Dini isimlerle de parti kurulsun!
Avrupa'dan örnek veren Eygi, Türkiye’de de dini parti kurulmasını istedi
Mehmet Şevket Eygi-Milli Gazete
Bir Anarşist diyor ki...
"Gün Zileli’nin “Çağlayan’daki çılgın kalabalık” başlıklı yazısını okudum. (2 Mayıs 2007, acikgazete.com). Yazılmasından bu yana on ay geçmiş olmasına rağmen çok ilginç, çok ibretli bir yazı. Tamamını buraya almak isterdim ama yerim müsait değil. Bazı paragraflarını alabiliyorum...
Diyor ki:
“Türkiye’de, olur olmaz yerlere cami yapılmasına karşı çıkabilirsiniz. Ama olur olmaz yerlere Atatürk heykeli yapılmasına karşı çıkmak biraz zordur. Türkiye’de dinsiz olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Ama Atatürk’e karşı olduğunuzu söylemek biraz yürek ister. Türkiye’de bir kadının başı açık olduğu için herhangi bir idari soruşturmaya uğradığını duymadım. Ama türban takmak devlet dairelerinde, üniversitelerde idari soruşturmaya uğramanıza yol açabilir.
Zirvedekilerin Çankaya’yı ele geçirmek için tepişmeleri beni hiç ilgilendirmiyor. Bir anarşist olarak beni ilgilendiren, Çankaya’nın bütünüyle ortadan kalkması, yani devletin sona erip, yerini özgür halk komünlerinin almasıdır. Uğrunda gerçekten mücadele edilmesi gereken amaç budur benim için.
Dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelen lâiklik de beni ilgilendirmiyor. Bir tanrıtanımaz ve dinsiz olarak beni ilgilendiren dinsel önyargıların insanların zihninden ve yüreğinden bütünüyle silinip gitmesidir. Elbette bu zorla olmaz. Uzun vadeli bir uyanış ve bilinçleniş sürecidir bu. Bir tanrıtanımaz ve dinsiz olarak nasıl dinsizlik hakkını savunuyorsam, bir dindarın inanç özgürlüğünü de sonuna kadar savunurum. Lâikliği savunan birisinin dinsel baskıya uğramasına da aynı kararlılıkla karşı çıkarım. Keza, Malatya’da olduğu gibi, Hıristiyanlık propagandası yapana, İslâmî bağnazlığın yaptığı saldırıya da direnirim. Özgürlükçülük bunu gerektirir.”
Söylemeye hacet yok, Zileli bir anarşist, yani ne Tanrı tanıyor, ne de devlet. Devletin ortadan kalkmasını, onun yerine özgün komünler kurulmasını istiyor. Böyle bir istek, arıların kraliçe arıyı bırakıp, biyolojik düzenlerini bozup, arı komünleri halinde yaşamasını ve bal üretmesini istemeye benziyor. Mümkün değil!..
Türkiyemizde artık bütün inançlar, görüşler, düşünceler, ideolojiler sergileniyor ve tartışılıyor. Yüzde yüz mü? Hayır, bence yüzde 51. Bu da büyük bir gelişmedir. Lâkin bazı tabular ve yasaklar titizlikle ve fanatik bir şekilde devam ettiriliyor.
Ülkemizde resmen Komünist Partisi bile kuruldu ama dindarların dinî isimlerle parti kurmaları yasak. Böyle bir şey eşitlik ilkesine uyar mı? Almanya’da, İtalya’da Hıristiyan Demokrat Partileri var...
Atatürk’ün 1935’te kapattırdığı Mason locaları 1947’de yeniden resmen açıldı. Müslümanların tarikatları, dergahları, zaviyeleri, tekkeleri hâlâ kapalı. Bir milletvekili, bunların açılması için bir kanun teklifi verse veya Meclis’te bir konuşma yapsa, siyasî kariyeri biter...
Atatürk konusu da tabu. İç ve dış arşivlere inip, belgeleri inceleyip, objektif bir araştırma yapamazsınız. Profesör Atilla Yayla’yı biliyorsunuz.
Lâiklik konusunda da serbest konuşmak çok zor. Adamlar ve kadınlar tutturmuşlar lâiklik lâiklik diye haykırıyorlar. Yahu bizde gerçek mânâda lâiklik yok ki... DEVLET DİNİ sistemi var, onlar hâlâ lâikliğe uzanan elleri kıracağız diyorlar. Sen önce lâikliği getir, ondan sonra onu koru. Olmayan bir şeyi nasıl koruyacaksın?
Gün Zileli, “Bir dindarın inanç özgürlüğünü de sonuna kadar savunurum...” diyor. Söz güzel ama bir anarşist olarak bunu hayata uygulayabilmesi nasıl mümkün olacaktır?
Zileli yazısının sonunda Sivas’taki Madımak Oteli faciasında canlarını kaybedenlerden bahs etmiş. Keşke, o hadiseden birkaç gün sonra Erzincan’ın Başbağlar köyünde, camiden çıkarken kurşuna dizilerek öldürülen 33 masum vatandaştan da bahs etmiş olsaydı.
Sivas hadisesi, öyle bazılarının sandığı gibi Müslümanların tertiplediği bir kıyım değildir. Ortada bir tertip, tahrik (kışkırtma), senaryo vardır ama bunu derin güçler hazırlamışlar, bir kısım Müslümanları heyecanlandırıp, provoke ederek faciayı gerçekleştirmişlerdir. Müslümanlar kullanılmıştır. Derin güçler, istemiş olsalardı Sivas faciasını pek âlâ önleyebilirlerdi. Önlemediler, aksine kışkırttılar. Maraş hadisesi de öyledir.
Şu husus da var: Sivas faciası olunca kolluk kuvvetleri ve adalet hemen harekete geçti, mahkemeler kuruldu ve idam cezaları verildi. Başbağlar faciasında katiller yakalanmadı, dosya rafa kaldırıldı.
Herkes yazsın, konuşsun... Hakaret edilmesin... Şiddet, fitne ve fesat, terör SOMUT şekilde teşvik edilmesin, kışkırtılmasın... Bir hakikat kalmasın Allahım âlemde nihan (gizli)...