Doğan medyası Cumhuriyet'e benzedi!
Fehmi Koru'nun yazısında hedef "Cumhuriyet'e benzeyen" medya oldu...
Fehmi Koru / Yeni Şafak
Üzülürken sevinmek
Bir hafta sonu süren Ergenekon bağlamlı gözaltıların kopardığı gürültü medya yönünden nasıl bir tablo ortaya çıkardı? Çıkan tablo mutlu mu etmeli, üzmeli mi?
Ortaya çıkan tablo medyanın büyük çapta belli bir çizginin egemenliğinde olduğunu dışa vurdu, bu kesin. Cumhuriyet gazetesinin o bildik 'ideolojik' yapısı en belirgin renk, bugünün medyasında. Buna da şaşmamak gerekiyor:
Gazeteler ve televizyonlarda önemli koltuklarda oturanların büyük bir bölümü Cumhuriyet kökenli insanlar... Sınıf atlama fırsatı yakalayan bazısının büyük medya organlarına geçince kimliklerini de yitirecekleri düşünülüyordu; herkesle birlikte kendileri de üzülmelerine gerek olmadığını gördüler. Benekleri hâlâ yerli yerinde.
Bu ideolojik beraberlik özellikle Ak Parti iktidarının ikinci döneminde kendini daha fazla dışa vuruyor. Hürriyet gazetesi, hatta Milliyet bile, bir yıl öncesine kadar Cumhuriyet ile fazla bir benzerlik göstermezdi; bugün bu gazetelerin magazin eklerini çıkarınız, elde kalan ana gövdelerde Cumhuriyet gazetesinden pek fazla bir fark göremezsiniz. 'Göbeğini kaşıyan adam' ve 'bidon kafalılar' gibi 'ağır zekâ' ürünü hakaretleri düşündüğünüzde, Cumhuriyet, ötekilerden biraz daha kibar bile sayılabilir.
Ak Parti'nin iktidardaki varlığının medyada neden turnusol kâğıdı görevi gördüğü iyi bir araştırma konusu olabilir. Yüzde 36'dan 47'ye yükselişi ve Çankaya Köşkü'ne kendi içinden birini gönderişi hazmetmeleri beklenmezdi elbette; ancak bu süreçte daha dikkat çekici bir gerçek ortaya çıktı: Demokrasinin en temel şartı olan 'halkın doğrudan yönetimi' kalıcılık taşıyacağı görüntüsünü verdi. Halk-dışı müdahalelere kapalı bir demokratik sistem, istedikleri iktidarları oluşturup beğendikleri kişileri önemli koltuklara oturtmakta marifetli medya için yolun sonu demek.
Bir-ikisi dışında kâr etmeyen medya organlarını patronlar büyük zararlara rağmen niçin sahipleniyor sanıyorsunuz? Herkesten önce okuyabilmek için mi?
Benekleri hâlâ yerli yerinde, Cumhuriyet kadrosuyla doku benzerliği bulunan, patronlarının hükümet kurup hükümet yıkma zevkini karşılayamayan yöneticiler elindeki medya son bir yıldır “Batsın bu dünya” şarkısını söylüyor. Varolan dünya batarsa onun küllerinden kendi işlerine yarayacak yeni bir düzen çıkabilir umuduyla...
“Hafta sonunda yaşananlardan ortaya çıkan medya tablosuna üzülmeli mi, yoksa sevinmeli miyiz?” sorusunun cevabı yukarıda yok. Demokrasiye bir bütün halinde sahip çıkan çok sayıda gazete ve televizyon kanalı olmayabilir bugün, ancak eğilip bükülmeye asla razı olmayacak demokrat yöneticiler ve yazarların varlığı bu son gelişme sırasında daha görünür bir hal aldı. Yılmadan, usanmadan doğruları yazmakta ısrarlı yazarlar ile gazetelerini silâh olarak kullanmaya yanaşmayan yöneticiler varolduğu sürece, ülkemizi demokrasi rayından çıkarma çabaları sonuç vermeyecektir.
Kuru gürültüye bu kez pabuç bırakılmayacağını herhalde onlar da anladılar.
Hiçbir ülkede demokrasi tepeden inmedi; halkın zorluk ve sıkıntılara tahammül etmesi, aydınların fedakârlıkta bulunmaları gerekti demokrasiye kavuşmak için... Türkiye de böyle bir süreçten geçiyor işte ve sahtesinin yerini hakikisi aldıkça, pek çok sözde demokrat yüzündeki maskeyi çıkarmak, beneklerini kapatmak için sürdüğü boyayı silmek zorunda kalıyor. Kim demokrat, kim değil, kim kimlerle ittifak halinde daha kolay görebiliyoruz.
Gazetelerin okuyucuları ve kanalların izleyicileri için de ilginç bir karar verme süreci olursa bu yaşananlar, hiç şaşırmayalım: Sahtesini okumaktansa bodoslama demokrasi-karşıtı gazeteleri tercih edebilir bazı okurlar; okuduğu gazeteyi ve izlediği kanalı 'demokrat' sananlar da kendi durumlarını gözden geçirip yeni tercihlere yönelebilirler.
Üzülecek bir durum yok, görüyorsunuz; sevinebiliriz bile...