Darbenin merkezi artık DEĞİŞTİ
Kışlalı, rejimi korumak ve taraf olmak işinde devreye girecek yeni merkezi yazdı..
M. Ali Kışlalı / Radikal
Kılıç'ı doğru anlamak
Ülkenin, görünür geleceği için yaşamsal önemde kararları almak üzere çalışan ve bundan dolayı da günün en dikkate değer kurumu olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın geçen hafta yaptığı konuşmanın üzerinde, bu kurumun misyonu ile orantılı olarak, dikkatle durulmadığını düşünüyorum.
16 sayfalık konuşmanın, bir-iki istisna dışında, gazetelerin başyazarlarınca bile okunduğundan kuşkuluyum. Konuşmayı haber haline dönüştüren kimi muhabirin ise konuşmanın karmaşık ama önemli boyutlarını kavramadan yazdıklarının gazete yetkililerince gereken kontrolden geçirilmeden yayımlanması ise meslek adına ayrı üzüntü vesilesi.
Özal tarafından seçilmiş olup, eşinin türbanı ve bugüne kadar çeşitli vesileyle verdiği muhalefet oyları dolayısıyla tartışma konusu yapılan Kılıç'ın uzun konuşmasının sadece medya mensuplarınca değil, uzman hukukçular tarafından da irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Anayasal rejimin korunmasında yaşamsal hukuki misyonu olan bu kurumun daha iyi anlaşılması için.
Hukuk eğitimim ve bunca yıllık meslek deneyimim bana, karmaşık konuşma hakkında, sadece birkaç noktaya dikkat çekme olanağı sağlıyor.
27 Mayıs ihtilâlinin, o zaman bir anayasa mahkemesi olsaydı, yapılması kaçınılmaz olur muydu? diye düşünüyorum.
Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki başkanları gibi, Haşim Kılıç da bu yüce kurumun misyonunu, kuruluş yıldönümündeki ziyaretinde, Anıtkabir defterinde şöyle tarif ediyor: "Yüce Atatürk, kurduğun ve niteliklerini belirlediğin Cumhuriyet'e bağlılığımızı ve sana olan şükran duygularımızı yinelemeye geldik. Anayasa Mahkemesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da laik, sosyal, demokratik hukuk devletinin niteliklerinin gerçekleşmesinde üzerimize düşen yükümlülükleri özenle yerine getirmeye devam edeceğiz."
Sadece bu kayıt bile bu yüce yargı organının varlığının temel sebebinin ne olduğunu göstermiyor mu?
Kılıç bu temel görevi yerine getirirken, dikkate aldıkları hususları çok geniş şekilde ifade edince, sanki amaç hakkında ortada tartışmalı bir konu varmış düşüncesi de yaratabiliyor.
Eğer konuşmasını dikkatle ve gerektiğinde uzman yardımına başvurmadan okumaya kalkarsanız.
İşte bu noktada Anayasa Mahkemesi'nin deneyimli, mesleklerinin üst noktasına çıkmış olan yargıçlarının tarafsızlıkları ve bağımsızlıkları gündeme geliyor.
Bağımsızlıklarına bir diyecek yok. Kararlarında kendilerini oraya seçenlerden icazet almak zorunda değiller. Ama tam tarafsız olmaları beklenmeli mi?
Kılıç, Anıtkabir defterine misyonlarının ne olduğunu yazmadı mı? Amaç belli; Atatürk prensiplerine göre düzenlenmiş anayasal rejimi korumak.
Rejimin değiştirilmesi önerilemeyecek temellerinin ihlâli iddia edildiğinde bu iddiaların, taraf oldukları, savunma durumunda oldukları temel kurallara göre doğru olup olmadığını incelemek görevleri değil mi?
Yargıçların görevi yasaları uygulamak değil mi?
Kılıç konuşmasını kişisel olmaktan ziyade diğer Anayasa Mahkemesi yargıçları adına da, onların onayını alarak, yapmış olmalıdır.
Şimdiye kadarki geçmişte Atatürk prensipleriyle kurulmuş Cumhuriyet'in bu vasıflarıyla korunmasından daha ziyade Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sorumlu olduğu düşünülürdü. Genelkurmay başkanları "Bu prensiplerin korunması söz konusu olduğunda biz tarafız" derlerdi.
Şimdi anayasal rejimin korunması misyonunu öncelikle yüksek yargının ön planda yüklendiğini görüyoruz.
Onun için de artık TSK yerine Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı kurumları anayasal rejim karşıtlarının eleştirilerine hedef oluyor.