Eskimez MTTB'li, Akıncı Bey'i Nevzat Arabacı kimdir? İşte kendi anlatımıyla hayatı

Eskimez MTTB'li, Akıncı Bey'i Nevzat Arabacı kimdir? İşte kendi anlatımıyla hayatı

Yakalandığı koronavirüs nedeniyle Hakk'a yürüyen eskimez MTTB'li, Akıncı Bey'i Nevzat Arabacı 'Nevzat Arabacı kimdir?' sorusunun cevabını, kendi kaleminden şöyle vermişti:

Konyalıların çok sevdiği isimlerden Nevzat Arabacı koronavirüse yenildi. Merhumun cenazesi bugün ikindi namazını müteakiben Namazgahta kılınacak cenaze namazının ardından, Musalla Mezarlığına defnedilecek. 

'Nevzat Arabacı kimdir?' Eskimez MTTB'li, Akıncı Bey'i Nevzat Arabacı, bu sorunun cevabını, kendi kaleminden şöyle vermişti:

"Sivas'ın Divriği ilçesinde 1947 yılında fakir bir ailede dünyaya geldim (1978 yılında milletvekili olmak için bir yaş büyüttüm 1946 oldu) dört kardeşiz. İlkokulu ve ortaokulu ilçede okudum ilçemizde lise olmadığı için ilçenin varlıklı ailelerin çocukları, Sivas'a veya başka vilayetlere liseyi yatılı okumak üzere giderlerdi. Ben bu imkândan mahrum olduğum için, İstanbul'da ikamet eden halamın yanına gittim. İstanbul Ortaköy’de, Kabataş Erkek lisesine gecikmeli olarak kaydoldum. Lise biri Kabataş'ta okudum, halamın vefat etmesi üzerine, ikinci sınıfı devlet demiryolu adına yatılı olarak Erzurum Lisesi'nde okumaya başladım, Erzurum Lisesinde ilk başladığım sıralarda derslerime güzel çalışıyor iyi bir öğrenciydim fakat bir gün sabah mütalaasında geç geldim. Bana sordular “niye geç geldin?” diye. "Sabah namazını kıldım geciktim" dedim. Beni şikâyet ettiler, sabahleyin müdür baş muavininin odasında 3-5 öğretmen beni aralarına aldılar, niye geç geldin “namaz kıldım” dedim.

O an beni dövmeye başladılar Ama öyle bir dövme ki, biri vurdu birine verdi, biri vurdu diğerine verdi. Ağzımdan burnumdan kanlar akıyor, 16 veya 17 yaşındayım niye dövüyorlar, neden dövüldüğümü o günkü şartlarda hiç anlayamadım, ileri ki yıllarda üniversite de olgunlaştığım zaman onların, beni sadece sabah namazından dolayı dövdüklerini beni irticacı, gerici kabul ettiklerini anladım. Çünkü o kadar dövülmem için hiçbir sebep yoktu. Edebiyat öğretmenimiz Saniye Hanım, geldi, Allah rahmet etsin.

Beni onların elinden sanki bir sevgili anne çocuğunun kurtarır gibi onlardan aldı. Ama burnum ağzım kırık ve bir gün sonra mı, öğlen vakti mi bilmiyorum okul müdürü beni çağırdı. Okul müdürünün lakabı da vardı. Lakabına uygun adamdı, lakabını söylemeyeyim. O da beni odasında temiz bir şekilde dövdü. Okulun lojmanda oturuyordu, babası da sakallı bir adamdı. Ama Anadolu'dan yeni gelmişim, bir öğretmenin dinsiz ateist olduğunu İslam düşmanı olduğunu bilmiyorum, aklıma bile gelmiyor öyle bir şey de düşünmüyorum. Fakat bu dövmeden sonra artık okuldan soğumuştum, böyle bir muamele hiç görmemiştim. Bir gün, Fransızca dersinde dövenlerin başındaki öğretmen, derse geldi. “Kitapları çıkar lan” dedi, “çıkarmıyorum” dedim. “Dışarı çık” dedi, “sen de gel dışarı” dedim, dışarı çıktık, kapıştık.

Ben biraz İstanbul'da boks yapmıştım ve duvara çarptım. İri yarıydı. İşler karıştı, o günden sonra tekrar dövmeye başladılar, Ben dersleri tamamen bırakmıştım artık ders çalışmıyor, mütalaada oturuyor gürültü yapıyordum. Okuldan atsınlar istiyordum. Lala Paşa Camiye gidiyorum orada medresede İmdat Kaya ile oturuyordum. Onu dinliyordum. Sinemalara gidiyorum beni çağırıyorlar neredeydin, gittiğim yeri olduğu gibi söylüyorum bazen bana kimler de var diye soruyorlar, siz bulun diyordum. Onları asla söylemiyorum, ama artık okuldayım ama okulda değilim. Babama yazıyorum “Beni buradan al” babam fakir adam, Devlet Demir Yollarının adına okuyorum. Artık dersleri bıraktım yalnız Saniye Hanım'ın dersine şöyle böyle çalışıyorum utancımdan hürmetimden dolayı diğer derse bir gelmiş sıfır gelmiş aldırmıyorum. Okuldan atsınlar diye her şeyi yaptım ama beni okuldan atmadılar. Biz okulun arka tarafında artık işe yaramaz anarşist öğrencilerden olmuştuk. O sene öyle geçti, tabii sınıfta kaldık.

Divriği'ye geldim. Babam dedi ki tayini mi alayım Sivas'a tayin istedi. Sivas'a geldik, yabancı bir yer tanımadığımız bir kültür, farklı yaşantı var orada. Okula başladım okuyorum güzel okuyordum ikinci sınıfı geçtim 3. sınıfta felsefe öğretmeni geldi, "Allah yok peygamber yok" diyor. Onunla çatıştık. Karadenizli astronomi hocası ve tarihçi ile çalıştık, pislik adamlardı bunlar. Yine adımız serseri oldu. Eğitim Enstitüsüne müracaat ettik, koca okuldan üç kişiye sınav hakkı verilmedi, bunlardan biri de benim. Tarih, astronomi ve Fransızca'da bir yıl beklemeye kaldım bir sene gezdim bana dediler ki sen bu okuldan artık mezun olamazsın. Biz burada olduğumuz müddetçe. Gittim Pertevniyal Lisesinden mezun oldum, geldim. Diplomayı Sivas'tan aldım. Liseden sonra okumamaya karar verdim çünkü biz o zamanlar liseyi bitirelim askerliği subay olarak yapalım diyorduk. Bu niyetle okuyorduk, hayatta bize yön gösterenimiz yoktu. Öğretmenlerimizle talebeleri arasında muazzam bir açı vardı, öğretmenin yanına gidemezsin öğretmene derdini anlatamazsın. Yüzde doksanı zaten karşımıza geçer oruç yerler, öğretmenler için oruç tutmak ayıp bir şey.

Babamın çalıştığı demir yolunda soba hane atölyesinde işe başladım bir sene çalıştım güzelce soba yapıyordum. Sonra okumaya karar verdim. Babam, oğlum benim param yok, nasıl okuyacaksın dedi. Ve o sene sınava girdim, felsefe öğretmenime olan kızgınlığımdan, felsefeyi kazandım. O zamanlar felsefe yüksek puan ile alıyordu. İstanbul Edebiyat Fakültesi gece felsefe bölümüne kayıt oldum. O sene gece bölüm açılmıştı, sonra kapatıldı.

İstanbul'a gittim nerede kalacağım, halam da ölmüş. Sivas talebe yurdunda kalıyorum. Yani bir arkadaş paralı kalıyorsa bir arkadaş yanında aynı yatakta yatıyoruz. İş arıyorum petrix pil fabrikasında işçi olarak işe başladım. Bu arada haftada 77 lira para alıyorum. Büyük para yurda kaydımı yaptırdım. Öyle bir gün geldi ki, geceler derstesin, gündüz iştesin, prese sağ işaret parmağını kaptırdım kopardım. Samatya Hastanesi'ne gittim tedaviye başladılar. 2-3 ay İzin verdiler ve bu arada yine iş aramaya başladım. Okmeydanı'nda bir iş yerine yazıhaneye bakma görevi buldum. Orada işe başladım, orada 6-7 ay çalışınca Karköyde bir muhasebecinin yanında hemşehrim ve arkadaşım çalışıyordu, o okulu bitirdiği için, beni çalıştığı yere işe koydu. Okulu bitirinceye kadar Karaköy Necatibey'de muhasebede çalıştım ve felsefeye devam ederken artık yıl 1967-68, 69 yıllarında Türkiye genelinde sol-sağ yani Marksist, Sosyalist, komünist gençlerle, Vatan, millet bayrak din, iman diyen nesil mücadelesi başladı.

Okulumuzdaki profesörlerin, Tarih, Edebiyat, Arap Fars bölümünde birkaç hoca hariç, hemen hemen ekserisi sol öğrencileri tutuyor onlarla beraber hareket ediyor onlarla beraber yürüyüş yapıyordu. Çünkü bizim zamanımızda üniversiteye polis giremez, profesörlerin milletvekilleri gibi dokunulmazlığı vardı. Kimse onlara bir şey diyemez sınıflarda sürekli marksizimden bahsedilir, işçi maaşları söylenir, yürüyüşler yapılır, orak çekiç bayrakları asılır ve Allah'a, peygambere, Türk'e dine, tarihe, Fatih'e Yavuz'la da dalga geçilir, Çanakkale'dekiler için, zavallı çocuklar, patronlar için ölmüş derlerdi.

68'de ilk defa Anadolu'da orta sınıfın, işçi sınıfının, memur sınıfının çocukları üniversiteye çoğunlukla girmişti. Komünistlerin tahrikinden dolayı içimizdeki bayrak, vatan, iman duygumuz harekete geçti ama bir şey yapamıyoruz. Bunlar çok örgütlü bizi nerede tutsalar ağzımızı burnumuzu kırıyorlar, okula giderken sanki karakola gider gibi korku içinde gidiyorduk, bize sahip olan da yoktu. İstanbul'un bütün yurtları onların elindeydi. Bir yürüyüş yaptıkları zaman, Sokaklar dolar bütün Türkiye üniversitelerinde Durum bundan da farklı değildi. Kendi aramızda kavgalar olurken, Cumhuriyet Gazetesi, Akşam Gazetesi gibi gazeteler, "Bunlar nereden çıktı, bunlar kim, bunlar kim yetiştiriyor?" diye başlıklar atıyordu.

Ankara'dan bir ses geldi, "Onları ben yetiştiriyorum. Onlar benim adamlarım" diyen Fevzi Çakmak resmiyle 7 - 8 kişiyle birlikte Kızılay'da yürüyen Adana Bağımsız Milletvekili Alparslan Türkeş çıktı. Herkes Başbuğ Türkeş diyordu. İstanbul'a gelir, her yurttan birer temsilci giderdik, bize şunu söylerdi, "son kalemiz Anadolu'dur burayı Komünistlere teslim etmeyeceğiz" bizi örgütlüyor, Artık bizler gruplar halinde üniversitelerde kendinize güvenerek gidiyorduk, o zaman sağda ki, gençlik arasında bir bütünlük vardı.

Bunun Merkezi Milli Türk Talebe Birliği ve bunun gibi milliyetçi gençlik dernekleriydi. Ben Sivas talebe yurdunda kalıyordum karşımıza site talebe yurdu var, %90 marksistlerin hakim olduğu bir yurt. Bir gün orada kavga oldu, yardıma gidiyoruz bir delikanlı ismini unuttum 14 yerinden bıçaklanmış etrafında bir sürü insan ona vuruyorlar elinde değnek "Ben müslümanım, Türk'üm ölürüm dönmem" diyordu. Yaralı haliyle onlardan yüzlercesini kovalıyordu. Onların faşist dedikleri bu gençlerdi, ben de bunlardan biriydim. Başbuğ, bütün yurtlara hakim olmamızı söyledi, kadırga yurdu hariç, hemen hemen her tarafta hakim olmuştuk, Ben de Sivas yurdunu iki günlük kanlı mücadeleden sonra ele geçirmiştim, öncü bendim. Hikayesi uzun bu olayın.

Artık okullara gidebiliyorduk derslerimize girebiliyorduk. Benim fakültede çok temiz bir arkadaşım vardı. Yusuf İmamoğlu. Bursalı fizik olarak çok güzel, en güzel ahlaklı, öncü arkadaşlarımızdan biri. Bir gün fakülteye geldim, "Kahrolsun faşistler, Kahrolsun faşistler! devrimci arkaşımızı öldürdü" diye slogan atıyorlardı. Neyse onlar Yusuf'u kütüphanede vurmuşlar 2 saat içeride Yusuf ölümle pençeleşmiş, sonra kaçıp gittiler, biz Yusuf'un cenazesini aldık. Alparslan Türkeş gelmiş, Marmara sinemasında konuşma yapıyordu hiç unutmadım şu sözünü "bir dava uğruna ölen varsa o dava kazanılmıştır gençler. Bu yurt Müslüman Türklerin Yurdu dur, öleceğiz ama komünistlere vermeyeceğiz başımız sağ olsun" demişti.

Ama öyle içten gür sesiyle söyledi ki sanki Türkeş'in gözünden yaş geliyor gibiydi, hepimiz ağlıyorduk. Çünkü Yusuf İmamoğlu lider bir arkadaşımızdı.

1971'de ihtilali oldu. Öğretmen olup Konya/Kulu lisesine öğretmen oldum. Okuldan içeri girdim daha elimde bavulum var. Baktım okul salonunda 15 yaşında bir çocuk 3 öğretmen dövüyor. İlk defa öğretmen oluyoruz. Çocuğa sordum evladım bu nedir? "Ben milliyetçiyim ülkücüyüm de beni bunun için dövüyorlar" dedi. Ben de çocuğun yanında öğretmenler ile mücadeleye başladım aynen üniversitedeki gibi. Ve gücüm yetti her birini bir tarafa attım. Orta boylu bir adam çıktı geldi. Ne oluyor? Kimsin sen? öğretmenim dedim. Hoş geldin. Bu adam müdürmüş meğer. Okulda mücadele başladı. 3 arkadaşız. din dersi öğretmeni İlhan Bey, edebiyat öğretmeni Mustafa Kemal Kayra, başka yok. Kaymakam ise Erol Çakır, solculara beraber, bir ara İstanbul valisi oldu.

Çok kısa zamanda okula hakim olduk, hakim olunca baktılar ki olmuyor Konya'ya sürgün ettiler Çünkü Konya Valisi İhsan Tekin solcu. Konya Gazi Lisesi başladım görevime. Orada da bir müddet tuttular, baktılar ki bu adam onlara yaramaz. Beni merkez imam hatibe verdiler. İmam hatipte talebe bir öğretmenin karşısında titriyor. Talebeyi şakır şakır dövüyorlar. % 5 namaz kılma oranını %90 çıkardım. Burada da mücadelede! Karşımızda çoğunluğu zalim olan meslek dersleri öğretmenleri vardı. Mücadele başladı.

MTTB Birliğini kurduk Konya'da. Öğrenciler akın akın gidiyor, okul müdürü ilahiyatçı bizi Atatürk düşmanı diye mahkemeye verdi. Tezgah içinde tezgah kurdular ama MTTB çığ gibi büyüdü.1973 Milli Selamet Partisi kurulmuştu. Erbakan Hoca ile tanıştım. Hocayı sevdim hoca ile birlikte oldum ve Hocanın yanında siyasi mücadeleye başladım gençleri ben selametçi yapıyordum 1967 - 1973 kadar da İslâm nizamını savunuyorum,1973 Erbakan hocanın selamet Partisi Konya Karapınar'da bir mitingde hocaya saldırdılar. Ben de saldıranları dövdüm. Beni karakola götürdüler öğretmenlikten açığa aldılar. Açığa alınınca 3/2 maaş almam gerekiyormuş ama bizlerden bunu bilen adamlarımız olmadığı için maaşımı kestiler. Mahkememiz devam ettiği müddetçe. Mahkemeden beraat ettim. Tekrar Konya İmam Hatip geri döndüm, birikmiş paramı verdiler o parayla evlendim. MTTB çalışmalarına hızla devam ediyordum. Bu sefer de beni tuttular O günkü adıyla Maarif Koleji Amerikalıların ders verdiği okul sonradan Anadolu Lisesi'ne çevrilen okula verdiler. İlk defa böyle bir okula gidiyordum, okula girdim öğretmenler odasında Ecevit'in resmi asılı. Ben, kapıdan girerken öğretmenlerin hepsine birden dedim ki, "Ben Müslümanım İslamı savunurum öğretmen odasında bulunduğu müddetçe İslam'a Kur'an'a ters bir şey söylerseniz hepinize kavga ederim bunun dışında ben çok iyi adamım" dedim. Baştan söyledim. Öğretmenler odasına girdiğim zaman asla din aleyhinde konuşamazlardı. Ben de elimde marksın kitabını okurdum. Okulda bir ben varım bir de edebiyat öğretmeni var başka yok.

Ben mücadeleye başladığım zamanlar bakan olan Töbder Başkanı Fikret Ünlü ve arkadaşları okula % 100 hakimler. Okulda 1979'a kadar çok büyük mücadeleler verdim, öğrencileri üzerime saldırıp kafamı kırmaları mı derste yumrukla üzerime gelmeleri mi. Hepsini yendim. 1979'da iktidara Ecevit gelince görünen lüzum üzerine, beni Konya Bozkır Lisesine atadılar. Bizim okuldaki İngilizce öğretmenini de Milli Eğitim Müdürü yaptılar gittim ona bir dilekçe verdim, ben mesleğimde güçlü bir insanım, Konya'da ne kadar felsefe öğretmeniz varsa, bir komisyonun önünde onlarla tartışalım Böyle bir usulümüz yoktur dediler. Bozkırda gittim evi götürmedim. Bozkır o zamanlar solun kalesi. Bozkır'da Töbder Başkanı okul müdürü, Hacıbektaşlı adam da müdür baş muavini, örgüt okula taşınmış. Bozkır'da ÇAD diye bir yer var. Solun merkezi, bir olay oldu mu, gelip okulu işgal ediyorlar. 'bizler, okulda birkaç öğretmeniz bir de yiğit beden öğretmeniz var. Yine mücadelemizi yapıyoruz, öyle ki öğrenci gelip yakamızı tutuyor, delikanlılık var bende bir şey yapamıyorlar, okul müdürüne gidiyorsun bir şey yok, olur mu, öyle diyor. Bir gün baktım okulda bütün sınıflar birbirine girmiş okulda kavga gürültü patırtı, hemen dersten çıktım tecrübeli olduğum için. Öğrencilere durun dedim durdular, hedef okul müdürü ve müdür muavinidir dedim. Ülkücü ve akıncı çocuklar bunlar. o arada öğrencinin biri bana bir kafa atar gibi oldu, ben de ayağımı müdür muavininin karnına tekmeyi bastım, elinde sopa ile birisi merdivenden iniyordu. Üst kattan üzerine atladım, Nadir diye bir çocuk hocam Ben sizdenim dedi. Ben öyle yapınca bizim gençler, galip gelmeye başladılar, hemen Jandarma ve kaymakam geldi. İkisi de solcu. Kaymakam bize, "ne oldu niçin Oldu" diye soruyor sanki bilmiyordu. Hocam nasıl oldu dedi bana. "Ben genellikle derslerden geç çıkarım dedim çıktığımda okul birbirine girmiş bütün çocuklar da kavga ediyordu. Aynı kendimi kavganın içinde buldum bir öğrenci bana kafa attı. Ben de ayağımı sallarken Bu arada müdür muavini dokundu özür diliyorum arkadaştan. Neyse bir şey bulamadılar, aradan bir hafta geçti bir müfettiş geldi, dersime girdi öyle konuşuyor ki ben ders anlatırken hocam biraz da ben konuşayım dedi. Öyle konuşuyor ki Allah, Vatan, peygamber zannettim ki dürüst adam, Necip Fazıl bize şey söylemişti. "evladım hiç unutma dost önemli değil. düşmanı tanı. dost zaten dostluğunu yapar" . ben de öyle dedim, bu adam dost ise, dostluğunu yapar. Neyse adam benim nabzına göre konuşuyormuş, tekrar ifademi aynı şekilde verdim baktılar olmuyor tutturamıyorlar.

Mart ayında benim tayinimi çıkardılar. Kararname yanlışlıkla edebiyat öğretmeni olarak gelince, düzeltilip tekrar gidip gelinceye kadar tayinimi Mayıs ayını buldu. Benden not defterini istediler vermedim, Bekçi gönderdiler yine vermedim, Çünkü onların derdi, orada vatanperver gençler çoğunluğu ülkücü çocukları sınıfta bırakmak son ana kadar vermedim. Tekirdağ Namık Kemal lisesine gittim. Bayan müdür bana dedi ki, hocam derste siyasi konuşmayalım. hocam dedim ben hayatta hiçbir derste siyasi konuşmam. Ben felsefe öğretmeniyim. İslam'ı hayat nizamı seçmişim, İslam'ın dışındaki bütün yollara da inanmam dedim, kadın bizde İslâm severiz gibi laflar etti. ben, bak ne güzel bayansın dedim, denize gitmişsin, yanmışsın çok güzel olmuşsun bu hal yakışmış sana dedim. kadın bozuldu. Tamam hocam dedi. Evet benim görüşü budur, zaten buraya da bunun için geldim dedim 5-10 gün sonra beni çağırdı. Hocam gereken lüzum üzerine sizi Tekirdağ Saray lisesine gönderiyoruz dedi. evi götürmüyorum zaten. Tekirdağ Saray'a geldik tabii buralar Anadolu'daki kasabalara benzemiyor. genellikle değişik bir yaşantısı olan toplum, halkı Müslüman. liseye gittim, müdür hoşgeldin o da aynı laflar söyledi.aynı cevapları verdim kendisine. Bir hafta sonra beni çağırdılar hocam burada ihtiyaç kalmadı sizi Tekirdağ Çorlu Lisesi'ne gönderiyoruz dediler. Tekirdağ Çorlu Lisesi'ne gittim. Orada Abdullah diye bir müdür var, O müdür zannediyorum Demirel'in Partisinden. Ama çok akıllı zeki ve uyanık. Adam bana dedi ki hocam sizin buraya niye geldiğinizi neden sürgün olduğunuzu biliyorum. Ben size güveniyorum buranın ortamı böyledir, dikkat et hocam olur mu? hocam dedim ben zaten siyasi konuşmam dedim. orada başladım. Bir de baktım okulda bir felsefeci daha var o da bizim fakülteden marksit bir bayan ama çok militan bir kadın. okuldan tanıyorum Beni tanıdı karşılıklı oturuyoruz. derse girdim mdr öyle bir güzel ayarlamış ki girdiğim sınıflarda

üç beş erkekler diğerleri hepsi kız öğrenci, bir bayan hocanın sınıfında da üç beş kız öğrenci diğerleri hepsi erkek öğrenci. Mücadele edeceğim ama okulu tanımıyorum talebeyi tanımıyorum. bir Davette Gümüşpala'ının oğluna rastladım. Ona dedim ki ben felsefe öğretmeniyim, okulda durum bundan ibaret. Ben çalışmak istiyorum ama öğrencileri tanımıyorum bana yardım eder misin? Tabi hocam dedi.Ben otelde kalıyordum o zaman, kızı Hülya'yı çağırdı bugünden sonra hocan ne derse onu yap hocana yardım et.kızı tamam hocam dedi. işte o arada çalışma yapacaktım 1. Dönem bitti, iki dönemde de tekrar bakanlıktan bir tanıdık vasıtasıyla Konya Anadolu lisesine geri döndüm. Derslere başladım. Aynı zamanda Akıncılar Derneği başkanlığını yürütüyordum, Ben daima sağ milliyetçi, vatanperver olan yani ülkücü çocukları selameti gençleri , akıncıları ortaklaşa korurum ayırım yapmazdım. karşı tarafın da notunu kırmazdım. Bana yumruk atan öğrencilerin de asla notunu kırmazdım . Geldiğim okulda öğretmenler kadrosunda büyük değişiklik olmuştu. Sol öğretmenlerin gücü fazla değildi. Ortam güzel gidiyordu. 1980 Eylül'e kadar güzel gitti. Eylül'de İstiklal Marşı hadisesinden sonra ben kaçtım, Adana'ya gidecektim o gece gece yola çıktım. Karaman'a geldiğimde askerin her tarafı sardığını gördüm, arabadan indim. tecrübem olduğu için askere ihtilal mi oldu dedim Evet ihtilal oldu. Dedi baktım işler karışık aranıyorum da, yapacak bir şey yok Siz nereye gidiyorsun dediler, Biz Karaman'da eve gidiyoruz dedim. Müsade ettiler, bizim minibüsümüzü bıraktılar , gece sokaklarda hiç kimse yok . Selam veriyorlar bizi kendilerinden zannettiler, orada din dersi öğretmeni arkadaşım vardı Ziya. vefat etti. Onun evini buldum.Benim arkadaşlar Konya'ya döndüler Ben evde kaldım 3 gün televizyonları seyrediyorum, Türkeş yakalanmadı. Sonra gidip teslim oldu. Kenan Evren konuşuyor Ben seyrediyorum, tabi Ben aranıyorum Konya'da yokum. Bir gün kayınpeder geldi Oğlum Konya'ya gel de Konya'da olayları yerinden takip edelim dedi, Konya geldim kayınbabamın arkadaşlarından her gün birinin evinde kalıyordum, gazetelerde sürekli Nevzat Arabacı yakalanmadı diye yazıyordu. 10-15 gün geçti zannediyorum. baktılar olmuyor bir gün kayın babam haber göndermiş gitsin teslim olsun diye. Çünkü eve gelmişler hamile hanımımı götürecekler o zaman götürüyorlardı. kayınpeder de götüremezsiniz beni götürün demiş, ben Emniyete gittim emniyette kayınpederle karşılaştık, aradığımızı bulduk dediler, O gün kayın babama "Benim iradem bunların elinde artık ne zaman bırakırlarsa sana gelirim" dedim. beni aldılar yukarı götürdüler Emniyet Müdürü olan o adam da, insan olmanın dışında herşey var. Bana sordu "Sen vatan düşmanı mısın? Hayır . sen bayrak düşman mısın? Hayır. sen İstiklal Marşı'mızın düşmanımın? Hayır. hiçbirinin düşmanı değilim. Öyleyse niye oturdun? siyaset meydanında istiklal marşının söylenmesine karşıyım bundan diye oturdum" dedim. birkaç gün karakola tuttular ama dövmediler. Zaten beni tanıyorlardı, dışarıdan bana bir mektup gönderseler adres emniyet yazsalar o mektup beni kesin bulurdu, onlar beni çok iyi tanıyorlardı. Sonra askeri yer olan uçaksavar gönderdiler oraya gece 2'de geldim. girdim ki orada 15, 16, 17, 18yaşında çocuklar var. Ülkücüler, Akıncılar , Komünistler. az sayıda mafyadan adamlar , onlara kimse bakmıyor. orada çok acı bir olay yaşadım. Konya'ya ve Türkiye'nin en büyük hafızlarından çok hürmet ettiğimiz büyük mücadele adamı Hasan Hüseyin Varol hocamı gözleri bağlı götürüyorlar arkadaşlar edim hocamı götürüyorlar görüyorsunuz arkasında namaz kıldığımız, Kur'an'ını dinlediğimiz bir insanı götürüyorlar bir şey yapamadığım için ağlıyorum elimden bir şey gelmiyor Ne yapacağız acizsin. Zavallı kundaktaki bir çocuğun babasını gözünün önünde öldürdükleri zamanki hali yaşıyorsun o acıyı hiçbir zaman unutamam. Hoca'dan sonra beni aldılar. Bana sordular. Milli Görüş nedir? anlatıyorum adamlarda bilgi yok. orada pek fazla bir şey yapmadılar. Yalnız bana birisi dedi ki benim oğlumu sen şeriatçı yaptın sana göstereceğiz, sesleri tanıyorum ama çgözüm kapalı. Orada ifadem bitti bir gün sona Nevzat Arabacı hazırlan gidiyoruz nereye? Mimar Sinana Mimar Sinan bunların işkence yeri. Mimar Sinan'a gittik Kapıda bekliyorum astsubay bana soruyor. Hainsin diyor. Ben değilim diyorum. Neyse girdik içeri baktım ki orada bir sürü insan var tanıdığımız arkadaşlar var komünistlerden gelmiş silah kaçakçılığından gelmiş. Bir gün beni ifadeye çağırdılar galiba ikindi vaktiydi ifadeye gittik ifadede ağır hakaretler bıraktılar geri geldim yarıntesi gün, ikindi vakti tekrar ifadeye çağırdılar bana yapmadıkları şey kalmadı o gün ikindi vakti gittim. askere dedim ki ben burada 2 saat mi kaldım. yok dedi. dün İkindi geldin bugün İkindi çıkıyorsun. 35 gün sonra mahkemeye gittik ayaklarımı Hakime gösterdim Hakim Bey yazamadı. 11 ay orada yatıktan sonra bizi Akıncılar genel merkez davasından Mamak'a sevk ettiler. Saçlarımızı kesiyorlar ellerinde bir makine asker öyle bir kesiyor ki, Öldürseler daha iyi. bir saç tıraşında cehennem azabını yaşadık. Sonra kafes koydular bizi.adamlar şakır şakır elimize copla vuruyor kuzu kuzu bir şey diyemiyoruz. bu kafes 15 gün kalanlar var bi z galiba 12 saat kaldık, tam 12 saat bize bir bir sene gibi geldi ama dayandık. sonra koğuşlara gideceğiz askeri arabalarla 300 metrelik mesafeyi bir saatte gidiyoruz. niye içeride askerler bizi terbiye diyorlar. terbiye safhasından geçtik, içeri girdik tekrar arama odaya geçtik, yine aranıyoruz subayın biri bana necisiniz dedi. AKINCIYIZ dedim, adam başladı küfür etmeye. içeri girdik bize sordular, sağcı mısınız solcu musunuz. Biz ne sağcıyız, ne solcuyuz dedik. 5 kişi ayrı yere koydular. gördük ki ayakta namaz kılan yok. Herkes oturduğu yerde kalıyor, bekleyelim dedik. Bekledik bir arkadaşımız namazı ayakta kıldı, ses çıkmadı. Sonra toplu olarak namaz kılmaya başladık. Sonra Ülkücüler, Allah razı olsun Başbuğ Türkeş hapishanede namazlarınızı kılın diye emir göndermiş kafile kafile namaz kılmaya başladılar. Sol çocukları analiz yaptım, yüzde sekseninin alevi ailelerin çocukları olduğunu gördüm. Fakat orada da örgütlü bilinçli çalışıyorlardı. Olan birkaç olay var. Bunlardan birisi Muhammed diye solcu gençlerden birine gel peygamber, git peygamber diyorlar. Hiç kimse karışmıyor.. Ben de "bir daha buna peygamber diyemezsiniz" dedim. "5 kişiyiz burada ölürüz olay çıkar" dedim. Solcular bizi mahkemeye çağırdılar, ben gittim onlara şunu söyledim "Ben Marks'a Lenin'e kendi aramızda sizin kulağınızın duymayacağı şekilde hakaret etsek bir şey olur mu?" olmaz dediler. "Siz de bizim kulağımızın duymadığı şekilde Allah'a peygambere ne söylerseniz söyleyin ama benim kulağım duyduğunda, eylem yaparım"dedim. Onlar oturdular karar aldılar" Akıncıların dediği gibi bundan sonra bir daha peygamber denmeyecektir" dediler ve gerçekten demediler. 24 ayı tamamladık Özal geldi iktidara, 163, 142,142 maddeleri kaldırınca biz de kurtardık, mahkemeler bitti sonra, Ankara Mehmet Akif Ersoy Lisesi'nde çalıştım 1996'da emekli oldum. Şule Dershanesi, Oğuz Dershanesi, Muradiye Dershanesinde mantık felsefe dersine girdim. Çünkü o yıllarda Ankara'da mantık dersi dersinden hemen hemen söz sahibi olan öğretmenlerdendim.

1997'de Ankara'da tekrarla Akıncılar Derneği diye bir dernek kurdum. Derneği büyütemedim. Konya'ya geldim. Konya'da geldikten sonra dershanede ve Özel Ekol lisesinde çalıştım. Siyasi hayata Başbuğ ile başladım, Erbakan hocamla devam ettim. Erbakan ve Türkeş'in birleşmesinde Ankara'da çok yoğun çalışmalarım oldu. Ondan memnunum çünkü eğer o birleşme olmasaydı bu günlere gelemezdik. Muhsin Yazıcıoğlu'nu destekledim, Özal' desteklemedim. Tayyip beyi destekledim ve MHP ile birleşmesini savundum hala da savunuyorum. Geleceği bunların çok şuurlu birliğinde görüyorum.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum