Durakta annelik dersi alınır mı?

Otobüs durağındayım. Yüzler aynı yüz. Senelerdir aynı insanlarla karşılaşıyorum. Çok azı otobüs durağını terk etmiş. Demek ki çoğu hala araba sahibi olamamış. Olsaydı bu otobüs durağında ne işleri vardı? Çünkü mesai saati zamanında durak çilesi katlanılmaz olur. Bir de kışsa hapı yuttunuz demektir. Son sürat giden arabaların sıçrattığı çamurlarla işe gitmeden banyonuzu yaparsınız otobüs beklerken.

Yine otobüs bekliyorum. Sabahın sekizi. Hayatta pek az rastlanılacak bir olayla karşılaşıyorum bu sefer. Bizim oralarda köpek gezdirme sevdası çok gelişmiştir. Sabahları genelde de kadınlar köpeklerini çıkarırlar dışarıya. Hava alsın ve çeşitli ihtiyaçlarını görsün diye. Biliyorsunuz evde köpek besleme mevzuu da bizim ülkemizde hayli tartışılan bir konu. Bazıları “evde köpek beslenir mi kardeşim, evin bereketi kaçar” diyor. Şunu da gözden kaçırmamak gerekir ki, toplumdan uzaklaşan ve apartmanların duvarları arasına sıkışan insan, yani kentleşmeyle birlikte yalnızlaşan insan, demek ki, evinde bir canlı olsun istiyor. Onları bu anlamda mazur görüyorum ben. Her neyse konumuza geri dönelim değil mi?

Evet, durakta beklerken yine bir köpekli kadın geçiyor kaldırımda. Bu sırada birden köpeğin hırladığını duyuyorum. Karşısında bir kedi. Ama öyle köpeği görüp kaçan cinsinden değil. Bırakın kaçmayı köpeğin üstünü üstüne gidiyor. Tüylerini kabartmış bir şekilde. Bir anda da olan oluyor, kedi köpeğin üstüne atlıyor, ama hiç böyle kızgın bir kedi görmedim. Etraftakiler bu iki hayvanı ayırmaya çalışıyorlar. Yanlış söyledim, kediyi ayırmaya çalışıyorlar köpekten diyecektim. Çünkü köpek resmen kediden korkmuş bir vaziyette, afallamış bir şekilde. Ama büyük bir çaba sonucu kediyle köpeği birbirinden uzaklaştırıyoruz. Tabii orada bulunan herkes aynı şeyi düşünüyor. Bu kedi niye kaçmadı, neden köpeğe saldırdı? Hatta bize bile saldırgan tavrını sürdürüyor hala. Biraz da korkmuştuk kediden açıkçası, kuduz olabilirdi.  İlginç bir durumdu. Anlamakta zorlanmıştık…

Düşünebiliyor musunuz, bir kedi köpeğin kafasına atlıyor ve başlıyor burnunu ısırmaya. O manzarayı fotoğraflayan biri belki de yılın fotoğrafı ödülünü alırdı ne dersiniz? Ama biraz sonra anlıyoruz ki, yılın olayına şahit olmuşuz aslında biz. Çünkü az sonra kaldırıma doğru yönelen kedi, küçük bir varlığın yanına gidiyor. O ana kadar kimsenin fark etmediği, daha gözlerini bile açmamış, belki de bir günlük bir yavru. Kedinin yavrusu… Bütün bu kahramanlıklar, annelik duygusunun cesarete dönüşmüş halinden başka bir şey değildi. Kedi, köpeği görünce ürkmüş, yavrusunu korumak için köpeğe saldırmıştı. Muhteşem bir manzaraydı. Çok duygulanmıştım, sadece ben değil orada bulunan herkes gerçekten  duygulanmıştı. Neredeyse gözlerinden damlalar süzülecek, özellikle de bayanların. Resmen durakta bir annelik dersinin tatbiki vardı. Biz de hayran hayran bu dersi izliyorduk.  

Annelik duygusunun çok ulvi bir şey olduğunu biliriz…

Ama buna  yakından şahit olmak beni çok etkiledi. O gün düşündüğüm tek şey şuydu: Annelerimizi her gün ve yeniden yeniden daha çok sevmeliyiz. Her kadını da eşimiz, annemiz, kardeşimiz, yoldaşımız olarak daha çok sevmeliyiz. Dinen de, ahlaken de bize yakışan budur. Bırakın dövmeyi, sövmeyi… Çünkü onlar gerçekten çoğu defa çok zayıflar. Çok istismar ediliyorlar. Düşünebiliyor musunuz, onun emeği en ucuz emek, bedeni sürekli sömürülüyor. Kadının üzerinden para kazanan bir çok kozmetik kuruluşu, medya kuruluşu adeta dev sektörler haline gelmişler. Kadını bir meta haline dönüştürmüşler. Ancak onlar bizi doğuran annelerimiz, bizim çocuklarımızın anneleri. Kadınlara  saygı duymayanlara ve gerekli şefkati göstermeyenlere bunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Onları korumak, kollamak bizim görevimiz. Çünkü onlar emanet.

Tabii bu arada hikayenin sonunu anlatmayı unuttuğumu zannetmeyin. Ben bütün bunları nasıl  düşünürken, anne kedimiz de bu sırada yavrusunun kulağından tutup onu yuvasına çoktan taşımıştı bile.

Anne kediye yavrusuyla sonsuz mutluluklar dileğiyle!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar