Darbeye karşı çıkacak bilinç oluşmalı

Darbeye karşı çıkacak bilinç oluşmalı

“İttihat ve Terakki’den Günümüze Darbeler ve Adalet Arayışı” panelinde yüzyıla damgasını vuran askeri müdahaleler ve yargı darbeleri konuşuldu.

Mazlumder Konya Şubesi tarafından düzenlenen “İttihat ve Terakki’den Günümüze Darbeler ve Adalet Arayışı” konulu panel, Alaaddin Keykubat Salonu’nda gerçekleştirildi. Mazlumder eski Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu ve Araştırmacı Yazar İhsan Eliaçık’ın konuşmacı olarak katıldığı paneli gazetemiz eski yazarlarından Dr. Hasan Hüseyin Uysal yönetti.

 

DEĞİŞİMİ TOPLUM GERÇEKLEŞTİRECEK

 

Panel öncesi bir selamlama konuşması yapan Mazlumder Konya Şube Başkanı Mustafa Akmeşe, Türkiye tarihinde yaşanan sık darbeler nedeniyle insanların sindirildiğini, gerilim ve baskı politikaları üreten merkezlerin korku pompalayarak toplumu zayıf düşürdüğünü söyledi. Yıllardır aynı konuları konuşmaktan ve tartışmaktan insanların bıktığını ifade eden Akmeşe “Kapalı kapılar arkasında oynanan oyunlar, üretilen senaryolar; akla ziyan gelişmelerle bir bir ortaya çıkıyor. Yıllardır düşünce adamları darbelerin ve darbecilerin hışmına uğruyor. Onların da doğup büyüdükleri ülkelerinde ‘adam gibi’ yaşama hakları vardır” dedi.

 

Türkiye’de 20. yüzyılın darbeler tarihi olarak anılacağını belirten Akmeşe “Neden hep sırtımızda birilerinin yumruğunu hissedelim. Nerdeyse son 7 yılda 7 örtülü darbe gördük. Türkiye artık bu ağırlıkları taşıyamaz hale gelmiştir. Herkes ‘halimiz nicedir’ diye sormak zorundadır. Çünkü değişimi gerçekleştirecek olan toplumun kendisidir” diye konuştu.

 

DARBELER İDEOLOJİK BİR HÜVİYET KAZANDI

 

İttihat ve Terakki dönemiyle birlikte başlayan baskıcı tutumun 100 yıl sonra bile devam ettiğine dikkat çeken panel yöneticisi Dr. Hasan Hüseyin Uysal da darbeleri ‘klasik’ ve ‘yargı darbeleri’ diye ikiye ayırdığı açış konuşmasında İttihat ve Terakki ile birlikte darbelerin ideolojik bir hüviyet kazandığını belirterek “Siyasi iradeyi baskı altına alan bu darbecilerle gerçek darbeler dönemi başlamış oldu. O tarihten bu yana da darbeler, insan tekini ve toplumu hırpalamış, mağdur etmiştir. Korku ve baskı mekanizmalarını iyi çalıştıran darbecilere karşı, toplum olarak ‘kendimi nasıl tankların önüne atarak darbecilere karşı durabilirim?’ diye kendimize sormadıkça ve böyle bir bilinç oluşturmadıkça adalet esaslı bir yönetim gelmeyecektir” dedi.

 

İTTİHAT VE TERAKKİ YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR

 

İttihat ve Terakki’nin 1908’de sözde Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan devrim sonrası 1918’de kısa kesintilerle otoritesini sağlamlaştıran bir siyasal hareket olduğunu tarif ederek sözlerine başlayan Yılmaz Ensaroğlu ise o tarihten bu yana toplumun; halk iradesini hiçe sayan, dayatmacı İttihat ve Terakki politikalarıyla karşı karşıya bulunduğunu söyledi.

Uzun konuşmasında İttihat ve Terakki ile başlayan dönemin kronolojik analizini yapan Ensaroğlu, Enver, Talat ve Cemal paşaların tam bir askeri darbe olan Bâb-ı Âli baskınıyla maceracı siyasetlerini taçlandırdıklarını ve tümüyle iktidara gelen İttihat ve Terakki’nin reddi miras anlayışıyla Osmanlı’nın yıkılmasına ve parçalanmasına zemin hazırladığını söyledi.

 

ERGENEKON DA İTTİHATÇILIKTAN BESLENDİ

 

Ensaroğlu, İttihatçılıktan esinlenen ve o gelenek zihniyetinden hayat bulan Ergenekoncuların da tıpkı geçmişte olduğu gibi halk arasında ikilik yaratarak, kargaşa çıkararak mevcut siyasi otoriteyi alaşağı etmek ve kendi güdümlerinde hareket edecek bir yönetimin gelmesini sağlamak istediklerini kaydetti.

 

İttihat ve Terakki ile başlayan darbelerin 28 Şubat’ta postmodern bir hale dönüştüğünü hatırlatan Ensaroğlu “Maalesef, postmodern 28 Şubat darbesi halkı köleleştirmiş, halk bu darbe sonrası önemli bir savrulma yaşamıştır. Toplumdaki islami bilincin kırılmasında bu darbenin çok önemli rolü vardır” dedi.

 

27 Nisan e-muhtırası karşısında Hükümet’in önemli bir direniş sergilediğini de vurgulayan Ensaroğlu, darbeler döneminin sona ermesi için bundan sonra yaşanacak benzer girişimlere karşı halkın direnişinin yeteceğini kaydetti.

Konuşmasında daha çok “halkın adalet arayışı” üzerinde duran yazar İhsan Eliaçık da Akdeniz havzasında iktidarın barışçı yollardan el değiştirmesi kültürünün oluşturulamadığına dikkat çekti. Eliaçık “Emevilerle başlayan saltanat döneminde Sultanların ‘Allah’ın nimeti’ sayesinde iktidara geldiklerine inanmaları ve toplumu bu inanca zorlamaları, bitmek bilmeyen saltanat kavgalarını ortaya çıkarmıştır. Darbelere dini fetvaların verildiği bir dönem başlamıştır. Bu coğrafya maalesef böyle bir siyasal kültür üretmiştir” şeklinde konuşarak bugünkü yönetim kavgalarının çıkış noktasını göstermiş oldu.

 

EN ‘GEVŞEK’ MÜSLÜMANLAR

 

Dinin mihverinde iki önemli kavramın ‘hak’ ve ‘adalet’ olduğuna vurgu yapan Eliaçık “Bu inançla yeryüzünde hak ve adaletin Müslümanlardan sorulması gerekmektedir. Ancak ne yeazık ki bugün bu konuda en gevşek Müslümanlardır. Bu gevşeklik devlet anlayışına da sirayet etmiştir. Devlet kendini koruma adına halkın halk arasında adaleti sağlayamaz, hakkı gözetemez duruma gelmiştir. Af yasaları adı altında kul hakkına tecavüz etmiş hırsızların, ırz düşmanlarının salıverilmesi bunun en bariz örneğidir. Devlet ancak kendisine karşı gelinmesini affetmiyor. Bu anlayışın, saltanat döneminin ‘Sultana karşı gelme de ne yaparsan yap’ anlayışından hiçbir farkı yoktur” dedi.

Eliaçık, Medine Sözleşmesi ve Veda Hutbesi’yle hak ve adalet açılımları yaparak sözlerini tamamladı.

Memleket