Ekibi, Erdoğan’a yük oluyor
Yakın zamana dek ekibi onu taşıyorken, yeni tablo Erdoğan ekibi taşır hale geldi.
Sözü uzatmadan söylemek gerekirse, görevlerini sürdürmeleri yalnızca Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendilerini taşımayı sürdürmesine bağlı siyasi ve idari yetkililerin sayısı artıyor.
Yakın zamana dek Erdoğan’ın üzerinden yük alan, onu omuzlarında taşıyan hükümet üyeleri ve idari kadroların bir kısmı, artık Erdoğan’ın omuzlarına yeni ağırlıklar yüklemeye başladı. Yakın zamana dek ekibi Erdoğan’ı taşıyorken, ortaya çıkmakta olan yeni tablo Erdoğan’ın ekibi taşır hale geldiği izlenimini veriyor.
Örnekler verilebilir.
Dengir Fırat, AK Parti’nin birinci başkan yardımcısı olarak siyasette ağırlık taşıyan bir isim. Her türlü siyasi ve hukuki tartışmanın öncüsü görmeye alıştığımız Fırat, son bir kaç haftadır, ticari faaliyeti nedeniyle savunmaya geçmiş durumda. Bu enerjisinin tamamını parti siyasetine veremeyeceği anlamına gelir.
Ama biz gündemde fazla yer tutmayan bir konudan başlayalım. Kamuoyu o sırada bir gün sonra yapılacak Dengir Fırat-Kemal Kılıçdaroğlu tartışmasına odaklandığı için fazla dikkat çekmedi. Ancak MÜSİAD Başkanı Ömer Cihat Vardan’ın 24 Eylül günü heyetiyle Başbakan Erdoğan’ı ziyareti sırasında söyledikleri ilginçti. Hükümete TÜSİAD ya da TOBB tarafından gelen eleştiriler zaten AK Parti yönetimi tarafından ‘muhalefettir, yapar’ mantığıyla algılanıyor. Oysa MÜSİAD iş dünyasında hükümete en yakın kuruluşlar arasında yer alıyor.
Vardan’ın Erdoğan’a sunduğu raporda bakın ne deniyor:
“Muhtemel bir kabine revizyonu durumunda, ilgili birtakım bakanlıklara üretim, Ar-Ge, Ür-Ge alanlarını yakından bilen, üretimden gelen bakanların atanması çok faydalı olacaktır. Böylece ‘ekonomi, ağırlıklı olarak parasal ve mali politikalarla idare ediliyor, somut bir üretim vizyon ve stratejisi eksik’ şeklindeki bazı eleştirilerin önüne geçilecektir.”
MÜSİAD’ın kabinede görmek istedikleri kişilerin bir tek ismini vermediği kalmış, ancak bazı bakanlardan memnun olmadıkları anlaşılıyor. Bunların da Dışişleri ya da Savunma bakanları, ya da başında mühendis bulunan Enerji ve Ulaştırma bakanlıkları olmadığı ortada. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a da dokunmadıklarına göre, ‘ilgili bir takım bakanlıklar’ ile kastedilen fazla isim kalmıyor geriye. Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den fazla akademik kaldığı, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ın AK Parti tabanının taleplerine duyarsız kaldığı yolunda şikâyetler var gerçi, ama Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in hedefte olduğu söylenebilir. Ali Babacan altında uyumlu çalışan Hazine bürokrasisinin şikâyetleri artık yabancı yatırımcıların dikkatini çekecek boyutta.
İdarede de işin tadı kaçmaya başladı.
Almanya’da patlayan Deniz Feneri yolsuzluğunun Türkiye’deki yansımaları şimdiden idare üzerine gölge düşürmeye başladı.
Kendi içinden geldiği ve Almanya’daki skandala adı karışan Kanal 7’yi kayırma, Doğan grubuna hasmane bakma gölgesinde Zahid Akman ve onun başkanlığındaki RTÜK’ün aldığı kararların itibarı ne kadar yüksek olabilir? Akman bu kadar sarsıntı ardından hâlâ koltuğunda oturabiliyorsa, bunu Başbakan Erdoğan’ın hâlâ kalk dememesine borçlu.
CHP’li Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı iddia sonucu yardımcısı Şaban Dişli’nin AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı’ndan istifasına dur demeyen Erdoğan, Akman’a aynı rahatlıkta davranamıyor. Bunun nedeni Dişli’nin ne de olsa camiaya sonradan katılması, Akman’ın ise aynı mahallenin çocuğu olmasından gelen vefa ve güven duygusu mu? Yoksa aynı zamanda, Akman o koltuktan kalkarsa, birbiri ardına devrilen domino taşları gibi, siyaset ve bürokraside başka isimlerin de gündeme gelmesinden duyulan endişe mi? Neticede Gürhan, Akman ve Karaman gibi yolu bir şekilde Deniz Feneri, Kanal 7 ve ortaklık kurulan diğer şirketlerden geçen isimler belli.
Bizim henüz tamamen vâkıf olamadığımız ancak camiadan olanların mutlaka bildiği bu isimlerden şimdi siyaset ve bürokraside olanların gelinen aşamada artık Erdoğan’ın omuzlarından yük almaktan ziyade, yük olmaya başladıkları söylenebilir.
İlginç bir nokta daha var: AK Parti milletvekillerinden (tarafsız olması beklenen Meclis Başkanı Köksal Toptan dışında) bu konuda tek bir ses çıkmıyor. Acaba onlar da Abdüllatif Şener gibi görevdeyken harekete geçmeyip, ayrıldıktan sonra konuşmayı mı düşünüyorlar?