Ertuğrul Özkök BOŞUNA bekler
Bu zihniyette olanların Başbakanı gidip kadeh kaldıracak.. Olabilir mi?..
Hürriyet Gazetesi yazarı Bekir Coşkun, meslektaşı Ertuğrul Özkök'ün 'LÜTFEN BİR KADEH SAYIN BAŞBAKANIM' başlıklı yazısına atıfta bulundu.
ERTUĞRUL ÖZKÖK BOŞUNA BEKLEYECEK
Ertuğrul Özkök’ün Başbakan’ın hanımını da yanına alarak bir gün bir restorana gidip yan masadakilere "Sağlığınıza..." diye kadeh kaldırmasını öneren "Lütfen bir kadeh" başlıklı yazısını durmadan okuyorum. Tam gözümü ayırıyorum ki "Okudun mu?" diye bir telefon geliyor. Başlıyorum okumaya... (.........) İyi fikir aslında. Ertuğrul Özkök, içki yerine portakal suyu önerse de, bence Başbakan’ın "tesettür gettolarından" daha iyi çıkması için, içine biraz bir şey de koymalı. Maksat memleket kurtulsun. Düşünebiliyor musunuz; Başbakan şef garsona "yanına kavun-peynir" dedikten bir süre sonra, supaplı şişenin dibine vururken "Minareler süngümüz, camiler kışla..." şiiri yerine Neyzen’den okuyor: "İç bade, sev güzeli Var ise aklı şuurun..." Ve garsonlar ona uzun uzun; solistin "Lütfen bir kadeh..." şarkısını bilmediğini, aslında öyle bir şarkının da olmadığını, zaten şarkı istediği kişinin de solist değil şef garson olduğunu anlatırlar.
BU ZİHNİYETİN BAŞBAKANI..
Ama yine de kafama takılanlar var:
Birincisi: Bu arkadaşların Meclis’e büyük çoğunlukla girdikleri gün yaptıkları ilk iş, "rakı bardağına benziyor" diye su bardaklarını değiştirmek değil miydi? Yerine dibi kalın, kovamsı su bardakları koydulardı. (Ki ben o gün bu gündür ne zaman rakı bardağına benzeyen su bardağı görsem beni "hık..." tutar, muhterem karım "Bardağa öyle bakıp durma" diye uyarır...) Bu zihniyette olanların Başbakanı restorana gidip kadeh kaldıracak... Olabilir mi?..
İkincisi: İçki yasağını getiren AKP... Televizyonlarda bardaklar buzlanma yöntemi ile örtülürken, Anadolu’da bira içilecek yer kalmadı... Ankara’dan yapamadıklarını, yerel yönetimler eliyle fazlasıyla yapıyor, bunu bilmeyen var mı?..
Üçüncüsü: Önüne bardak koymak iyi fikir, ama onu ayık kafayla tutamadığınız da...
Dört: "Tesettür gettoları" sardı dört bir yanı... Tepeden tırnağa kendilerine benzettiler Türkiye’yi, geçmiş olsun... Boşuna bekleyecek Ertuğrul Özkök...
ÖZKÖK NE YAZMIŞTI?
Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, tatile çıkan Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ile ilgili haberlere köşesinde yer vermişti..
LÜTFEN BİR KADEH SAYIN BAŞBAKANIM
Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Rixos Oteli’nin balkonunda gösteren fotoğraf altında şu ifade vardı. "Başbakan şortlu görünüyor." Bir insanın tatilde şortlu görünmesinden daha normal ne olabilir? Öyleyse, Hürriyet de dahil olmak üzere gazeteler neden böyle bir tanımlama yapma ihtiyacı duyuyor? Bu basit bir yazı işleri refleksi değil. Çünkü, Türk siyasi elitinin büyük bölümünün tatil yapma alışkanlığı yoktur. Hele hele şortlu tatil yapmak hiç yoktur. Bir de şuna bakalım. Acaba bunu "alışkanlıkla" açıklamak doğru mudur? Yoksa doğru olanı şu mudur: Türk siyasi elitinin tatil yapma cesareti yoktur. Cumhurbaşkanı oluncaya kadar, Süleyman Demirel’i tatil yaparken hiç görmedik. Bülent Ecevit keza... Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 7 yıl boyunca bırakın tatil yapmayı, Türkiye’nin turistik yörelerine bir kere dahi gitmedi.
MUTLU OLDUM
Düşünün, yılda 20 milyondan fazla turistin geldiği bir ülkenin cumhurbaşkanısınız ve 7 yıl boyunca bir gün bile o bölgelere gidip, tesis sahiplerinin, çalışanlarının, turistlerin hatırını sormuyorsunuz. Samimi duygumu yazayım. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşinin bir motor yatta tatil yaptığını öğrendiğim zaman mutlu oldum. Başbakan Tayyip Erdoğan ve eşini Bodrum’da bir otel odasının balkonunda gördüğüm zaman mutlu oldum. Hele hele şortlu gördüğüm için daha da mutlu oldum. Anlamadığım şey ise tatil yaptıklarını saklamaya, gizlemeye neden ihtiyaç duydukları. Türkiye Cumhurbaşkanı, Türkiye Başbakanı ve bakanları elbette tatil yapacaklar. Denize girecekler, şort giyecekler.
ÖZAL DA TATİL YAPMIŞTI
Rahmetli Turgut Özal’dan aklımda kalan iki fotoğraf var. İkisi de Hürriyet’te yayınlandı. Bunlardan biri, Okluk Koyu’nda omzunda papağanı Cabbar ile çekilen fotoğrafıdır. Hürriyet’te onun ölüm haberini bu fotoğrafı ile vermiştik. Bana göre o günün en güzel gazetesi Hürriyet’ti.
"ARI MAYA" ÖZAL
Bir de Ankara Büromuzdan Ümit Turpçu’nun çektiği bir fotoğraf var ki, onu da çok seviyorum. Yine tatil yörelerinden birindeydi. Gazeteciler peşini bırakmış, Ümit Turpçu ise ısrarla takip etmişti. Özal ve Semra Hanım, bir yere gitmişlerdi. Rahmetli Turgut Özal, çizgili bir tişört ve altına da aynı kumaştan şort giymişti. Fotoğraf önümüze geldiğinde, "Aa Arı Maya" dedim. Arı Maya o günlerin çok sevilen bir çizgi filmin kahramanı olan arıydı. Ertesi gün o fotoğrafı manşetten yayınladık ve Arı Maya dedik. Özal o fotoğrafı çok sevmişti ve yanılmıyorsam Ümit Turpçu’dan istemişti.
KADEH KALDIRIN
Bir gün uçakla bir yere giderken Başbakan Erdoğan’a sormuştum. "Neden eşinizi alıp Boğaz’da bir restorana gitmiyorsunuz? Bir masaya oturup, elinize bir bardak alın. Hadi vişne suyu koymayın, şarap sanırlar. Ayran içmeyin rakı derler. Portakal suyu koyun kimse bir şey zannetmez. Yan masaya bir kadeh kaldırın, eminim bu ülkede çok şey değişir." Evet buna çok inanıyorum. O nedenle de hem Cumhurbaşkanı’nın hem Başbakan’ın tatil yapmasını, eskiden kapandıkları gettovari tatil yerlerinden çıkıp, Türkiye’ye karışmalarını gerçekten çok olumlu bir normalleşme işareti olarak değerlendiriyorum. Bu iki insan, eğer "Bütün Türkiye"nin cumhurbaşkanı ve başbakanı ise, "Bütün Türkiye"nin yaşadığı, tatil yaptığı, yemek yediği yerlerde görünmelidir. Demokrasi ancak bu manevi gettoların yıkılmasıyla normal sınırlarına kavuşabiliyor. Onun bunun yatına binmişler hiç ama hiç önemi yok. Herhalde üç beş günlük yat tatili uğruna memleketi satacak değiller. Ama tesettür gettolarından çıkmanın ülkeye kazandıracağı çok şey var.