine baktığımızda görüp hissettiklerimizle, İsrail'in 84 yaşındaki cumhurbaşkanının kendi ömür çizgisinde yaşananlara bakarak hissettikleri arasında benzerlikler bulmak hayli zor.

 

Toprak arayışındaki bir milletin sonunda itiş-kakış yerleştiği toprakları eski sahiplerine çok görmesine 'Filistin sorunu' dendiğini biliyoruz. Osmanlı sonrası Ortadoğu coğrafyasında İngiliz işgali altına düşmüş 'Filistin' adıyla bir yerleşim yeri vardı, ama 'İsrail' diye bir devlet ufukta görünmüyordu. 2007 yılındayız, aynı coğrafyada 'İsrail' adıyla bir devlet var ve 'Filistinliler' de varolduğu halde bir 'Filistin Devleti' yok...

 

Bunu sağlayacak yolun savaştan geçtiğine inanıldı çok uzun bir süre; 1948, 1967, 1973 savaşları o inanışın sonucudur. Şimdi ise aynı sonuca erişmek için 'barış' yolu deneniyor; ancak tam beş kişiye (Menachem Begin ve Enver Sedat 1978 ile Şimon Peres, İzak Rabin ve Yaser Arafat 1994) sadece o yolda yürüdükleri için 'Nobel Barış Ödülü' verildiği halde barışa en uzak noktada duran yine 'Filistin sorunu'...

 

Savaşla sağlanamayan barışla da olmuyorsa ne yapmak gerekiyor?

İsrail'in bu soruya verdiği cevabın ne olduğunu biliyoruz: Kendisine münasip gördüğü yerlerin etrafına üzerinde kuş uçmayacak biçimde kalın duvarlar örüyor İsrail ve geri kalan toprakları -ne yaparlarsa yapsınlar diye- Filistinlilere bırakıyor. Kalın duvarlarla parçalanan yalnızca köyler, aileler değil, aynı zamanda uygarlık da bu haksız ve tek taraflı yeni uygulamayla parçalanıyor.

Filistin tarafı karşı karşıya kalınan tabloyu görüyor, ama ne yapacağını tam bilemiyor. Batı Şeria'da yaşayanlar umutlarını hâlâ 'barış' sözcüğüne bağlamış görünüyorlar, siyasetle sonuç alma yollarını sürdürüyorlar; Gazze ise barışı kirletilmiş bir sözcük biliyor ve siyasetin çözüm üretemeyeceğine inanıyor. İkiye bölünmüşlük görüntüsü Filistin'de çözümsüzlüğü katmerleştiriyor.

Yalnız İsrail'in duvarı parçalamıyor Filistinlileri, kendilerinin ördüğü görünmeyen duvarlar daha yakıcı...

 

Çözüm bulunmuş oldu mu böylece? Bu soruya iki tarafın da “Evet” cevabını vermesi mümkün değil. Filistin sorununa 'kalıcı' ve hemen herkesi bir biçimde tatmin edecek bir çözüm yolu bulunamazsa, sadece İsrail-Filistin coğrafyasında değil bütün dünyada kimse rahat yüzü göremez, görmeyecektir. Dünyanın bu en köklü sorununa mutlaka âdil ve kalıcı bir çözüm bulunması şart.

 

Türkiye bir süreden beri kendi çapını da zorlayarak âdil ve kalıcı çözüm arayışına katkıda bulunmaya çabalıyor. Yalnız devlet olarak değil sivil toplum olarak da. Bölgede giderek artan ağırlığını, her ülkeyle yakınlığını, Filistin'e tarihsel bağlarını bu sorunun çözümü için kullanıyor Türkiye. En somut öneriler Türkiye'den çıkıyor.

Filistin ve İsrail devlet başkanlarının Ankara'ya gelişleri bu sürecin bir parçası. Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad ile Suudi Arabistan Kralı Abdullah da yakın zaman önce Ankara'da ağırlandılar; Dışişleri Bakanı Ali Babacan bölgeyi bütünüyle gezdi. Bu ay içerisinde Annapolis'te yapılması planlanan zirve öncesi dengeleri eşitlemek ve çözüm arayışına katkıda bulunmak üzere sarf ediliyor bütün bu gayretler...

 

Şimon Peres, 1994 Nobel Barış Ödülü'nü alırken yaptığı konuşmada, “İlk gençliğimden beri insanın kendi hayat çizgisini planlamasının şart olduğunu bildiğim kadar, gideceği istikametle ilgili sürekli rüya görmesinin gerekliliğini de bilirim. Yaşadığı yıllar kadar kendini ihtiyar hissetse de, rüyaları kadar da gençtir insan... Biyoloji yasaları kanlı canlı arzular için geçerli değildir” demişti.

Filistinlilerin de rüya görmeye ve huzur içinde yaşlanmaya hakları olduğunu bütün dünya anlamalı...

 

FEHMİ KORU -Yeni Şafak