Dağda Gül
Bana dediler ki yıllar önce, belki çok eski zamanda, belki de şu yakın çağlarda dağ köylerinden birinde bir aile yaşarmış. Mutlulukları gayet iyi, yaşamları da oldukça güzelmiş. İsmail Detseli'den bir güzel hikaye daha...
İsmail DETSELİ
Bana dediler ki yıllar önce, belki çok eski zamanda, belki de şu yakın çağlarda dağ köylerinden birinde bir aile yaşarmış. Mutlulukları gayet iyi, yaşamları da oldukça güzelmiş. Hayat böyle devam ederken bir gün evin hanımı hastalanır. Ve o mutlu yuvasını, kocasını, çok sevdiği biricik kızı Ferdane’yi bırakıp Hakk’ın rahmetine kavuşur. Köyün bayağı sevilen kişisi olan Selim’in yuvası hanımsız, Ferdane de anasız perişan olurlar. Bir gün komşu büyükler toplanırlar derler ki, bu Selim’in derdine derman olalım, buna münasip bir hanım arayalım derler. Ararlar fakat köylerinde Selim ve kızı Ferdane’ye layık bir dul veya kız hanım bulamazlar ve başka köylerden aramaya karar verirler. Nihayet oldukça uzak ama tanıdıkları bir köyden münasip birini bulurlar. Bulurlar da hanım duldur. Bir de üç dört yaşlarında bir oğlu vardır. Eğer Selim oğlanı da kabul ederse bu iş olur derler. Selim her ne kadar istemese de çaresiz kadının çocuğunu da kabul eder. Benim de o yaşlarda bir kızım var ikisini de geçindirir gideriz der ve her iş tamam olur. Hanımı Elvan dede köyüne getirirler.
Selim’in evinde hayat birkaç ay tatlı devam eder, hanımla Selim’in arası iyi, kız çocukla oğlan çocuğun arası da ufak tefek kavgalarla iyi, ama gelgelelim Selim’in yeni hanımı Sultan’da bazı değişiklikler başlar. Selim bunlara bir anlam veremez, ama durumun da farkındadır. Çünkü yeni hanım Sultan üvey kızına çok işkence etmektedir her akşam selime Ferdane’yi şikâyet eder ve nihayet üvey analık kinini kusar bir gün derki, bu kızı bu evden uzaklaştır. Dağa taşa götür öldürür müsün dağda mı bırakırsın ne yaparsan yap ya bu kızı atacaksın evden yâda ben evi terk ederim der.
Selim gece gündüz düşünür ve yuvasının bir daha yıkılmasına gönlü razı olmaz hanımın sözünden çıkamaz kızını ormana götürüp terk etmeyi düşünür.
Her sabah kalkar kızım hadi dağa odun kesmeye gidelim. der giderler kızı bir türlü atlatıp dağda bırakıp gelemez her gelişinde akşam sultan kadın ne oldu yine bunu niye getirdin diye sorar? Oda napayım bir türlü atlatamıyorum dermiş bir gün üvey anne kocasına şöyle der.
Eğer sen bu kızı bugünde geri getirirsen onu ben elimle öldürür, suçu da sana atarım canını yakarım bu çocuğa artık tahammülüm yok der. Selim o gün sabaha kadar düşünür ve şöyle bir şey aklına gelir evden bir kurumuş içi boş su kabağı alır kızını ve merkebini Patla sını da alır dağın yolunu tutar. Getirdiği kabağı dağda büyükçe bir ağacın tepesine bağlar. Ve kabak rüzgâr ın etkisi ve ağacın yüksek olması sebebi ile tak taaak ağaca vuruyormuş. Kızı odun kestiği yerden uzakta bırakan baba kızım ben odunu keseyim seni çağırayım buradan gidelim der oda olur baba ben de eşeğimize bakayım der kabak tak tak ettikçe kız babasını hala odun kesiyor zanneder, vakit hayli ilerlemiştir. Kız o tak tak ses çıkaran o ağacın yanına gelir birde ne görsün ağaçta kabak takılıyor baba kızını dağa terk etmiştir. Küçük ferdane çaresiz başlar ağıtlar söylemeye ve şu sitemkâr dörtlüğü söyler.
Tak tak eden kabacığım
Beni aldatan babacığım
Rabbim ıssız dağ başında
Şimdi ben ne yapacağım
Diyerek böyle ağlarken oracıkta tekrar uyuya kalır ve uyandığında kendisini büyükçe bir kayanın altında piri fani aksakallı bir ihtiyarın şefkatli kollarında bulur. İhtiyar korkma güzel meleğim, ben sana burada bir ev yapacağım sen bu evde oturacaksın seni bütün tehlikelerden koruyacağım,
Allah’ın izni ile sana hiç zarar gelmeyecek seni bu yalnızlığı reva görenler elbette cezasız kalmayacak der. Bulundukları kayanın az aşağısında bir çeşme vardır. Çeşmenin önünde bir kurnası vardır.(suların biriktiği bir yer) Güneş kurnaya vurdu mu o suyun berraklığı etrafı aydınlatırmış.
İhtiyar kızım sen şu çeşmeden su taşı bende sana ev yapayım ismi kız yapısı olsun der ve inşaata başlar duvarı o büyük kayaya yaslar kız su getirir oda kısa sürede bir kişilik güzel ev yapar. Ev yaptığı kayanın tam karşısında o yöreye has bir meşe ağacı vardır ağaç çok geniş gövdelidir yaprakları yeşil ve (alazlama) yani çok büyük yapraklıdır ağacın gövdesi de diğer meşe ağaçlarına göre daha yumuşaktır o ağaca yörede (kasnak meşesi derlermiş. İhtiyar kızım bu evin şu çeşme sana ait burada banyo yapacaksın kimseye görünmeyeceksin acıkınca bu sudan içeceksin, susayınca yine bu sudan içeceksin, eğer su içerken banyo yaparken birisi ne rastlarsan eve gelmeden bu koca meşe ağacından yardım isteyecek sin.ve şunları
Üzerime kol kanat ger
Gövdende bana yer ver
Tehlike var ey gül bahçem
Tez kapılarını bir açıver
Diyeceksin o açılıp seni gövdesinde gizleyecek.
Ve sana bir pencere açacak, sen tehlikenin gidip, gitmediğini, göreceksin, tehlike gitti mi?
Güzel bahçem kucak açtı
Tehlike bizden uzaklaştı
Güzelliği koruyan meleğim
Bırak ben evime gideyim.
Diyeceksin böylece burada yaşamını sürdüreceksin, ben seni hep gelip gözetleyeceğim. Zaman duracak sen büyüyeceksin sana neler göstereceğim deyip gözden kaybolmuş.
Zaman durmuş mudur bilinmez amma ihtiyarın dedikleri hep gerçek olmuş bizim ferdane acıkınca su içmiş o. çeşmeden susayınca su içmiş o çeşmeden. Banyo yapmış o çeşmeden kısa zamanda serpilmiş dünya güzeli bir kız oluvermiş.
Bir gün yine ihtiyar yanına gelmiş ferdane ye kızım sana artık ben bir isim takacağım, bundan sonra senin ismin dağda gül olacak, tamamı der, tamam, güzeller güzeli dedem de, beni hiç gören yok bana kim dağda gül diye seslenecek,
DEDE
Sen gül olup biteceksin
Bir ağaca gireceksin
Zaman sana kısa olacak
Tez murada ereceksin
KIZ
Dağda güller hoş kokuyor,
Yaz bitecek kış oluyor,
Kalbimde bir kor yanıyor,
Bu ateş nicedir dedem.
Deyince dede, zaman yaklaştı ve çalışmaya başladı gör neler olacak deyip yine aniden gözden, kayboluvermiş.
Biz dönelim ferdanenin doğduğu Elvan dede köyüne kızını dağda bırakan Selim köylülere kızını kurda kaptırdığını ve kızının izini bulamadığını ağlıya ağlıya söyler ve köylüleri de kendisine inandırır ve kız unutulur gider. Selimin başka köyden kendisine hanım kızına ana olarak getirdiği ve yanında birde oğlu olan zalim Sultan kadının oğlu da büyümüş koca delikanlı olmuş ve bazı eski olan olayları da hatırlayarak anne sine ve üvey babasına büyük bir kin taşımaktadır. Ona da kızı kurt yedi demelerine rağmen o bu yalana pek inanmış görünmemektedir.
Oğlan her gün elinde bir silah dağlara ava gitmektedir. bir gün yolu bizim ferdanenin kız yapısının ve o berrak çeşmenin olduğu yere düşer ve uzaktan dünya güzeli kızı banyo yaparken görür. Hemen o tarafa koşar koşarda tehlikeyi sezen ferdanenin gül bahçesi o geniş yapraklarından sesler çıkararak ferdaneye haber verir ve ferdane kaçar eve yetişemeyeceğini anlayınca ey gül bahçem açıl der ve ağacın gövdesi açılır ferdane içersine girer. Amma eteğinin bir kısmı dışarıda kalır. ferdanenin analığının oğlu cihangir başlar, ağıt söylemeye çünkü öyle derinden kıza vurulmuştur ki aklı başından gitmiştir
OĞLAN
Gördüm sima na vuruldum
Arkandan koştum yoruldum
Zorla eteğinden tutundum
Kimsin bana söyler misin?
KIZ
Bende beni bilmiyorum
Şu an seni görmüyorum
Bir karar veremiyorum
Bana zaman tanır mısın?
Oğlan
Buraya her gün geleceğim
Belki de uğrunda öleceğim
Seni kimden isteyeceğim
Bana bir şey söyler misin?
Kız
Şu an bir cevap veremem
Sen gel desende gelemem
Bendemi âşık oldum bilemem
Bana az mühlet verir misin?
Oğlan
Çok uzun mühlet isteme
Ne olursun hayır deme
Ok saplandı şu sineme
Gelip şu ok u çeker misin?
Kız
Dağda gül her hal senindir
Bu dağlar benim evimdir
Bir ermiş dede bekçimdir
Senden ona bahsederim
Oğlan
O bekçi dedeyi bir göreyim
Sakalına yüz süreyim
Seni ondan isteyeyim
Yoluna canımı vereyim
Kız
Bu gün git de sonra bir gel
Dedem olur derse eğer
Böyle istediyse kader
Yuvamızı kuralım derim.
Bu konuşmalardan sonra oğlan bir hayli oralarda bekler amma gül bahçesi Ferdane yi dışarı bırakmaz çünkü dededen öyle emir almıştır.
Nihayet karanlık çöker oğlanda mecburi köyüne döner. Dönerde aklıda ormandaki kızda takılı kalır. Ertesi sabah erkenden yine ormanın yolunu tutar. Ferdane oğlanın geleceğini bildiği için yine gül bahçem dediği ağaca girmiştir akşamda dedesinden fikir almıştır. Büyük ümitle gelen
OĞLAN
Uyku girmedi gözüme
Ağrılar girdi dizime
Sordunuz mu dedenize
Acaba neler dedi güzel
Diye seslenir. Hemen kızdan cevap gelir.
Kız
Benim ismim Ferdanedir
Yaşantım bir efsanedir
Annene sor o iyi bilir
Bende sizin köylerdenim
Deyince oğlan biraz sevinir. Ve hemen bir dörtlük atar.
OĞLAN
Bu dağların yıldızısın
Hem güneşi hem ayısın
Kurban olayım gizli dilber
Söyle sen kimin kızısın
Kız
Elvan dedede doğdum amma
Çok baktım daldaki kabağa
Ne yaptım da zalim anana
Çok gelecek daha ayağıma
OĞLAN
Elin anası ele ana olmaz
Olsa da yarasını sarmaz
Annenin yaptığı hatayı
Yaratan oğlundan sormaz
Kız
Anan babama emir verir.
Kabak dalda durmaz vurur
Sanırım dedem beni zor verir.
Boşuna heveslenmesen derim.
Oğlanın heyecanı bir kat daha artar ve ferdaneyi göremeyince olanları anlatmak için hemen köye döner ve anasına babalığına olan biteni anlatır ve derki tez giyinip kuşanın o kızı bana istemeye gideceksiniz eğer onu bana almazsanız canıma kıyarım sizlere de kıyarım der.
O gece yine dağda gül dedesi ile konuşur ve dedesi derki yarın sana gelecekler.
Herkes vazifesini suçunu yaptığını burada öğrenecek, ben bu işler için yaratılmadım kötülüğü hiç istemem yalnız suçluların cezasız kalmasını da istemem burada yarın kozlarınızı paylaşın suçlular cezasını bulsun sevenlerde muradına ersin.
Deden bir başka mazluma yine yardım etsin var yüzün hep gülsün dağda gül der ve oradan ayrılır. Bir başkasına Hızır gibi yetişmeye gider. Ertesi gün oğlan anasını ve babalığını (ferdanenin babasını) alır ve dağa gelir. Ferdane ağaçtan çıkar dünya güzeli bir kızdır. Selim kızım seni kimden isteyeceğiz deyince ferdane
Senden istenecektim amma buna layık olamadın onun için beni benden isteyeceksiniz. Bende çok gaddarım eğer cihangir beni alacaksa. Seni şu ağaçtaki kabağın yanına asacak. (Ferdane yanından hiç ayırmadığı ve sürekli sakladığı kendisini aldatan kabağı ağacın yüksek bir yerine asmıştır.) Sultan hanımını da kör bir bıçakla kesecek herkes dünyada cezasını çekecek bende bunları yapınca cihangir e varacağım der.
Oğlanın dağda gülün aşkından gözü dönmüş babanın üstüne yürür baba suçunu bilir. Ve Cihangir bir şey yapmadan ağaca çıkar kabağın yanından yere atlar ayağı kırılır. Zalim Sultan kadın şaşkın şaşkın bakarken aklı başına gelir kaçmaya başlar, amma oğlu arkasından yetişir ve annesini tam boğazından kesecekken dağda gül yanına varır. İnsanların vereceği ceza Allahın vereceği cezanın yanında sönük kalır gel senin katil olmana gönlüm razı değil der. Oğlanı anasından uzaklaştırır. Kadın hicabından boynunu büküp giderken enteresan bir olay meydana gelir. Kızı gövdesinde saklayan gül bahçem dediği meşe ağacı gövdesini açar ve zalim sultan kadını vücudunun içine alır, sıkar ve canını çıkarır. Sonrada dışarı atar. Ağacın bir tarafında dağda gülün resmi bir diğer tarafında da o zalim sultanın resmi yıllarca birisi insanlara güler. Birisinin resminden de gören insanlar nefret eder korkarmış. Bundan sonra o yörede o ağaca KARA KURU ağaç derler çünkü kızdan yanı yemyeşil olan ağacın kadından yanı kupkuru olmuş ve kadının ölüsüne bile ağaç su vermemiştir.
Cihangirle dağda gül (ferdane) evlenip murat bulmuş
Baba yaptığından pişman ve utanır olmuş.
Yine dağa terk ettiği kızının yanında kalmış
Buda bize ibret dolu bir masal oluvermiş.
Onlar ermiş muradına
Biz çıkalım kerevetine
Şair İsmail desteli ev 07 08 2005